Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan; yerel demokrasi, “Kent Uzlaşısı” soruşturması, kayyım uygulamaları, yeni anayasa ve barış süreci tartışmaları ile cezaevindeki edebi ve müzikal üretimleri gibi pek çok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.
bianet’ten Evrim Kepenek’e verdiği kapsamlı röportajda hakkındaki imar ve kamu menfaati iddialarına da somut örneklerle açıklık getiren Şahan, “Ben şehir plancısıyım, planı bir rant cetveli olarak değil, kentin ortak yaşamını düzenleyen kamusal bir araç olarak görürüm. Bu yüzden bir plan hükmünü uygulamak da bir ruhsatı vermemek de teknik bir tercih değil, siyasi bir karar. Ama siyasi demek keyfi demek değil. Kent adına, kanunun çizdiği sınırın içinde karar vermek demek” ifadelerini kullandı.
‘Bir yandan siyasete davet ediyorsun, öbür yandan siyaset yapanı yargılıyorsun’
Şahan ayrıca, çözüm ve barış süreci tartışmalarına dair de dikkat çekici mesajlar verdi. Siyasetteki mevcut çelişkilere vurgu yapan tutuklu Başkan, “Ankara’da silahların bırakılması ve siyasetin demokratik alana taşınması konuşulurken, İstanbul’da zaten siyaset yapan insanlar terör soruşturmasının konusu yapıldı. Bir yandan siyasete davet ediyorsun, öbür yandan siyaset yapanı yargılıyorsun. Davetiye ile tutuklama talebi her ne hikmetse aynı postayla geliyor” ifadelerini kullandı.
‘Kent Uzlaşısı, en somut yerel barış deneyimi’
“Kent Uzlaşısı” dosyasının kriminalize edilip suçlama konusu yapılmasına karşı çıkan Şahan, bu modeli Türkiye’nin elindeki en somut yerel barış deneyimi olarak nitelendirdi. Söyleşide sürecin kağıt üstünde kalmayıp toplumsallaşması gerektiğinin altını çizen Şahan, “Kent Uzlaşısı dosyasını bir suç dosyası değil, Türkiye’nin elindeki en somut yerel barış deneyimi olarak görüyorum. Süreç gerçekten barışın yerelde nasıl yaşanacağını soruyorsa, cevabın önemli bir kısmı o dosyada duruyor. Bu deneyim mahkeme salonlarından çıksın; kent konseylerinde, üniversitelerde, Meclis’teki komisyonlarda tartışılsın” değerlendirmesinde bulundu.
Silivri Cezaevi’nden soruları yanıtlayan Şahan ayrıca, Türkiye siyasetinin mevcut tablosunu da yorumladı. Şahan, “Şaşırmaya devam edin. Umut dediğimiz şey biraz da yanlışa hâlâ yanlış diyebilmek” diye konuştu.
Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Şahan’ın röportajından öne çıkan satır başları şöyle:
‘Onlar adına utanıyorum’
Şişli’de yüksek bir oy oranıyla seçildikten sonra görevden alınmanız, yerinize kayyım atanması ve aylarca süren tutukluluk; hem sizin hem de size oy veren yurttaşların adalet duygusunda nasıl bir yaralanma yarattı?
Yüzde 66,6 ile seçildik, Şişli’nin tarihindeki en yüksek oyu aldık. O rekorun ödülü de kayyum oldu. O oyun içinde belki hayatında ilk kez bize oy veren, belki bir daha da vermeyecek ama o gün bir ihtimale güvenen çok insan vardı. Hepsi sandıkta bir karar verdi ve o kararın bir anlamı olacağına inandı.
Zaten böyle değil midir insan sandığa gider, tercihini yapar ve devletin bu tercihe saygı göstereceğini varsayar. Seçtiği yöneticiyi beğenmezse de bir sonraki seçimde değiştiririm der. Böyle bir anlaşma kurulur.
Ama bugün bu anlaşma yerelde neredeyse her biçimiyle bozulmuş durumda. Sadece son haftalarda olanlara bakın. Baskılar, tutuklamalar, meclis üyelerinin transferi, transfer olmayınca tutuklanması ve bütün bunların sonunda belediyelerde iradeye el konulması.
Kayyum bunun en bilineni, en eskisi. Ama artık kayyumun yeni biçimleri de geliştirildi, transferlerle, meclislerde oynanan seçim oyunlarıyla. Kayyumda iktidar kapıyı kırıp giriyor. Transferde kapıyı açıp bekliyor ve sözü koltuğundan hafif gelen bazı seçilmişler de koşa koşa o kapıdan giriyor.
Seçmen de bir sabah uyanıp oyunun başka bir rozete dönüştüğünü haberlerden öğreniyor. Açık söyleyeyim, ben onlar adına utanıyorum. Ama bu utancın seçmene geçmesine izin vermemek lazım. Kayyumun da transferin de seçmene fısıldadığı şey aynı.
Oyunun bir önemi yok, seçimi kaybetsem de gelir alırım, yüzde 66 ile seçtiğin yerde bile alırım. Bu akıl seçmeni sandıktan, kendi iradesine ve geleceğine sahip çıkmaktan uzaklaştırmak istiyor. Bu hesabın tutacağını kimse sanmasın.
Bu ülkenin seçmeni bu hesaba her seferinde aynı cevabı verdi. 2019’da İstanbul seçimi iptal edildiğinde ne olduğunu herkes hatırlıyor. Ama bu cevabı yalnızca seçim gününe bırakmak da hata olur. Siyaseti beş yılda bir gelen bir güne göre kuramayız. Seçilmişleri tutuklayan, yurttaşın iradesini yok sayan bu topyekun kayyum siyasetine karşı ortak bir söz, birlikte bir gelecek kurmak zorundayız, hem de seçimi beklemeden.
Kayyum konusuna dönersek, bir kayyum belediyedeki bir projenin dosyasını devralabilir ama o dosyanın arkasındaki mahalleyi devralabilir mi. O projenin hangi mahalle toplantısında, kimin itirazıyla değiştiğini, hangi sokakta neden, nasıl yarım kaldığını bilemez. Bunlar süreklilik gerektiren ve yerelden damardan bilmen gereken işlerdir. Şişli’ye bakın işte bunu çok net yaşadı.
Bir buçuk yılda üç kayyum gördü. Düşünün, arada bir tanesinin ömrü sekiz gün oldu. Bizde bir imar planı otuz gün askıda durur, bu kayyum sekiz günde gitti.
Son gelense hem Büyükçekmece Kaymakamlığı yapıyor hem de acil çözülmesi gereken birçok sorunu olan Şişli’yi yarı zamanlı yönetiyor. Oysa bir kentte kaldırımın nereye yapılacağı bile siyasi bir karardır, çünkü o kaldırım bebek arabalı bir anneye, tekerlekli sandalyedeki bir gence, pazar arabası çeken bir teyzeye ya yer açar ya açmaz. Biz plancıların meslek hastalığıdır, kaldırımdan memleket meselesi çıkarırız. Ama öyledir de.
İşte bu yüzden belediye başkanlığı siyasi bir iştir ve gücünü yurttaştan alır. Atanmış bir kaymakamın masasındaki evraklardan biri olamaz, belediye yönetmek evrak işi değildir.
Bence Türkiye’de uzun zamandır bürokrasiyle siyaset arasındaki çizgi kayboldu. Siyaset yapan bürokratlar, siyasi bir merkez gibi çalışan devlet daireleri ortaya çıktı. Ben buna biraz Osmanlı’daki kul anlayışını hatırlatan bir bürokrasi diyorum.
Kurumları ve yurttaşı önceleyen değil, en tepeden gelen talimatı uygulamakla yükümlü atanmışlar her makama yerleşti. Devletle toplum arasındaki makası açan, güveni zedeleyen kök sorunlardan biri bu. Kayyum da bu anlayışın belediye binasının kapısına asılmış tabelası.
Tabii o tabela bu ülkede ilk kez Şişli’ye asılmadı. 2016’dan beri Diyarbakır’da, Mardin’de, Van’da asılıydı ve biz batıda bu haberlere çoğu zaman kısa tepkiler verip geçtik. Bunu söylerken samimi bir mahcubiyetle söylüyorum. İşte şimdi biz de bir seçimde üç kayyum görmüş olduk, Mardin ise üç seçimde üç kayyum. Ahmet Türk geçen gün bir röportaj vermiş. Kendim için belediye başkanlığı talep etmiyorum diyor, halkın iradesine konulan ipotek kaldırılsın diyor. Bir de çok haklı olarak kayyumların kaldırılması için barış sürecinde yeni bir aşamayı ya da yeni bir yasayı beklemeye gerek olmadığını hatırlatıyor. Ben de tam olarak aynı yerdeyim.
Bugün bir kararla bitirilebilecek bir şeyi neden bir müzakerenin sonucuna bağlıyoruz? Burada mesele Ahmet Başkan’ın Mardin’e, benim Şişli’ye dönmem kesinlikle değil. Mesele insanların kendi kentlerini kimin yöneteceğine karar vermek için Ankara’dan haber beklemek zorunda kalmaması. Demokrasinin en sıradan hakkını istiyoruz ve bu memlekette artık ne hikmetse bu bile büyük bir siyasi talep sayılıyor.
‘Dosyaya eklenen tek bir delil yok’
Soruşturma dosyasında bazı büyük projeler üzerinden alınan idari harçlar, tadilat izinleri ve “icbar suretiyle irtikap/rüşvet” suçlamaları yer alıyor. Duruşmalardaki “Ortada somut bir para transferi yok, kamunun hakkı olan yasal harçları tahsil ettik” beyanınız ışığında; dosyada öne sürülen bu maddi menfaat iddialarına net yanıtınız nedir?
Bu dosyada bana yöneltilen isnatların tamamı, büyük yatırımcılar, kamu gücü, para ve baskı gibi gösterişli kelimelerle tarif edilen bir menfaat ilişkisine dayandırılıyor. Ama bu kelimelerin hiçbirinin karşılığı yok. Kendim için kimseden para, mülk ya da herhangi bir ayrıcalık istemedim. 19 aydır tutukluyum, bunun 13 ayı bu dosyadan. İki savunmamda da bunu anlattım, kayıtlarda duruyor. İkinci celsede ise iddiaları ilk kez doğrudan muhataplarına sorma fırsatım oldu.
Mesela rüşvet iddiası olan eylemlerde, adı geçen kişilerin karşısına bu soruyla çıktım. Torunlar GYO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Torun’a kendisinden para ya da kişisel bir menfaat isteyip istemediğimi sordum. Cevabı “Hayır” oldu, üstelik “sizden şikayetçi değilim” de dedi. Profilo arazisindeki konut projesinin sahibi, Artaş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Çetinsaya da benden doğrudan ya da dolaylı hiçbir menfaat talebi olmadığını söyledi. Hatta savcılığa çay içmeye gittiğini, önüne konulan ifadeyi imzalayıp çıktığını anlattı. Bomonti’deki projeyle ilgili ifade veren ve etkin pişmanlıktan yararlanan Süleyman Atik’e de aynı soruyu sordum, o da “Hayır” dedi.
Ortada milyonlarca dolarlık iddialar var ama paranın istendiği söylenen kişilerin hiçbiri benden bir talep duymadığını, bana da bir şey vermediğini söylüyor. Dosyaya eklenen tek bir delil yok. Hesabıma ya da yakınlarımın hesabına giren bir kuruş yok, kişisel çıkarımı gösteren tek bir işlem yok. Olan, belediyenin tahsil ettiği yasal bedeller ve kamuya kazandırılan alanlar.
Röportajın tamamına buradan erişebilirsiniz.




