• Ana Sayfa
  • Manşet
  • İBB davasında 101’inci gün | İmamoğlu: Türk’ün Kürt’ten, Kürt’ün Türk’ten şüphe etmediği bir Türkiye istiyoruz

İBB davasında 101’inci gün | İmamoğlu: Türk’ün Kürt’ten, Kürt’ün Türk’ten şüphe etmediği bir Türkiye istiyoruz

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davası, ikinci celsesinin 37’nci gününde devam ediyor. Silivri’de saat 11.00 sıralarında başlayan duruşmada Ekrem İmamoğlu’nun dört gün süren savunmasını tamamlaması, ardından avukatların savunmalarına geçilmesi bekleniyor. Mahkemenin, tamamlanan savunmaların ardından ara kararını açıklaması öngörülüyor.

İBB davasında 101’inci gün | İmamoğlu: Türk’ün Kürt’ten, Kürt’ün Türk’ten şüphe etmediği bir Türkiye istiyoruz
İBB davasında 101’inci gün | İmamoğlu: Türk’ün Kürt’ten, Kürt’ün Türk’ten şüphe etmediği bir Türkiye istiyoruz
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 17 Ekim 2026 11:58
  • Güncellenme: 17 Ekim 2026 13:57

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davası, ikinci celsesinde 37’nci gününde devam ediyor.

Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nın 101’inci gün duruşması, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde görülüyor.

Silivri’de saat 11.00 sıralarında başlayan duruşmada Ekrem İmamoğlu’nun dört gün süren savunmasını tamamlaması, ardından avukatların savunmalarına geçilmesi bekleniyor.

Mahkemenin, tamamlanan savunmaların ardından ara kararını açıklaması öngörülüyor.

Davanın 101’inci gününe denk gelen duruşmada, İmamoğlu’nun savunmasının ardından avukatların beyanlarına geçilmesi, mahkemenin ise duruşmada tamamlanan savunmaları değerlendirerek ara kararını açıklaması öngörülüyor.

İBB davasında savunmasına devam eden Ekrem İmamoğlu, Kürtler ve Türkler arasında korku ve şüphenin olmadığı, herkesin kendisini eşit hissettiği bir Türkiye istediğini söyledi. Toplumsal barış ve ortak yaşam vurgusu yapan İmamoğlu, “Ben Van’da ne kadar eşit hissedersem, o da benim köyümde o kadar eşit hisseder” dedi. Farklı kimlik ve inançların tehdit olarak görülmediği bir ülke çağrısında bulunan İmamoğlu, “Ekmeğimizi de sözümüzü de birlikte paylaştığımız bir memleket için yürümeye devam edeceğim” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, Türkiye’nin kimlikler üzerinden ayrıştırılmaması gerektiğini belirtti. Herkesin kendisini eşit hissettiği, farklılıkların tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü bir ülke istediklerini söyleyen İmamoğlu, toplumsal huzurun korkuyla değil, güven ve özgürlükle sağlanabileceğini ifade etti.

“Türk’ün Kürt’ten, Kürt’ün Türk’ten şüphe etmediği bir Türkiye”

Türkiye’de insanların kimlikleri nedeniyle birbirinden kuşku duymadığı bir ülke istediklerini belirten İmamoğlu, Kürtler ve Türkler arasında eşitlik ve karşılıklı güvenin önemini şu sözlerle anlattı:

“Türk’ün Kürt’ten, Kürt’ün Türk’ten şüphe etmediği bir Türkiye. Bir korku paranoyası var, bundan kurtulan bir Türkiye istiyoruz biz. Her Kürt, en az benim kadar vatanseverdir, ben her Kürt vatandaşıma öyle bakıyorum. Ben en az benim kadar İstanbul’u seviyor, en az benim kadar Trabzon’u seviyor, ben de en az onun kadar Diyarbakır’ı, Hakkari’yi seviyorum. Ben Van’da ne kadar eşit hissedersem, o da benim köyümde o kadar eşit hisseder topraklarda.”

Farklı inanç gruplarının da birbirine kuşkuyla yaklaşmadığı bir Türkiye istediklerini belirten İmamoğlu, Sünnilerin ve Alevilerin birbirlerinin inançlarına müdahale etmediği, kimsenin kendi inancını başkasına dayatmadığı bir toplumsal düzenin gerekliliğine dikkat çekti.

İmamoğlu, “Sünni’nin Alevi’ye, Alevi’nin Sünni’ye kuşkuyla bakmadığı bir Türkiye kimseye inancını dayatamaz, öğretmeye kalkmazsın ya. Herkes inancını yaşayacak” dedi.

“Kimliklerimizi birbirimize karşı silah haline getirmekten yoruldu”

Toplumsal barışın yalnızca devlet ile yurttaş arasındaki güvenle sınırlı olmadığını, insanların birbirine de güvenmesi gerektiğini belirten İmamoğlu, Türkiye’nin kendi içinde yaşanan çatışmalardan yorulduğunu söyledi.

İnsanların korku, öfke ve şiddet üzerinden ayrıştırılmasına tepki gösteren İmamoğlu, toplumun güler yüz, samimiyet, neşe ve umut istediğini ifade etti.

İmamoğlu, şöyle konuştu:

“Huzur, devletine güvenen insanlardan oluşan toplumdur. Bunun kadar önemli olan bir başka güven daha vardır: Birbirimize güvenmek. Birbirimize güvenebilmek. Türkiye kendi içinde kavga etmekten yoruldu, yeter ya! Milleti böyle, böyle parçalaya, parçalaya… Böyle çatık kaşlar, asık suratlar… Yeter ya! 20 yıl, 25 yıl aynı koltuktan insanlara korkuyu, öfkeyi, şiddeti, kötü kötü göstermekten yeter, bıktı mı millet? Güler yüz istiyor insan. Samimiyet istiyor, neşe istiyor, umut istiyor. Kimliklerimizi birbirimize karşı silah haline getirmekten yoruldu. Mahallelerimizi birbirinden ayırmaktan, yaşam tarzlarımızı yarıştırmaktan, farklılıklarımızı sürekli bir korku sebebi haline getirmekten yoruldu. Biz bunu değiştireceğiz. Biz bunu İstanbul’da yaptık. Millet bundan memnun oldu, mutlu oldu.”

İmamoğlu, toplumsal huzurun insanların kimliklerini saklamak zorunda kalmadığı, düşüncelerini özgürce ifade edebildiği ve farklı yaşam biçimlerinin tehdit olarak görülmediği bir ortamda mümkün olabileceğini söyledi.

“Bu memleketin sofrasında kimse misafir değildir”

Türkiye’nin nasıl yönetildiğini anlamak için toplumdaki paylaşım ilişkilerine bakılması gerektiğini belirten İmamoğlu, sofra benzetmesi üzerinden eşitlik, dayanışma ve ortak yaşam mesajı verdi.

Sofrada kimlerin yer bulduğunun, kimlerin dışarıda bırakıldığının ve kimin söz hakkına sahip olduğunun önemli olduğunu ifade eden İmamoğlu, toplumsal birlikteliğin herkese yer açmakla mümkün olacağını söyledi.

İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Bir memleket nasıl yönetildiğini, insanına nasıl davrandığını anlamak istiyorsanız bazen her şeyden sıyrılıp önce sofranıza bakacaksınız. Kimler oturuyor o sofrada? Kimler ayakta bekliyor, kimler kapıda bırakılmış? Kimin önüne bir lokma ekmek koyulmuş, kimin tabağı boş? Ve en önemlisi o sofrada kimin söz hakkı var? Kim ötelenmiş?”

Sofra kültüründe kapısı çalınan kişiye yer açmanın ve ekmeği paylaşmanın önemine değinen İmamoğlu, Türkiye’de hiç kimsenin dışlanmaması gerektiğini vurguladı.

“Sofrayı büyüteceksiniz kardeşim. Lokmayı adil bölüşeceksiniz. Ekmeği çok üreteceksiniz, adil bölüşeceksiniz. Ve bu ülkenin sofrasında kimse misafir değildir, bunu unutmayın. Herkes bu memleketin eşit ve onurlu bir parçasıdır” diyen İmamoğlu, farklı kimliklerin birbirinin varlığından korkutulmasına karşı çıktı.

İnsanlara başkasına yer açmaları durumunda kendi yerlerini kaybedeceklerinin söylendiğini belirten İmamoğlu, bu anlayışın toplumda ayrışmayı derinleştirdiğini ifade etti. Farklılıkların bir arada yaşamanın önünde engel olarak görülmemesi gerektiğini kaydetti.

Alevi kültüründeki 40’lar Meclisi örneğini verdi

İmamoğlu, ortak yaşam ve eşitlik anlayışının örneklerinden birini Alevi kültüründeki 40’lar Meclisi geleneğinde gördüğünü söyledi. Kendisinin Sünni kültürüyle yetiştiğini belirten İmamoğlu, bu gelenekte inanç ve kimlik üzerinden üstünlük kurulmadığını, herkesin eşit değer taşıdığını ifade etti.

İmamoğlu, 40’lar Meclisi’ndeki paylaşım ve dayanışma anlayışını şöyle anlattı:

“Ben bu sofra anlayışının en güzel, en derin karşılıklarından birini ilk tanıdığımdan itibaren Alevi canların kadim geleneğinde kültüründe 40’lar Meclisi’nde buldum. Ben Sünni kültürüyle yetiştim Sünni’yim. Ama orada buldum, yaşadım. 40’lar Meclisi’nde sofra, yalnızca lokmanın paylaşıldığı bir yer değildir. Aynı zamanda bir meydandır. Orada kimse inancıyla kimliğiyle bir başkasından üstün değildir, her can kıymetlidir. Küçük de uludur, büyük de. Birbirine kırgın 2 can varsa önce gönüller alınır. Çünkü bilinir ki gönül kırıklığıyla birlik kurulmaz. Birinin derdi herkesin derdi, birinin sevinci herkesin sevinci olur.”

“Birimiz 40’ımız, 40’ımız birimiz” sözünü demokrasi anlayışının en insani ifadelerinden biri olarak gördüğünü belirten İmamoğlu, farklı kimliklerin bir arada yaşamasını savundu.

İmamoğlu, “Bak sen şusun, sen busun demiyor. Ne olursan ol gel diyor. İster Hacı Bektaş’a gidelim, ister Mevlana’ya gidelim, ister diğer erenlere gidelim” dedi.

Alevilerin cumhuriyetin ve demokrasinin önemli savunucuları olduğunu belirten İmamoğlu, Türkiye’nin farklı inanç ve kimliklerin eşit biçimde yer aldığı büyük bir 40’lar Meclisi gibi olabileceğini söyledi.

“Ve kendime soruyorum bu memleketin kendisi neden kocaman bir 40’lar Meclisi olmasın? O meydanda Alevi’si, Sünnisi, Ermenisi, Süryanisi, Kürt’ü, Türk’ü, herkes, Çerkez’i, Laz’ı, kimse kimseye sen neden buradasın diye sormadan neden birlikte olmayalım? Olmak zorundayız zaten. Ne güzel bir birliktelik. İşte benim Türkiyem dediğim yer bu meydandır” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, “o sofrayı birlikte kurma” sözünden vazgeçmeyeceğini belirterek, “Ekmeğimizi de sözümüzü de birlikte paylaştığımız bir memleket için yürümeye devam edeceğim. 72 millete bir nazarla bakan bir memleket için bu yoluma asla sapmadan devam edeceğim” dedi.

Annesiyle cemevine gittiği anısını anlattı

Siyasete başladıktan sonra Aleviliği daha yakından tanıdığını anlatan İmamoğlu, annesiyle birlikte Muharrem ayında bir cemevine gittiği anısını paylaştı.

Ailesinden aldığı terbiyenin insanları kimlikleri nedeniyle ayırt etmemeyi içerdiğini belirten İmamoğlu, Kürt ve Alevi ortakları ile çalışanları olduğunu anlattı. Annesini cemevine davet ettiği günü hatırlatan İmamoğlu, annesinin oruç tuttuğunu söylemesi üzerine orada da insanların oruçlu olduğunu ve birlikte lokma yiyeceklerini anlattığını aktardı.

Cemevinde karşılaştıkları insanların kendilerini sıcak biçimde karşıladığını, annesinin de bu deneyimden etkilendiğini belirten İmamoğlu, ziyaret sonrasında annesinin söylediği sözü şöyle aktardı:

“Çıktık arabaya bindik, annemin ilk lafı ne oldu biliyor musun? ‘Uşağım’ dedi, ‘Amin demiyorlar, Allah Allah diyorlar, daha güzelmiş’ dedi ya. O kadar hoşuma gitti ki anamın o tarifi. Birbirimizin hakkında bilgimiz yok, aramızda dağlar var.”

İmamoğlu, farklı inançlar ve yaşam tarzları arasındaki mesafenin bilgi ve karşılıklı tanışmayla aşılabileceğine işaret etti.

“Farklı olduğumuz halde aynı ülkeye ait olduğumuz için güçlü olacağız”

Farklı yaşam tarzlarının birbirine tehdit olarak görülmediği bir Türkiye kurmak istediklerini belirten İmamoğlu, dindar ve seküler kesimlerin birbirlerinin yaşam biçimlerinden endişe duymaması gerektiğini söyledi.

İmamoğlu, “Dindar seküler yaşam tarzını tehdit saymayacak birbirine. Sekülerin dindarın inancından endişe etmediği bir Türkiye kuracağız. Birbirimize benzediğimiz için değil, birbirimizden farklı olduğumuz halde aynı ülkeye ait olduğumuz için güçlü olacağız” dedi.

Türkiye’nin farklı kimlik, inanç, yaşam biçimi, düşünce ve siyasi tercihlerden oluşan toplumsal çeşitliliğinin bir zayıflık değil, güç kaynağı olduğunu ifade eden İmamoğlu, ortak vatan, cumhuriyet, hukuk ve gelecek vurgusu yaptı.

İmamoğlu, “Kendi tarihiyle ve kendi toplumsal çeşitliliğiyle barışık bir Türkiye kuracağız. Geçmişini inkâr etmeyen, acılarını görmezden gelmeyen, farklılıklarını tehdit değil zenginlik sayan bir Türkiye. Kendisiyle kavgası olmayan bir Türkiye. Bizim huzur anlayışımız budur” ifadelerini kullandı.

“Güçlü devlet, makam arabalarını dizerek olmaz”

Savunmasında güçlü devlet ve huzurlu toplum anlayışını da anlatan İmamoğlu, devletin gücünün pahalı makam araçları ve gösterişle ölçülemeyeceğini söyledi. Güçlü devletin, yurttaşların zor zamanlarda yalnız bırakılmayacağına ve hukukun herkesi koruyacağına güven duyduğu bir yapı olması gerektiğini belirtti.

İmamoğlu, yerel yönetimlerde demokratik katılım, şeffaflık ve hesap verebilirliğin güçlendirilmesini hedeflediklerini söyledi. Üniter devlet anlayışını ve ulusal bütünlüğü koruyarak yetki, kaynak ve sorumluluğun vatandaşa en yakın yerde etkinleştirilmesi gerektiğini ifade etti.

Şehirlerin rant yerine insan ihtiyaçlarına göre kurulmasını, dayanıklı ve yaşanabilir kentler oluşturulmasını savunan İmamoğlu, yurttaşların bir araya gelmesinden, konuşmasından, itiraz etmesinden, gösteri yapmasından, sevinmesinden ve yas tutmasından korkmayan bir Türkiye istediklerini belirtti.

Güçlü devlet anlayışına ilişkin eleştirisini şu sözlerle dile getirdi:

“Güçlü devlet, yurt dışından ithal ettiğin tanesi 1 milyon dolarlık, 2 milyon dolarlık makam arabalarını arka arkaya dizip, çakarlarını yakarak güçlü devlet olmaz. Bu duruma düştük ey halkım, bu duruma düştük. Güçlü devlet tümüyle fakirleşmiş, yoksullaşmış bir ortamda Sümerbank’ı kurmaktır, Etibank’ı kurmaktır, şeker fabrikalarını kurmaktır 100 yıl önce. Şimdi başka bir şeyini, başka bir formunu, başka bir Cumhuriyet’in formunu bu ülkeye kazandırmak zorundayız, demokrasiyle güçlü.”

İmamoğlu, insanların düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, inançlarını yaşayabildiği, örgütlenebildiği, hak arayabildiği ve itiraz edebildiği bir toplumun huzurlu olabileceğini söyledi. Huzurun sessizlik anlamına gelmediğini belirten İmamoğlu, insanların korku nedeniyle konuşmadığı bir ülkenin huzurlu sayılamayacağını ifade etti.

Eğitimden ekonomiye gelecek güvencesi vurgusu

İmamoğlu, toplumsal huzurun bir diğer koşulunun insanların geleceğe güvenle bakabilmesi olduğunu belirtti. Çocukların ailelerinin ekonomik durumundan bağımsız olarak nitelikli eğitim alabilmesi, gençlerin iş bulabilmesi, çalışanların hastalık durumunda ailelerinin geleceği için kaygılanmaması ve emeklilerin geçim korkusu yaşamaması gerektiğini söyledi.

İnsanların devlet okullarında eğitim alan çocuklarının yeteneklerine göre ilerleyebileceğine ve çalışmaları halinde istedikleri mesleklere ulaşabileceklerine güvenmesi gerektiğini ifade eden İmamoğlu, kamuda ve siyasette ayrımcılık ile kayırmacılığa karşı çıktı.

Gençlerin işsizlikten, çalışanların hastalık halinde ailelerinin geleceğinden, emeklilerin ay sonunu getirmekten ve çiftçilerin emeklerinin karşılığını alamamaktan korkmadığı bir ülke hedeflediklerini belirten İmamoğlu, kreşin lüks değil, ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Sağlık hizmetlerinin temel bir hak olarak görülmesi gerektiğini söyleyen İmamoğlu, eğitimin de yalnızca diploma almaya indirgenmemesi gerektiğini ifade etti. Çocukların özgür düşünen, sorgulayan, üreten ve dünyayla rekabet edebilen bireyler olarak yetişmesini, devlet okullarının fırsat eşitliğinin gerçek kapısı olmasını istediklerini kaydetti.

Türkiye’de ilk kez bir kuşağın önceki kuşaktan daha yoksul hale geldiğini belirten İmamoğlu, bu ekonomik gerilemenin aşılmasının kolay olmayacağını söyledi. Yapay zekâdan biyoteknolojiye, yeşil enerjiden ileri imalata ve sağlık teknolojilerine kadar geleceği şekillendiren alanlarda gençlere imkan sağlanması gerektiğini ifade etti.

İmamoğlu, “Çünkü huzur sadece güvenlik değil, gelecek güvencesidir” dedi.

“Ürettiğimiz zenginliği adil paylaşacağız”

İmamoğlu, Türkiye’nin zenginliğinin birkaç kişinin sahip olduğu servetle ölçülemeyeceğini, asıl ölçütün yurttaşların yaşam koşulları olduğunu belirtti. Çalışanların emeklerinin karşılığını alması, emeklilerin onurlu bir yaşam sürmesi, çiftçilerin ürettiklerinin karşılığını bulması, gençlerin eğitim sonrasında iş imkanlarına erişmesi ve kadınların ekonomik bağımsızlığa sahip olması gerektiğini söyledi.

İmamoğlu, üretilecek zenginliğin adil paylaşılması için işçilerden çiftçilere, sanayicilerden esnafa, girişimcilerden sendikalara, kooperatiflerden akademisyenlere, gençlerden kadınlara, yerel yönetimlerden meslek örgütlerine kadar farklı kesimlerin katılacağı bir Türkiye iktisat seferberliği başlatmayı hedeflediklerini ifade etti.

Ekonomik kalkınma yaklaşımını anlatan İmamoğlu, planlama ile teşebbüs özgürlüğünün, kamusal akıl ile piyasanın yaratıcılığının ve sosyal adalet ile üretim gücünün bir araya getirilmesi gerektiğini belirtti. Türkiye’nin üretim, teknoloji, verimlilik ve katma değer alanlarında ilerlemesi için yapısal reformların hayata geçirilmesini savundu.

Ekonomide güvenin belirleyici olduğunu vurgulayan İmamoğlu, hukuka, kurumlara, kurallara ve geleceğe duyulan güvenin yatırım ve üretimi destekleyeceğini söyledi. Refahın sosyal adaletle birlikte ilerlemesi gerektiğini belirterek, ekonomik büyümenin insanların gündelik yaşamında karşılık bulmasının önemine dikkat çekti.

İmamoğlu, savunmasında dayanışma mesajı da vererek şu ifadeleri kullandı:

“Hiç kimse tek başına kurtulmaya çalışmayacak. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz. Birlikte üreteceğiz, birlikte güçleneceğiz, birlikte zenginleşeceğiz. Ürettiğimiz refahı adil biçimde paylaşacağız. Ülke büyüyecek, milletin sofrasındaki ekmek küçülmeyecek. Refahı rakamlarla değil, insanların hayatında göreceğiz.”

İrademi teslim alamayacaksınız, bir adım geri atmayacağım

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Silivri’de görülen duruşmada yaptığı savunmanın son bölümünde kendisini hedef alanlara seslenerek baskılara boyun eğmeyeceğini söyledi.

Demokratik hukuk düzeni, özgürlük ve eşitlik inancından vazgeçmeyeceğini belirten İmamoğlu, muhalefete ve demokrasiye inanan herkese Türkiye’ye sahip çıkma çağrısı yaptı.

İmamoğlu’ndan kendisini hedef alanlara: “Bana asla boyun eğdiremeyeceksiniz”

İmamoğlu, savunmasının bu bölümünde süreci kurgulayanlara seslenerek, devlet gücünü kullanarak ülkeyi yönlendirebileceklerini ve seçim tarihini belirleyebileceklerini düşündüklerini söyledi.

“Bu süreci kurgulayan size sesleniyorum. Evet, bugün elinizde bir devlet gücü var. Bir avuç milisitan bürokratla ülkeyi teslim aldığınızı zannediyorsunuz. Bir avuç danışmanla Türkiye’ye ayar verdiğinizi zannediyorsunuz, seçim tarihi belirlediğinizi zannediyorsunuz” diyen İmamoğlu, geçmişlerinde başarı bulunmadığını söylediği bazı sözcüler üzerinden ülkenin geleceğinin karartılmaya çalışıldığını ifade etti.

İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ama ne siz, ne de o bir avuç militan bürokrat, ne de o çevrenizdeki zavallılar, bana asla boyun eğdiremeyeceksiniz! Beni teslim alamayacaksınız!”

“Beni hapse atabilirsiniz ama irademe sahip olamazsınız”

Kendisinin ve ailesinin karşı karşıya kalabileceği baskıları sıralayan İmamoğlu, bunların iradesini teslim alamayacağını söyledi.

“Beni hapse atabilirsiniz, zindana tıkabilirsiniz, avukatımı yanıma sanık olarak getirebilirsiniz, sesimi, yüzümü, fotoğrafımı yasaklayabilirsiniz, kitabımı toplatabilirseniz, babamın emekli maaşına el koyabilirsiniz, oğlumun özgürlüğünü kısıtlayabilirsiniz, ailenize her türlü saldırı yapabilirsiniz…” diyen İmamoğlu, ardından şu ifadeleri kullandı:

“Ama benim irademe sahip olacak kişi annesinin karnından doğmadı! Ben milletimi temsil ediyorum!”

İmamoğlu, demokratik hukukun egemen olduğu, özgür ve eşit bir Türkiye idealinden vazgeçmeyeceğini vurguladı. Baskıların, psikolojik operasyonların, siyasi stratejilerin, tutuklamaların, karalama kampanyalarının ve masum insanların hedef alınmasının kendisini yolundan döndüremeyeceğini belirterek, “vız gelir, tırıs gider” dedi.

“Benim iradem milletin iradesiyle birlikte hareket ediyor”

İradesinin milletin iradesiyle ve tarih bilinciyle birlikte hareket ettiğini söyleyen İmamoğlu, kendisine yönelik sürecin artık şahsını aşarak milletin iradesini ve cumhuriyetin adalet idealini hedef aldığını ifade etti.

“Eskiden beni sürekli rüyamızda görüyordunuz, adım gibi eminim. Şimdi kabusunuz daha da büyüdü, bunu bilin” diyen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü bana yaptığınız hırsızlık çoktan şahsımı aştı; doğrudan milletin iradesine, cumhuriyetin adalet idealine ve ilahi adalete yönelmiştir!”

“Bu millet yapılan kötülükleri unutmadı, unutmayacak”

İmamoğlu, kendisine yönelik sürecin kısa sürede unutulacağı düşüncesine de karşı çıktı.

“‘Bir ayda unutulur.’ dediniz. 16-19 ay geçti, 600 gün bitti!” diyen İmamoğlu, milletin yaşananları unutmadığını ve unutmayacağını söyledi. İmamoğlu, “Bu millet, yapılan kötülükleri, yaptığınız zalimleri unutmadı, unutmayacak. Bu millet her zaman zalimin karşısında durmuş, mazlumun yanında olmuştur” ifadelerini kullandı.

“Silivri’nin duvarlarının ardında milletimi görüyorum”

Silivri’deki cezaevinin yüksek duvarlarına rağmen ülkeyi ve toplumu yakından gördüğünü söyleyen İmamoğlu, kendisine destek verenlere duyduğu güveni dile getirdi.

“Silivri’nin duvarları yüksek, ama duvarların ardına bakınca ben bu ülkeyi o kadar net görüyorum ki… Ve acıyorum, size acıyorum! Ey kişi, sana acıyorum!” diyen İmamoğlu, milletine duyduğu güveni şu sözlerle anlattı:

“Ama o duvarların ardına baktığımda gördüğüm milletime inanamadığımın, bilemediğimin, hayatta kalamayacağım kadar çok güveniyor ve inanıyorum.”

Bir koğuşta, görüş kabininin camının arkasında ya da cezaevi aracının penceresinde milletin yüzünü gördüğünü belirten İmamoğlu, bu yüzü yorgun ama teslim olmamış, öfkeli ama umudunu kaybetmemiş, düşünceli ama kararlı ve canı sıkkın olsa da ne yapacağını bilen bir yüz olarak tarif etti.

İmamoğlu, “Ben buradayım! Ben o yüzlerin, o 87 milyon milletin biriciğiburadayım ve bir adım geri atmıyorum, bir milim geri atmıyorum!” dedi.

İmamoğlu’ndan demokrasiye inananlara çağrı

Savunmasının son bölümünde demokrasiye ve cumhuriyete inanan herkesi göreve çağıran İmamoğlu, cezaevinde özgürlük bekleyen insanların durumunu sorguladı.

“Bu ülkede demokrasiye inanan herkesi göreve çağırıyorum! Cumhuriyete, bu ülkenin geleceğine inanan herkesi göreve çağırıyorum!” diyen İmamoğlu, cezaevinde bulunan kişiler için şu soruları yöneltti:

“Bugün burada özgürlük bekleyen insanlar var, nasıl tutulacak insanlar burada? Hangi kararla, hangi hükümle, hangi delille, neyle? Tutsanız ne olur, tutmasanız ne olur!”

“Bugün kendi partimize değil, Türkiye’ye sahip çıkmalıyız”

İmamoğlu, Türkiye’deki bütün muhalefete ve muhalefet partilerine seslenerek toplumun geniş kesimlerine çağrıda bulundu. Ülkenin en az yüzde 80’ine seslendiğini belirten İmamoğlu, kendisini dinlemeyenlerin de mesajını duyacağına inandığını söyledi.

“Bu ülkenin bütün muhalefet düşüncesine sesleniyorum. Bu ülkenin bütün muhalefetine, muhalefet siyasi partilerine sesleniyorum. Bu ülkenin en az yüzde 80’ine sesleniyorum” diyen İmamoğlu, toplumun bir bölümünün aldatılıyor olabileceğini veya aralarında iletişimi engelleyen bir duvar bulunduğunu düşündüğünü ifade etti.

Medya üzerindeki kontrol çabalarına da değinen İmamoğlu, yüzde 80’lik kesimin yeterli görülmediğini, yüzde 90 ve yüzde 95’e ulaşmak için medyanın ele geçirilmeye çalışıldığını söyledi. Aralarındaki bağın kopmuş olabileceğini ancak sesinin bu kesimlere de ulaşacağına inandığını dile getirdi.

Toplumsal farklılıkların ortadan kaldırılmasını istemediğini vurgulayan İmamoğlu, bu farklılıkların toplumun zenginliği olduğunu belirtti. Ancak farklılıkların ortak yaşamı hedef alanlar için bir fırsata dönüştürülmemesi gerektiğini söyleyerek şu ifadelerle savunmasını tamamladı:

“Farklılıklarımızı unutalım demiyorum; o farklılıklar bu milletin zenginliğidir. Ama o farklılıkları ortak evrimizi yapmak isteyenlere fırsata çevirmeyelim. Onların fırsatına yol vermeyelim!

Bugün kendi partimize değil, Türkiye’ye sahip çıkmalıyız.”

İmamoğlu’nun savunmasının ardından duruşmaya ara verilirken izleyiciler sanıklara alkışlarla destek verdi ve ‘Cumhurbaşkanı İmamoğlu’ sloganı attı. İmamoğlu salondan ayrılırken ‘Millet kazanacak, millet kazanacak’ diyerek izleyicilere seslendi.

Aradan sonra sorulacak sorular alınacak ve avukat savunmasıyla devam edilecek. Tahliyelere ilişkin savcının mütalaası alındıktan sonra karar açıklanacak.

Güncelleniyor…