• Ana Sayfa
  • Ekoloji
  • ÇMO’dan sel için acil önlem çağrısı: ‘Rant odaklı projelerden vazgeçilmeli’

ÇMO’dan sel için acil önlem çağrısı: ‘Rant odaklı projelerden vazgeçilmeli’

İstanbul’da 5 kişinin yaşamını yitirdiği seli değerlendiren ÇMO İstanbul Şube Başkanı Ömür Yaşayan, su havzalarının yapılaşmaya açılmasına ve altyapı yetersizliklerine dikkat çekerek acil önlem çağrısı yaptı.

ÇMO’dan sel için acil önlem çağrısı: ‘Rant odaklı projelerden vazgeçilmeli’
ÇMO’dan sel için acil önlem çağrısı: ‘Rant odaklı projelerden vazgeçilmeli’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 18 Ekim 2026 10:57
  • Güncellenme: 18 Ekim 2026 10:59

İstanbul’da 14 Ekim’de etkili olan sağanak yağış nedeniyle 1.277 su baskını ve 15 heyelan meydana gelirken, çok sayıda yurttaş mahsur kaldı; 5 kişi hayatını kaybetti, 3 kişi hala kayıp. İstanbul Valiliği’nin paylaştığı verilere göre, 808 ev ve 280 iş yeriyle ilgili ihbar kaydı oluşturuldu.

Oluşan tablo, kentteki altyapı sorunlarını ve kentleşme politikalarının sonuçlarını yeniden gündeme getirdi. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şube Başkanı Ömür Yaşayan, değerlendirmelerde bulundu.

Selin nedenleri

İstanbul’daki kentleşme politikalarının afet riskini artırdığını belirten Ömür Yaşayan, İstanbul’da betonlaşmanın kentsel ısı adasına neden olduğunu kaydetti:

“Normalde yağan bir yağmurun toprak tarafından emilmesi ve doğal döngüsünü sürdürmesi gerekirken betonlaşmadan kaynaklı su yüzeyde kalıyor. Mevcut ızgara sistemlerinde ve menfezlerde bakımların yetersiz olmasından ya da atıkların, çöplerin birikmesinden kaynaklı taşmalar meydana geliyor. Bunun temel sebeplerinden biri teknik altyapının yetersizliği. Yağmur suyuyla mevcut atık suların bir arada ilerlediği birleşik altyapı sistemleri var. Çok şiddetli yağışlarla karşılaşınca borular bu yükü taşıyamıyor ve taşma meydana geliyor. Bu da sele dönüşüyor.”

‘Mega projelerden vazgeçilmeli’

İstanbul’daki altyapı sorununun yalnızca teknik yetersizliklerle açıklanamayacağını belirten Ömür Yaşayan, iktidarın mega projelerinin devam ettiğini ve iktidarın bu projelerden vazgeçmesi gerektiğini ifade etti. Ömür Yaşayan, Kanal İstanbul, Yenişehir rezerv alanı projesi, İstanbul Havalimanı, Kuzey Marmara Otoyolu ve Kuzey Demir Yolu Geçiş projelerini anımsattı:

“Aynı şekilde medyanın gündemine çok fazla düşmeyen ama bizim gündeme getirmeye çalıştığımız Tuzla’daki Biyoteknoloji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi projesi de var. Bunların bütünü İstanbul’un önemli içme suyu havzalarından geçiyor: Ömerli Havzası’ndan, Sazlıdere Barajı’ndan, Küçükçekmece Deresi’nden, Alibeyköy Deresi’nden geçiyor. Bu derelerin etrafında yapılaşmaya neden oluyor. Tuzla’daki organize sanayi bölgesi projesine karşı İSKİ’nin olumsuz görüşü var. İSKİ’nin mevcut yönetmeliğine, içme suyu havzalarına ilişkin koruma hükümlerine göre burası mutlak koruma alanından geçiyor. Bugün buraya gelirken, Arnavutköy’deki TOKİ evlerinin X’te gündeme düştüğünü gördüm. Kanal İstanbul ve Yenişehir rezerv alanı çevresinde oluşan bir taşma var. Su birikmesi, sel olmuş. Bunu devlet kendi eliyle yapmış. Altyapısını oluşturmadan yaptığı için buna benzer sonuçlarla karşı karşıya kalıyoruz.”

‘Dere ve havzalar yapılaşmaya açılmamalı’

Dere yataklarının yapılaşmaya açılmasının taşkın riskini artırdığını vurgulayan Ömür Yaşayan, Ayamama Deresi, Kâğıthane ve Kurbağalıdere’yi örnek gösterdi:

“Yapılaşmaya dair Sazlıdere Barajı da önemli örneklerdendir. Kanal İstanbul ve Yenişehir rezerv alanı projesi kapsamında Sazlıdere’nin etrafını yapılaşmaya açmak için yani bu projeyi yapabilmek amacıyla 2022 yılında cumhurbaşkanı kararıyla içme suyu niteliğinden çıkarıldı. İstanbul’un Avrupa Yakası’nın en önemli su kaynaklarından birinden bahsediyoruz. 5 milyon insanın su ihtiyacını gideren bir barajdan söz ediyoruz. Bugün İstanbul’da büyük su kesintileriyle karşı karşıya kalıyoruz. Bir afet durumu var ve bu süreçte önemli krizler yaşıyoruz. Avrupa ve Anadolu yakasındaki içme suyu sistemlerinin ayrıştırılması da önemli etkenlerden biri. Anadolu Yakası’nda yaşanan bir krizin Avrupa Yakası’na etkisinin önlenmesi gerekiyor. Bu risklerin devam etmemesi için derelerin ve havzaların yapılaşmaya açılmaması gerekiyor. Havza koruma planlarının uygulanması, merkezi idareyle il, ilçe belediyelerinin ortak çalışması gerekiyor. DSİ’nin de içinde olduğu bir süreç yürütülmeli.”

Yağışlar nedeniyle evleri ve iş yerleri sular altında kalan yurttaşların olduğunu ve kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini ifade eden Ömür Yaşayan, sorumluluğun belediyelerde ve İSKİ’de olduğunu belirtti. İmar düzenlemeleri ve denetimlerin belediyelerin elinde olduğunu söyleyen Ömür Yaşayan, taşkın yönetimi ve taşkına dair çalışmaların ise merkezi idarenin sorumluluğu olduğunu dile getirerek, afetlere karşı hazır olunması gerektiğinin altını çizdi.

‘Hasarları gidermek daha ucuza geliyor’

Önlem almak yerine çoğunlukla hasarların giderilmesine odaklanıldığını söyleyen Ömür Yaşayan, “Sanırım hasarları gidermek daha ucuza geliyor. Çünkü teknik sorunları biliyorlar. Geçtiğimiz haftalarda İstanbul İl Afet Risk Azaltma Planı için toplantı yapıldı. Plan hazırlanmaya başlandı ancak henüz yayımlanmadı. Yakın zamanda yayımlanacağını düşünüyorum. Bunun içerisinde nerede sorun olduğuna, hangi alanların taşkın riski oluşturacağına, hangi bölgelerin risk teşkil ettiğine dair veriler olması gerekiyor. Yoksa da bunların hazırlanması gerekiyor. Taşkın risklerinin belirlenmesi, hangi bölgelerin daha riskli olduğunun tespit edilmesi ve buna göre önlem alınması gerekiyor. Ama bunlar maliyetli işler. Merkezi iktidarın, büyükşehir ve ilçe belediyelerinin risklere dair bilgisi ve verisi vardır. Ancak kamu kaynaklarını yurttaştan yana kullanmaya geldiklerinde buna çok da yanaşmıyorlar. Hiçbiri yanaşmıyor gibi duruyor” dedi.

Önlemler

İstanbul’un yeni bir yağış felaketine karşı korunması için atılması gereken adımlara da değinen Ömür Yaşayan, mega projelerden vazgeçilmesi, su havzalarının korunması ve altyapının yenilenmesi gerektiğini söyledi. Ömür Yaşayan, devamla şunları kaydetti:

“Mühendislerin, TMMOB’a bağlı meslek odalarının ve bilim insanlarının katkısıyla İstanbul’a özgü, yağmur suyunun yaratacağı etkilere dair bir ana plan oluşturulması gerekiyor. Rant odaklı, talan odaklı projeler yerine kamunun sağlığını ve güvenliğini esas alan, insanların güvenli bir şekilde yaşayabileceği bir kent inşa etmek gerekiyor. Bunu sağlamak belki kamu görevlileri açısından pahalı olabilir ama bunları yapmak zorundalar. Çünkü bizim gibi birçok yurttaşın güvenli ve sağlıklı bir kentte yaşaması anayasal bir hak. Kamunun gerçekten kamu yararını, bilimi, emeği ve doğayı temel alarak hareket etmesi gerekiyor. Her afet olduğunda şiddetli yağış yaşandığında bunların iklim değişikliğinden kaynaklandığını söylemek artık gerçeklikten uzaktır. İklim krizinin etkilerini ağırlaştıran süreçlerde, kamu yararını gözetmeyen projelerin de payı var. Sünger kent anlayışı doğrultusunda daha fazla yeşil-mavi altyapı projesi geliştirilmeli. Yeşil alanlar çoğaltılmalı ve bu konuda çalışmalar yürütülmeli.” (MA)