İran’da her yıl yüzlerce kişi farklı gerekçelerle idam ediliyor. Uluslararası Af Örgütü’nün verilerine göre İran, Çin’den sonra en çok idamın gerçekleştiği ikinci ülke. Örgütün verilerine göre 2025 yılında İran’da en az 2 bin 159 kişi idam edildi. Bu sayı İran için 1981 yılından bu yana en yüksek veriyi oluşturuyor.
İdamlara Karşı Uluslararası Komite, 2004’ten bu yana İran’da idamların durdurulması çalışmalar yürütüyor. Komite Sözcüsü Hasan Salehi, Mezopotamya Ajansı’na artan idamları ve idamlara karşı yürütülen mücadeleyi MA’ya anlattı.
Salehi, idamlara karşı adli ya da siyasi olarak ayrılmaksızın topyekûn mücadele edilmesi gerektiğini belirtti.
Toplumsal mücadeleyle idamların yasal olarak olmasa da fiili olarak durdurulabileceğini belirten Salehi, “Uluslararası Recm Karşıtı Komite tarafından yürütülen çalışmalara da değinmek gerekir. Komite, recm cezası yasalardan kaldırılmamış olmasına rağmen, İran’da uygulamada sona erdirilmesini başardı. 2010 yılında Sakine Muhammedi Aştiyani hakkında verilen recm cezasına karşı güçlü bir uluslararası kampanya örgütleyerek recm uygulamasına fiilen son verilmesinde etkili oldu” dedi.
Komitenin çalışmalarına değinen Salehi, “İdamlara karşı protestoların ve sokak gösterilerinin örgütlenmesinden kamuoyunun harekete geçirilmesine; hükümet yetkilileri, parlamento temsilcileri, Avrupa Birliği kurumları ve Birleşmiş Milletler yetkilileriyle görüşmeler yapılmasına kadar çeşitli çalışmalar yürütüyoruz. Bu kampanyalarda idama mahkûm edilen kişilerin fotoğraflarını ve kimlik bilgilerini yayımlıyoruz. Onları istatistiklerin ve rakamların arkasında görünmez kalmaktan çıkarıyor; her birine bir yüz, bir isim ve bir kimlik kazandırıyoruz. Toplumun, idam cezası alan her kişinin bir yaşamı, hayalleri ve kendisini bekleyen sevdikleri olan bir insan olduğunu bilmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Yürütülen çalışmalar neticesinde birçok kişinin idam cezasının uygulanmadığını söyleyen Salehi, “Siyasi ve adli suçlar nedeniyle idam cezası alan herkes için çalışıyoruz. Bizim açımızdan insan hayatları arasında ayrım yapılamaz. İdam cezasına hiçbir istisna tanımadan karşı çıkmak, mücadelemizin vazgeçilmez ilkesidir” dedi.
‘Cezaevleri mücadele merkezlerine dönüştü’
İran’da yayılan tutuklanma ve baskı politikalarına değinen Salehi, “Sivil ve toplumsal aktivistlerin ve protestocuların tutuklanması, baskı ve zor uygulanması, idamlarla birlikte İran İslam Cumhuriyeti’nin halkla ilişkilerinde her zaman ayrılmaz bir parça oldu. Rejim, baskı ve idam politikasıyla toplumu korkutmayı ve insanları talepleri için mücadele etmekten vazgeçirmeyi amaçlıyor. Ancak İran halkları, son yıllarda insani taleplerini gerçekleştirmek için defalarca alanlara çıktı. Öte yandan cezaevlerinin kendisi de mücadele merkezlerine dönüştü” ifadelerini kullandı.
‘Cezaevlerinden aldığımız haberler son derece kaygı verici’
Rejimin halkın iradesini kırmak için birçok uygulamaya başvurduğunu söyleyen Salehi, “Cezaevlerinden aldığımız haberler son derece kaygı verici. İşkence, işkence altında zorla itiraf alınması ve mahpusların fiziksel ve ruhsal sağlıklarının ciddi biçimde tehlikeye girmesi, hakkında düzenli olarak bilgi aldığımız ihlaller arasında yer alıyor. Rejim, tutsakların sanki hiçbir hakları yokmuş gibi davranıyor; onların yaşamı ve sağlığı yönetim açısından hiçbir önem taşımıyormuş gibi hareket ediyor. Ocak 2026’da gerçekleştirilen geniş çaplı gözaltıların ardından çok sayıda aile, yakınlarının akıbetinden uzun süre haberdar olamadı.” dedi.
Hasta tutuklu Dr. Hamid Kareh Hasanlu ve eşi Farzaneh Kareh Hasanlu’nun durumuna değinen Salehi, ikisinin de serbest bırakılması gerektiği ve acilen tıbbi müdahale görmeleri gerektiğini belirtti.
‘Mezar yerleri ailelere açıklanmıyor’
Rejimin, ailelerin yas hakkına dahi saldırdığını belirten Salehi, “Güvenlik güçleri tarafından, idam edilen kişilerin ailelerinin yas törenleri düzenlemesine yönelik geniş kapsamlı kısıtlamalar uygulanıyor. İran yönetiminin, idam edilen kişilerin gömüldüğü yerleri ailelerine bildirmeyi dahi reddettiğine ilişkin çok sayıda vaka bize aktarıldı. Bunun sonucunda aileler, yalnızca yakınları için özgürce yas tutma ve anma törenleri düzenleme haklarından mahrum bırakılmıyor; kimi zaman sevdiklerinin nereye gömüldüğünü bile bilmiyorlar. Bu nedenle mezarlarını ziyaret edemiyor ve onlarla son kez vedalaşamıyorlar. Bu tutum, ailelerin acısını ve yaşadığı trajediyi iki katına çıkarıyor; yakınlarının idam edilmesinden sonra bile üzerlerindeki baskı ve eziyetin devam etmesine yol açıyor” değerlendirmesinde bulundu.
‘Mahkeme kararları önceden belli’
İran’da yargısal adaletin olmadığını vurgulayan Salehi, şöyle devam etti:
“Adil yargılama yapılmıyor ve davaların incelenmesinde siyasi saikler belirleyici rol oynuyor. Gözaltına alınan toplumsal aktivistlere ve protestoculara karşı verilen kararların çoğu önceden belirlenmiş oluyor; mahkemeler ise büyük ölçüde göstermelik bir işlev görüyor. İran’da, adil yargılanma ilkelerinin açıkça ihlal edildiği, uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporlarında defalarca belgelenmiş ve kamuoyuna yansıdı. Ceza adaleti bulunmadığında sanıkların uydurma suçlamalarla yargılandığı açık. Davalar güvenlik suçlamalarıyla ilişkilendirilerek sanıklar damgalanıyor; haklarında ağır hapis cezaları, hatta idam cezaları veriliyor. Örneğin, Ocak 2026 protestolarında gözaltına alınan kişilerin davaları hakkında Uluslararası Af Örgütü, bazı mahpusların gözaltına alınmalarından yalnızca birkaç hafta sonra, aceleye getirilmiş ve adil olmayan yargılamalar sonucunda idama mahkûm edildiklerini bildirdi. İşkence altında alınan itiraflar, sorgulama aşamasında avukata erişimin engellenmesi ve muğlak güvenlik suçlamalarının kullanılması, örgütün belgelediği ihlaller arasında yer alıyor.”
‘Gerçek sayıyı bilme şansımız yok’
İran’daki idamların gerçek sayılarına erişmenin imkansız olduğunu söyleyen Salehi, “Verilere göre 2025’te en az 2 bin 159 kişi idam edildi. ‘En az’ ifadesini kullanıyorum; çünkü İran’daki gerçek idam sayısı, kayıtlara geçen rakamların çok üzerinde. Rejim, gerçek idam sayısını gizleyerek devlet eliyle gerçekleştirilen öldürmelerin boyutlarını kamuoyundan saklamaya ve bu suçlara karşı uluslararası protestoların büyümesini engellemeye çalışıyor. İdamların bir bölümü yönetimin resmi kaynakları tarafından duyuruluyor. Ancak çok sayıda idam, insan hakları kuruluşlarının ve gruplarının yürüttüğü çalışmalar, araştırmalar ve bağımsız raporların derlenmesi sayesinde ortaya çıkarılıyor. Dolayısıyla insan hakları kuruluşlarının yayımladığı istatistikler, belgeleme açısından önemli ve değerli olmakla birlikte, İran’daki idamların bütün boyutlarını zorunlu olarak yansıtmıyor. Buna rağmen bu veriler, İran’da idamların ne kadar yaygın olduğunu ve sistematik biçimde uygulandığını açıkça gösteriyor” ifadelerini kullandı.
‘Cezasızlık duvarı yıkılmalı’
İdamların insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirten Salehi, “İnsanlığa karşı suç işlendiğinde, bu suçların emirlerini verenler ve uygulayanlar, aralarında sorumlu devlet yetkililerinin de bulunduğu kişiler, soruşturulmalı ve kovuşturulmalı; yetkili mahkemeler önünde hesap vermelidir. Ancak bazı güçlü devletlerin siyasi ve ekonomik çıkarlarının, İran İslam Cumhuriyeti yetkililerinin hesap vermekten muaf kalmasına fiilen katkıda bulunduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bunun sonucu, idamların ve bu suçların tekrarlanmasının sürmesi; sorumluların ise işledikleri suçların boyutuyla orantılı bir kovuşturmayla karşılaşmamasıdır. Bu döngüyü sona erdirmek için cezasızlık duvarı yıkılmalı, suçların emirlerini verenler ve uygulayanlar hakkında hukuki süreçler yürütülmeli ve yönetim idamları derhal durdurmaya zorlanmalıdır” dedi.
‘İnsan hayatını değersizleştiriyor’
İdam cezasıyla devletlere, insanları yasal ve açık biçimde yetkisi verildiğini vurgulayan Salehi, “Bu suç, bir yandan insan hayatını değersizleştiriyor ve öldürme eyleminin toplum nezdindeki ağırlığını azaltıyor; diğer yandan egemen sınıfın mutlak hakimiyetini ve gücünü, yurttaşların ise bu güç karşısındaki çaresizliğini gözler önüne seriyor. Kamuya açık idamlar ve insanların sokaklarda ya da şehir meydanlarında asılması, bu politikanın daha çıplak bir biçimidir. Bu, toplumda korku ve dehşet yaratmayı ve insanları sindirmeyi amaçlayan bir devlet şiddeti gösterisidir. Yönetim, insanların öldürülmesini kamusal alanlarda sergileyerek yurttaşları korkutmayı ve onlara egemen düzene karşı gelecek olurlarsa aynı akıbetle karşılaşabilecekleri mesajını vermeyi amaçlıyor” diye konuştu.
Kamusal alanda yapılan idamlarla halka mesaj verildiğini söyleyen Salehi, “Yönetim, idamı toplumun tamamını korkutmak ve insanlara ‘ibret vermek’ için bir araç olarak kullanmak istiyor. Ancak bu şiddet gösterisi, her şeyden önce, iktidarını korumak için insan öldürmeyi bir yönetim aracına dönüştüren rejimin gerçek yüzünü ortaya çıkarıyor” dedi.
İdamlar konusunda herkese sorumluluk düştüğünü ifade eden Salehi, “İdam, en temel insan hakkı olan yaşam hakkının ihlali anlamına gelir. Bu hak, her yerde ve bütün insanlar için tanınmalı ve korunmalıdır. İran’da idam cezasına karşı geniş bir hareket bulunuyor ve tutsaklar bu hareketin en önemli bileşenlerinden birini oluşturuyor. ‘İdama Hayır Salıları’ kampanyasına katılan tutsaklar, İran’da idamların genellikle gerçekleştirildiği günlerden bir gün önce, her salı günü açlık grevine giriyor. Bu kampanya 142 haftadır devam ediyor ve İran’daki 66 cezaevinden mahpuslar kampanyaya katılmış durumda. Cezaevlerinin içinden sürdürülen bu kesintisiz mücadele, mahpusların direnişinin ve onlarla dayanışma içinde olmanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu kampanyaya dünya çapında destek verilmesi acil ve son derece önemlidir. Uluslararası dayanışmanın kapsamı ne kadar genişlerse mahpusların ve ailelerinin sesi o kadar fazla duyulur ve idamların durdurulması yönündeki baskı artar” ifadelerini kullandı.
‘Hiçbir anne çocuğunun idam korkusuyla yaşamamalı’
İran’daki Kürt Barış Anneleri’nin, “İdama Hayır Salıları” kampanyasına katıldıklarını hatırlatan Salehi, “Anneler, siyasi mahpusların yaşamlarının korunmasını ve zorla kaybedilen kişilerin akıbetinin açıklığa kavuşturulmasını talep etti. Barış Anneleri, bildirilerinde yaşam, özgürlük ve insan onuruna vurgu yaparak, ‘Hiçbir anne, çocuğunun idam edilmesi korkusuyla yaşamak zorunda kalmamalıdır’ dedi. Barış Anneleri ayrıca idamın yalnızca bir insanın hayatını almakla kalmadığını, ailesini de yıllarca sürecek acı ve yasla baş başa bıraktığını hatırlattı” dedi.
İdamlara karşı uluslararası kamuoyuna çağrı
İdam karşıtı mücadelenin genişleyerek uluslararası bir harekete dönüşmesi gerektiğini vurgulayan Salehi, “Dünyanın her yerindeki halklar, sivil toplum kuruluşları, toplumsal örgütlenmeler, işçi sendikaları, siyasi partiler ve insan hakları örgütleri; mahpuslara destek vererek, idamları protesto ederek ve İran İslam Cumhuriyeti üzerinde baskı kurarak bu ölüm mekanizmasının durdurulmasında etkili bir rol oynayabilir. Uluslararası toplum, İran’daki idamları kınamakla yetinmemelidir. Uluslararası toplumu, İran İslam Cumhuriyeti’ni siyasi açıdan boykot etmeye, bu yönetim üzerindeki baskıyı artırmaya ve İran halkının yanında durmaya çağırıyoruz. Amaç, somut adımlar ve küresel dayanışma yoluyla bu ölümcül silahı İran İslam Cumhuriyeti’nin elinden almak ve İran’daki idamlara son vermek olmalıdır” ifadelerini kullandı.




