SAMER Saha Araştırmaları Merkezi, “Yurttaşların siyaset algısı, alternatif siyaset arayışı ve demokratik katılım olanakları” başlıklı araştırma raporunu hazırladı.
Çevrim içi anket yöntemiyle 14 kentte 428 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen çalışmada, yurttaşların siyasi katılım haklarına ilişkin bilgi düzeyi, katılımın önündeki engeller, bireysel ve kolektif katılım biçimleri, halk meclislerine yönelik tutumlar ve siyasi katılımı güçlendirmek için gerekli görülen adımlar incelendi.
Araştırma, yurttaşların seçimler dışında da siyasete katılmanın mümkün olduğunu düşündüğünü ancak mevcut siyasi karar alma biçimine yönelik memnuniyetsizliğin yüksek olduğunu gösterdi. Yerel karar süreçlerinde halkın doğrudan söz sahibi olmasına yönelik destek öne çıkarken, bu katılım biçiminin Türkiye’de yaygınlaşabileceğine ilişkin beklentinin düşük olduğu görüldü.
Katılımcıların yüzde 79’u siyasi karar süreçlerinden memnun değil
Araştırmaya katılanların yüzde 45,1’i siyasi kararların alınma biçiminden memnun olmadığını, yüzde 33,9’u ise hiç memnun olmadığını belirtti. Böylece iki olumsuz yanıtın toplamı yüzde 79’a ulaştı. Siyasi kararların alınma biçiminden memnun veya çok memnun olduğunu belirtenlerin toplam oranı ise yüzde 6’da kaldı.
Katılımcıların yüzde 77,3’ü mahalle veya kentle ilgili önemli kararlarda bölgede yaşayanların görüşlerinin doğrudan alınması gerektiği görüşüne kesinlikle katıldığını belirtti. Yurttaşların yalnızca seçim dönemlerinde değil, seçimler arasındaki süreçte alınan kararlarda da söz sahibi olması gerektiği görüşüne kesinlikle katılanların oranı yüzde 74,1 oldu.
Herhangi bir siyasi partiye bağlı olmadan bir sorunun çözümü için bir araya gelerek örgütlenmeyi önemli bulanların oranı da yüzde 67,3 olarak kaydedildi.

Yurttaşların yüzde 73,1’i seçim dışı katılım yollarının bulunduğunu düşünüyor
Araştırmada, oy vermenin dışında siyasi karar süreçlerine katılma olanaklarına ilişkin görüşler de değerlendirildi. Katılımcıların yüzde 39,7’si seçim dışındaki siyasi katılım yollarının çok sayıda olduğunu belirtirken, yüzde 33,4’ü bu yolların bulunmakla birlikte sınırlı olduğunu ifade etti. Bu iki yanıt birlikte ele alındığında, katılımcıların yüzde 73,1’inin seçim dışındaki katılım yollarının varlığını kabul ettiği görüldü.
Toplumsal veya yerel bir konuda görüşünü duyurmak isteyenlerin tercih edebileceği yöntemler arasında barışçıl gösteri veya yürüyüşe katılmak yüzde 36,2 ile ilk sırada yer aldı. Bunu yüzde 26,2 ile bir sivil toplum kuruluşuna katılmak, yüzde 21 ile dilekçe veya imza kampanyasına katılmak ve yüzde 20,3 ile bir siyasi parti ya da siyasetçiyle iletişime geçmek izledi.
Bulgular, katılımcıların siyasi katılımı yalnızca oy kullanmayla sınırlı görmediğini, farklı toplumsal ve bireysel yöntemleri de birer katılım aracı olarak değerlendirdiğini ortaya koydu.

Halk meclislerine destek yüzde 84,1’e ulaştı
Mahalle ve yerel konulardaki kararların halk meclislerinde doğrudan alınmasını gerekli veya çok gerekli bulanların toplam oranı yüzde 84,1 oldu. Böyle bir meclise ya da halk toplantısına davet edilmesi hâlinde kesinlikle veya muhtemelen katılacağını belirtenlerin oranı ise yüzde 73,9 olarak ölçüldü.
Buna karşın, halkın doğrudan katılımına dayalı bir siyaset anlayışının Türkiye’de yaygınlaşma olasılığını değerlendirmeleri istendiğinde katılımcıların yüzde 61’i, 1 ile 5 arasındaki ölçekte en düşük iki basamağı tercih etti.
Raporda bu sonuç, yurttaşların doğrudan katılımı desteklemesi ile söz konusu katılım biçiminin siyasal ve kurumsal düzeyde yaygınlaşmasını mümkün görmesi arasındaki farkı ortaya koyan bir bulgu olarak değerlendirildi.

Yerel sorunlarda ortak hareket etme eğilimi öne çıkıyor
Uzun süredir çözülemeyen bir mahalle sorunuyla karşılaşılması durumunda nasıl bir yol izlenmesi gerektiği sorusuna katılımcıların yüzde 39,7’si mahalle sakinlerinin ortak bir girişim oluşturması yanıtını verdi. Birden fazla yöntemin birlikte kullanılmasını uygun bulanların oranı ise yüzde 42,5 oldu.
Buna karşılık, aktif siyasete katılma yolları sorulduğunda katılımcıların yüzde 29,2’si siyasete aktif olarak katılmak istemediğini belirtti.
Araştırma, ortak sorunların çözümünde birlikte hareket etme fikrinin destek gördüğünü ancak bu eğilimin her zaman sürekli ve örgütlü siyasi katılıma dönüşmediğini ortaya koydu.
Siyasete katılımın önündeki engeller neler?
Siyasete katılımın önündeki en büyük engelin ne olduğu sorulduğunda katılımcıların yüzde 26,2’si siyasete katılmak istemediğini belirtti. Diğer yanıtlar arasında katılımın etkili olacağına inanmamak, baskı ve korku ortamı, zaman yetersizliği, yeterli bilgi ve donanıma sahip olmadığını düşünmek ve ülkede siyaset yapmanın koşullarının bulunmadığı görüşü yer aldı.

Katılımcıların belirttiği engellerin oranları şöyle sıralandı:
-
Siyasete katılmak istememek: yüzde 26,2
-
Katılımın etkili olduğunu düşünmemek: yüzde 15,4
-
Baskı ve korku ortamı: yüzde 15,2
-
Zaman yetersizliği: yüzde 14
-
Yeterli bilgi ve donanıma sahip olmamak: yüzde 10,3
-
Ülkede siyaset yapmanın koşullarının bulunmadığını düşünmek: yüzde 8,6
Bu sonuçlar, siyasi katılımın önündeki engellerin yalnızca kişisel isteksizlikle sınırlı olmadığını; katılımın sonuç vereceğine ilişkin inanç, baskı algısı, zaman ve bilgiye erişim gibi farklı etkenlerin de öne çıktığını gösterdi.
Kadınlar ve erkekler arasında katılım farkı
Araştırmanın cinsiyet karşılaştırması, aktif katılım haklarına ilişkin bilgi düzeyi ve siyasete katılma isteği bakımından kadınlarla erkekler arasında farklılıklar bulunduğunu ortaya koydu.
Aktif katılım hakları konusunda hiç bilgisi olmadığını veya çok az bilgisi bulunduğunu belirtenlerin oranı kadınlarda yüzde 33, erkeklerde ise yüzde 11,8 olarak ölçüldü.
Aktif siyasete katılmak istemediğini belirtenlerin oranı da kadınlarda yüzde 39,3’e ulaşırken erkeklerde yüzde 18,1 oldu.
Raporda yer alan bu bulgular, siyasi katılım olanaklarının yanı sıra bilgiye erişim ve katılım haklarına ilişkin farkındalığın da toplumsal cinsiyet açısından ele alınması gerektiğine işaret etti.
Gençlerde aktif siyasete katılmak istemeyenlerin oranı daha yüksek
Araştırmanın yaş gruplarına göre karşılaştırmasında, aktif siyasete katılmak istemediğini belirtenlerin oranı genç katılımcılarda daha yüksek ölçüldü.
Bu yanıtı verenlerin oranı 18-24 yaş grubunda yüzde 47,6, 25-34 yaş grubunda yüzde 41,2 oldu. Aynı oran 55-64 yaş grubunda yüzde 2,1, 65 yaş ve üzerindeki katılımcılarda ise yüzde 5,9 olarak kaydedildi.
Halk meclisi veya halk toplantısına kesinlikle ya da muhtemelen katılacağını belirtenlerin oranı da yaş gruplarına göre farklılaştı. Bu oran 18-24 yaş grubunda yüzde 56,3 iken 55-64 yaş grubunda yüzde 97,8’e, 65 yaş ve üzerindeki grupta ise yüzde 100’e ulaştı.
Bulgular, genç katılımcıların aktif siyasete katılma isteği ile yerel düzeyde doğrudan katılım mekanizmalarına yönelik tutumları arasında ayrıca incelenmesi gereken farklılıklar bulunduğunu gösterdi.
Siyasi katılımı artırmak için hangi adımlar öneriliyor?
Araştırmada, halkın siyasete daha fazla katılabilmesi için öncelikle hangi adımların atılması gerektiği de soruldu.
Katılımcıların yüzde 22,9’u katılım mekanizmalarının artırılmasını ilk sırada belirtirken yüzde 21,3’ü siyasi haklar ve katılım yolları konusunda bilgilendirmeyi öncelikli gördü. İfade ve örgütlenme olanaklarının güçlendirilmesini isteyenlerin oranı yüzde 18,5, siyasi partilerin karar alma süreçlerini halka ve üyelerine daha açık hâle getirmesini isteyenlerin oranı ise yüzde 17,8 oldu.
Bu yanıtlar, siyasi katılımın güçlendirilmesi için hem yurttaşların bilgi ve olanaklara erişiminin artırılmasının hem de karar alma süreçlerinin daha açık ve katılıma elverişli hâle getirilmesinin önemsendiğini ortaya koydu.
SAMER raporunun temel sonucu: Katılım mekanizmaları kurumsallaştırılmalı
Araştırmanın temel değerlendirmesinde, yurttaşların doğrudan ve kolektif katılıma verdiği desteğin demokratik siyasetin geliştirilmesi açısından önemli bir olanak sunduğu belirtildi.
Raporda şu ifadeler yer aldı:
“Yurttaşların doğrudan ve kolektif katılıma verdiği desteğin demokratik siyasetin geliştirilmesi açısından önemli bir imkân sunduğudur. Ancak bu imkânın gerçek bir siyasal kapasiteye dönüşebilmesi; katılımın erişilebilir, güvenilir, eşitlikçi ve sonuç üreten mekanizmalarla kurumsallaştırılmasına bağlıdır.”
SAMER’in araştırması, siyasi karar alma süreçlerinden duyulan memnuniyetsizlik ile yerel düzeyde doğrudan katılıma yönelik güçlü desteği birlikte ortaya koydu. Bulgular, yurttaşların karar süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmayı istediğini; bu talebin sürekli ve etkili bir katılıma dönüşmesi için erişilebilir, güvenilir ve sonuç üreten mekanizmalara ihtiyaç duyulduğunu gösterdi.




