TMMOB Mimarlar Odası Şanlıurfa Şubesi, insanlığın ve mimarlığın başlangıç topraklarından biri olan Urfa’da, mekanın kökenlerine ve insan varoluşuna odaklanan “Urfa Mimarlık Festivali”ni düzenlemeye hazırlanıyor.
“Varoluş” temasıyla hayata geçirilecek festival; tüm mimarları, tasarımcıları ve disiplinler arası düşünürleri “günümüz mimarlığının yüzeyselleşen bağlamını sorgulamaya, madde ve insan arasındaki o hakiki ve poetik ilişkiyi yeniden keşfetmeye” çağırıyor.
Urfa’nın sadece tarihsel bir arka plan değil, mimarlığa ve mekâna dair sorular sormaya devam eden canlı bir ısrar olduğunu vurgulayan etkinlik, çağdaş mimarlığın geldiği noktayı sade, dürüst ve eleştirel bir yaklaşımla ele almayı hedefliyor. Katılımcıları kendi kökenleriyle, mesleğin özüyle ve yeryüzündeki varlık halleriyle yüzleşmeye davet eden festival kapsamında panel, söyleşi ve atölye çalışmaları gerçekleştirilecek.

Festivalin tanıtım bülteninden:
Mimarlık, kadim tarihi boyunca yeryüzünde sessiz ama ısrarcı bir varlık taşır: burada olmanın, yapmanın ve dolayısıyla var olmanın izidir bu. Ne kibirli bir iddia ne de mutlak bir egemenlik ilanı, yalnızca insanın, daha mikro bir ölçekte mimarın, evrendeki büyük boşluğa bıraktığı ilk poetik izdir. Soyut bir bilincin çok ötesinde, bu iz varoluşu zihinden çıkarıp taşın, ahşabın, toprağın özüne indirir; maddeyle kurulan o somut ve bilinçli alışverişte biçimlenir. Çünkü varoluş, bedenimizin çevreyle, gerekliliklerle ve maddeyle kurduğu o zarif, katıksız ilişkide, dünyayı işleyebilme yeteneğimizin en saf ifadesinde, aslında bizi temsil eder. Bu nedenle inşa etmek hiçbir zaman yalnızca teknik bir eylem olmamıştır. Yeryüzünü incitmeden ona tutunmayı, bir yerde kalıcı olmayı ilan eder. Bedenimizi bir mekânda konumlandırmak boşluğu sınırlandırarak onu var ederken, o sınır aynı zamanda bedeni de tanımlar ve vücuda getirir. Varoluşun tam da bu karşılıklı etkileşimde açığa çıktığı; inşa ederek kurduğumuz yerde durabilme istencinin ise varlığın en yalın algısı olarak hakiki anlamda var olabilme halimizi tanımladığı ileri sürülebilir. Bugün ise yeryüzündeki mevcudiyetimiz sanki bir gölgeyi kovalar gibi uçucu. Varlık halimiz, bilinçle biçimlendirdiğimiz maddenin çok ötesine geçmiş; mimarlığın varoluşla kurduğu o köklü ilişki gerilerde bir yerde sessizce bırakılmış. Mekânlar artık dokunulmadan, bedenin ölçüsünden bağımsız, yüzeylerde var olurken atmosferin barındırdığı varoluşsal derinlik ağırlığını yitiriyor. Yeryüzündeki varlığımız usulca, fark ettirmeden kayboluyor. Oysa insan olmaya dair en kırılgan, en naif hallerimizi ve mekânın en hakiki, dokunsal niteliklerini hatırlamak, kendi zihnimizin mimarlığı neden ürettiğini ve bunun bizi neden var ettiğini hatırlamak, varoluşu hatırlamaktır. Mimarlığın öz değerini yeniden kavramak, varoluşun kökenine dönmekle mümkün olacaktır. İşte bu yüzden, sakin ama sarsıcı bir sorguya ihtiyaç var: o Bugünün mimarlığını her şeyden arındırdığımızda elimizde ne kalıyor? o Mimarlığı ve varlığımızı o en saf kökenleri bağlamında bugün nasıl açıklarız? Bu iki sorunun peşine düşmek, mekânı üreten bizler için hem bir gereklilik hem de derin bir istek olarak kendi özüne bakmaktır. Mimarlığımızın ve varoluşumuzun kaynaklarına bilinçle ve cesurca bakabilmesi; bilinçle biçimlendirdiğimiz çevremiz ile zihnimiz arasındaki soyut ve somut ilişkileri düşünmeyi, güncel değerlerin ötesinde varlığımızı besleyen o şiirsel, maddesiz dünyayı ifade edebilmeyi içeriyor. Dünyayı biçimlendiren hallerimiz ile mekânı biçimlendiren somut eylemlerimiz birleştiğinde tanımladığımız varoluş ancak böyle anlam kazanır; sade, şiirsel ve dürüst bir sorguyla. Mimarlar Odası Urfa Şubesi, maddeyi işleyerek ona biçim veren insanoğlunun başlangıç toprağı Urfa’ya tüm mimarları, tasarımcıları ve bu sorguya ortak olmak isteyen herkesi davet ediyor. Urfa yalnızca tarihsel bir veri değil, hâlâ soru soran, hâlâ arayan bir ısrardır. Bu davet, geçmişe sığınan melankolik bir nostaljinin değil; bilginin derinliğiyle donanmış, poetik bir kavrayışın sesi olacak. Kendimize, mesleğimize ve mekânın poetikasına yeniden dönerek varoluşsal kökenlerimizi birlikte anlayalım.




