Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Bağdat’ta Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet Halbusi ile bir araya geldi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Bağdat’ta düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı 52. Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı kapsamında Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet Halbusi ile görüştü.
Bakan Fidan, Bağdat’ta temasları sırasında Haşdi Şabi Komisyonu Başkanı Falih Fayyad ile de görüştü.
Bakan Fidan’ın görüşmesi, Irak’ta silahsızlanma gündeminin ortasında, Türkiye’nin askeri varlığını Sincar’dan kademeli olarak çekeceğini açıkladığı bir dönemde gerçekleşti.
Uluslararası Koalisyon Güçleri’nin Irak’ta silahsızlanma takvimi için kritik gün olan 30 Eylül’de askerlerini geri çektiğini açıklamasının ardından, tüm silahlı grupların Ali Zeydi yönetimindeki merkezi hükümetin resmi ordusu altında birleşmesi için çabalar somutlaşmaya başladı.
Ne olmuştu?
Irak’ta 30 Eylül tarihi; ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı uluslararası koalisyonun askeri misyonunun sona erme takvimi ve ülkede faaliyet gösteren silahlı grupların (Haşdi Şabi bünyesindeki Şii silahlı yapıların) silahsızlandırılması/devlet kontrolüne girmesi tartışmaları açısından kritik bir eşik olarak öne çıkıyordu.
Bağdat ve Washington arasında yürütülen Üst Düzey Askeri Komisyon (HMC) görüşmelerinde, ABD güçlerinin Irak’taki muharip ve konuşlu varlığının kademeli olarak sonlandırılması planlanmıştı.
Buna göre, 2024 sonbaharından itibaren başlayan takvim doğrultusunda Eylül 2025 – Eylül 2026 periyodunda Ayn el-Esed dahil Irak’ın orta ve güney bölgelerindeki koalisyon güçlerinin çekilmesinin tamamlanması; Erbil başta olmak üzere kuzeydeki varlığın ise 2026 sonuna kadar Suriye’deki operasyonlara lojistik destek sağlayacak sınırlandırılmış bir yapıya dönüştürülmesi öngörülüyordu.
Eş zamanlı olarak Irak hükümeti, “devlet dışı silahlı aktörlerin” silahlarını orduya teslim etmesi ve Peşmerge ile Haşdi Şabi’nin merkezi komuta kademesine tam entegrasyonu (silahsızlanma/bütünleşme süreci) konusunda adımlar atılacağını taahhüt etmişti.
30 Eylül’de kendisini fesheden ilk örgüt, silahlı Şii gruplardan Seraya es-Selam (Barış Tugayları) oldu.
Mukteda Sadr’ın açıklamasına göre Seraya es-Selam (Barış Tugayları) feshedilirken, daha önce Sadr’ın silahlı yapılanmaları içinde yer alan İmam Mehdi Ordusu’nun da “Ensar el-İmam el-Mehdi Vakfı” adıyla sivil bir yapıya dönüştürülmesi kararlaştırıldı.
Sadr, açıklamasında Irak’ın egemenliğine ve bağımsızlığına vurgu yaparak, ülkedeki silahların devletin kontrolünde toplanması gerektiğini belirtti.
İlk fesih adımı mayısta atıldı
Sadr’a bağlı Seraya es-Selam, mayıs ayında silahlı yapısını feshetme ve devlet kontrolüne geçme yönünde adım atan gruplar arasında yer almıştı.
Haziran ayında da grubun Samarra’da silah teslim sürecine ilişkin bir tören düzenlediği bildirilmişti.
Ancak Irak’taki tüm silahlı gruplar aynı tutumu benimsemiş değil. Özellikle Ketaib Hizbullah ve Hareket en-Nüceba gibi güçlü gruplar silahlarını bırakmaya karşı çıkıyor ve silahlarını “direniş silahları” olarak nitelendiriyor.
Sınırlı çekilme ve dönüşüm
Uygulamada süreç, öngörülen ideal takvimin yani 30 Eylül tarihine, gerisinde kaldı ve “tam bir çekilme” yerine “misyon dönüşümü ve ikili güvenlik ortaklığına” evrildi:
Koalisyon güçleri bazı üsleri Irak ordusuna devretmiş olsa da, ABD askeri varlığı tamamen sıfırlanmadı. Bunun yerine uluslararası koalisyon şemsiyesi kaldırılarak ABD ile Irak arasında ikili güvenlik anlaşmaları çerçevesinde danışmanlık, istihbarat ve eğitim odaklı sembolik bir varlığın sürdürülmesine karar verildi. Bölgedeki bölgesel gerilimler ve DAEŞ’in çöl bölgelerindeki hücre faaliyetleri, Washington ve Bağdat’ın takvimi esnetmesindeki ana gerekçeler oldu.
Silahsızlanma düğümü
Haşdi Şabi ve bağlantılı milis grupların silahsızlandırılması meselesinde beklenen somut ilerleme sağlanamadı. Grupların bir kısmı kendilerini yasal olarak Başbakanlığa bağlı Silahlı Kuvvetler bünyesinde tanımlasa da, kendi komuta zincirlerini ve ağır silah kapasitelerini korumayı sürdürdü. Hükümetin “silahın sadece devlet elinde toplanması” (Hasr el-Silah bi-yed ed-Dawla) söylemi, siyasi dengeler ve bölgesel nüfuz mücadeleleri nedeniyle kağıt üzerinde kaldı.
Özetle; Iraklı analistler ve bölgesel medya organlarının değerlendirmelerine göre 30 Eylül süreci, ABD’nin Irak’tan tamamen çekildiği veya milislerin silah bıraktığı radikal bir kırılmadan ziyade, askeri varlığın biçim değiştirdiği ve Irak’ın kronik güvenlik denkleminin devam ettiği bir “kontrollü geçiş” olarak gerçekleşti.




