MLSA Eş Direktörü: ‘Engellemeler siyasi kriz’

Basına yönelik baskı ve engellemelere karşı gazetecilerin dayanışma içerisinde olmaları gerektiğini belirten MLSA Eş Direktörü Veysel Ok, “Hukukçular işini yapıyor, itirazlarını yapıyor, AYM’ye başvuruyor, AİHM’e başvuruyor, karar çıkartıyor ama uygulanması siyasi bir meseledir” diye konuştu.

MLSA Eş Direktörü: ‘Engellemeler siyasi kriz’
MLSA Eş Direktörü: ‘Engellemeler siyasi kriz’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 16 Ekim 2026 09:48
  • Güncellenme: 16 Ekim 2026 09:52

Türkiye’de basına yönelik saldırılar ve sansür hız kesmeden devam ediyor. Son olarak Mezopotamya Ajansı’nın (MA) X hesabı erişime engellenirken, Halk TV’ye ise kayyım atandı.

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Eş Direktörü Veysel Ok, süren sansür politikalarına dair değerlendirmelerde bulundu.

Basına yönelik baskı ve engellemelerin çözüm sürecinde olmasının sorun olduğunu ve sürece zarar verdiğini belirten Ok, “Kürt medyası yıllardır erişim engellemeleri, Kürt gazetecilerin tutuklanması, gazetecilere dava açılması gibi birçok sorunla karşı karşıya kalıyor. Ama şu an farklı bir durum var. Şu an devletle Kürt hareketi ile bir barış görüşmesi yapıyor ve barış süreçlerinde farklı seslere, farklı fikirlere ihtiyaç var. Nihayetinde toplumsallaştıkça barış amacına ulaşabilir. Kürt medyası da bu süreçteki en önemli kurum. Çünkü barışın sesi, barışı tartışan haberlerin çoğu Kürt medyasından çıkıyor. Bölgede olan hak ihlallerini ve gelişmeleri bize aktaran Kürt medyasıdır. Bu süreçte Kürt medyasının engellenmesi aslında barış sürecine de karşı yapılmış bir adım olarak algılamak lazım. Sağlıklı bir barış süreci için özgür bir medya şart” dedi.

Erişim engelleri

Mezopotamya Ajansı’nın (MA) 45’inci kez erişime engellendiğini hatırlatan Ok, “Bu iktidarın bilgiyi tekleştirme amacını açıkça ortaya koyuyor. Sadece Kürt medyası da değil, birçok siteye erişim engeli geliyor örneğin T24 gibi. LGBT kurumlarına destek verdiği için engellenen sivil toplum örgütleri de var. Özellikle bu dönemde hükümetin ve iktidarın yeni bir aşamaya geçtiğini, Twitter’ı kapatmak yerine, sosyal medyayı kapatmak yerine, sosyal medya kullanıcılarını, medya organlarını kapatarak, bu süreci bitirmeye çalıştığını biz görüyoruz. Son dönemlerde yaptıklarıyla hiçbir konunun tartışılmasını istemiyorlar. Ne Kürt meselesinin, ne fon krizinin, ne diğer yolsuzlukların konuşulmasını istemiyorlar. Bu yüzden de hem Kürt medyasını hem de ana akım veya bağımsız medyayı erişimi engelleyerek, seslerini kısıtlamaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

‘Engellemeler siyasi kriz’

Siyasetin basına yönelik baskılar ve erişim engelleri konularında yeterli duyarlılığı göstermediğini belirten Ok, hukuki ve siyasi mücadelenin beraber yürümesi gerektiğinin altını çizdi. Ok, “Suç ceza hâkimlikleri, siber güvenlik merkezinden veya polisten gelen haber listelerini, Twitter kullanıcı adlarını hiç bir inceleme yapmadan erişimi engelliyor. Hukuken tıkanmış vaziyette. Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuru yapıyoruz. AYM’den onlarca ‘ihlal’ kararı aldık ama uygulanmıyor. Aslında bu bir siyasi kriz. Siyasetin de Meclis’in de bunu gündemine alması gerekiyor. Siyasi partiler yani DEM Parti, CHP ve Yeni Parti toplumla buluşmak istiyorlarsa medyanın önünü açmak zorundalar. Çünkü bu engeller siyasi partilerin de sesinin kamuoyuna gitmesini engelliyor. Hukukçular işini yapıyor, itirazlarını yapıyor, AYM’ye başvuruyor, AİHM’e başvuruyor, karar çıkartıyor ama uygulanması siyasi bir meseledir. Bu yüzden kesinlikle Meclis’teki siyasi partilerin bunu gündemine alması gerekiyor” şeklinde konuştu.

‘Kürtçe düşmanlığı ve Kürtçeye karşı bir konumlandırma’

Kürtçe yayıncılık yapan Ajansa Welat’ın (AW) çalışmalarına değinen Ok, Kürtçenin daha fazla görünmesi için çok çaba sarf edilmesi gerektiğini belirtti. Ok, “Türkiye’deki devlet kurumlarının Kürtçeye bakışı çok net. AW gibi Kürtçe haber sitelerinin kapatılması da hem basın özgürlüğü açısından bir ihlal hem de Kürtçe düşmanlığı ve Kürtçeye karşı bir konumlandırma olarak algılamak lazım. Burada özellikle Kürt gazetecilerin ve Türkiye’nin batısında yaşayan gazetecilerin dayanışması gerekiyor. Şu anda her iki kesimde de hem Kürt hem Türk gazeteciler ciddi baskı altında ve bu baskıyı dayanışarak ancak aşabilirler. Teknoloji o kadar gelişmiş ki hiçbir sansür kararı iktidarların istediğini yerine getiremez. Vatandaşlar teknolojik gelişmelerle sansürü aşma yöntemlerini biliyorlar. Belki bu konuya yoğunlaşabiliriz. Mesela VPN’i nasıl kullanabilir. Çünkü artık öyle bir döneme geldik, bundan sonra birçok haber sitesi daha engellenecek. Belki sansürle mücadeleyi toplumsallaştırabiliriz, buradan bir çıkış yakalayabiliriz” diye kaydetti.

‘Türkiye’de temel mesele artık anayasal güvencelerin iktidar tarafından dikkate alınmamasıdır’

Halk TV’ye kayyım atandığını hatırlatan Ok, sözlerini şöyle sürdürdü: “Medya kurumlarına kayyım atanması ilk kez yaşanmıyor. İktidara yakın sayısız haber kanalına rağmen Halk TV’nin izlenen haber kanalı olması, bu müdahalenin asıl hedefini de gösteriyor. Halkın farklı kaynaklardan haber alma hakkını ortadan kaldırılmak isteniyor. Bu karar Anayasa’nın ifade ve basın özgürlüğünü güvence altına alan hükümlerine açıkça aykırıdır. Ancak Türkiye’de temel mesele artık anayasal güvencelerin iktidar tarafından dikkate alınmamasıdır. Halk TV’ye yönelik bu müdahale yalnızca bir medya kuruluşunun meselesi değildir, toplumun tamamının haber alma hakkına yöneliktir. Basın özgürlüğünü savunmak, halkın gerçekleri öğrenme, iktidarı sorgulama ve kendi geleceği hakkında özgürce karar verme hakkını savunmaktır. Bu nedenle kayyım uygulamalarına karşı çıkmak, demokratik bir toplumda yaşamak isteyen herkesin ortak sorumluluğudur.”

(MA)