Almanya seçimleri savaş ve göç sınavında neler gösteriyor?

Artan savaşlar ve silahlanma ekonomileriyle derinleşen krizin faturası, Almanya’da da göçmenlere kesiliyor. Aşırı sağcı AfD’nin seçim başarısının arkasındaki nedenleri İLKE TV’ye anlatan uzmanlar, aşırı sağın yükselişinde merkez siyasetin hatalarına dikkat çekti.

Almanya seçimleri savaş ve göç sınavında neler gösteriyor?
Almanya seçimleri savaş ve göç sınavında neler gösteriyor?
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 19 Ekim 2026 14:15
  • Güncellenme: 19 Ekim 2026 14:35

Haber: Abbas Vural

Son dönemde Almanya’da gerçekleşen seçim sonuçlarında Almanya için Alternatif’in (AfD) oylarını ciddi şekilde arttırması ve bunun karşısında Elif Eralp’in öncülüğündeki Sol Parti’nin Berlin’deki başarısı kamuoyunda ciddi tartışmalara neden oldu.

Merkez siyasetin çöküşünden hareketle aşırı sağcı AfD ve Sol Parti’nin küresel ölçekte yaşanan krizlerin sonucundaki yükselişini Siyaset Bilimci Mustafa Şener ve Göttingen Üniversitesi Göç Çalışmaları Merkezi’nde doktora araştırmacısı olarak çalışan Sosyolog Saeid Mozafari ile konuştuk.

Araştırmalarına uzun zamandır Berlin’de devam eden Barış Akademisyeni Mustafa Şener, AfD’nin oylarındaki artışın dünyada artan sağcılıkla beraber değerlendirilmesi gerektiğini belirtirken bu artışın son 30 yıldır her coğrafyada olduğu gibi Avrupa’da da görüldüğünü ifade etti.

“Güçlü bir solun olmadığı koşullarda aşırı sağın yükselişi kaçınılmaz”

Bu artışın dünyadaki krizler ile bağlantılı olduğunu vurgulayan Şener, ekonomik ve siyasi krizlerin ötesinde bir uygarlık krizi içinde olduğumuzu savunarak Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından güçlü bir sol akımın ortaya çıkmadığını ve bu boşluğu alternatif sağ akımların doldurduğunu söyledi.

AfD’nin beklenmedik bir başarı elde etmediğini söyleyen Şener, son birkaç yıldır görülen artışın Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern seçimleri ile somutlaşsa da AfD’nin Berlin gibi yerlerde de önceki seçime kıyasla ciddi oy artışı elde ettiğine dikkat çekti. Şener, Sol Parti’nin Berlin’deki başarısının da sağ partiler yerine merkez siyaseti zayıflatan bir yerden gerçekleştiğini de vurguladı.

Almanya özelinde pandemiden beri süren ve enerji kriziyle de derinleşen bir büyüme probleminin var olduğunu aktaran Şener, bunun işsizliği ve dar gelirlilerin geleceğe yönelik kaygılarını ciddi ölçüde arttırdığını söyledi.

Berlin seçimlerine dair de görüşlerini paylaşan Şener, Sol Parti’nin elde ettiği başarının umut verici olduğunu belirtirken Berlin’in Almanya açısından istisnai bir kent olduğunun da altını çizdi.

Şener: “Berlin’de değişen dengeler merkez siyasetin başarısızlığıyla ilişkili”

Göçmen hareketlerinin de güçlü olduğu kozmopolit bir şehirden söz edildiğini hatırlatan Şener, kentin entelektüel yapısına dikkat çekerek şunları söyledi:

“Bahsettiğim dinamikler Sosyal Demokrat Parti ve Yeşiller’in son yıllardaki başarısız yönetim pratikleriyle birleşince; Sol Parti’nin Berlin’de yürüttüğü çalışmaların karşılık bulması doğal. Ancak Almanya’nın diğer eyaletleri açısından benzer sonuçların yaşanabileceğini öngörmek yanlış olur.”

 16-35 yaş arasındaki kesimden %40’ın üzerinde oy alan Sol Parti’nin işinin yine de kolay olmadığını belirten Şener, “Partinin seçimleri kazanmasının ardından tabiri caizse bir cadı kazanı kaynatılmaya başlandı. Bu gerek Sol Partili kimi isimlerin terör ve antisemitizm ile ilişkilendirilmesi, gerekse de konut krizinin çözümü noktasındaki kamulaştırma vaatlerine karşı çift koldan ilerliyor. Oysa Sol Parti’nin seçim başarısının ardında yatan şeyler de bu noktada söyledikleriydi bence.” diye konuştu.

Konutların kamulaştırılmasına dair 2021’de yapılan referandumda halktan yüzde 59 destek alındığını hatırlatan Şener, daha önce hayata geçirilmeyen bu politikanın şimdi Sol Parti tarafından yapılacak olmasının diğer partileri korkuttuğunu söyledi.

 

Saeid Mozafari: Merkez siyasetin askıya aldığı uluslararası hukuk, krizleri büyütüyor

İlke TV’ye konuşan Sosyolog Saeid Mozafari de merkezde konumlanan siyasi partiler tarafından askıya alınan uluslararası hukuk sisteminin savaşları tetiklediğini ve bu savaşlar sonucunda yaşanan göçlerin de Avrupalılar arasında tepkiye neden olduğunu vurguladı.

Tarihte hiç olmadığı kadar kapsamlı bir göç kriziyle karşı karşıya olunduğunu belirten sosyolog, Suriye, Ukrayna ve İran gibi birçok bölgede yaşanan savaşların neredeyse tüm merkez partileri göç kriziyle yüzleştirdiğini savundu.

AfD’nin yükselişini de bu konuyla ilişkilendiren göç çalışmaları uzmanı, Almanya’da bir süredir devam eden ekonomik daralmanın da bu yükselişi beslediğini ifade etti.

Çin ile ticaretin durması ve Rusya ile yaşanan enerji krizi gibi nedenlerle birçok yerde olduğu gibi Alman ekonomisinin büyük darbe aldığını belirten Mozafari, refaha ulaşmak için Almanya gibi gelişmiş ülkelere gelen mültecilerin “günah keçisi” ilan edildiğini söyledi.

Sosyolog Mozafari: Merz’in söylem değişikliği tehlikenin büyüklüğüne işaret

Giderek artan savaşlar sonucunda Almanya gibi ülkelerin silahlanma bütçelerini de arttırdığını vurgulayan Mozafari, bu bütçenin kamusal hizmetlerden transfer edilmesinin de ayrı bir tepki oluşturduğunu belirtti.

Bu gelişmelerin Merz liderliğindeki merkez siyasetin başarısızlığı ile okunması gerektiğini söyleyen Mozafari, AfD’nin yükselişinde özellikle CDU’nun başarısız politikaları olduğunun da altını çizdi.

Son seçimlerin ardından Almanya’daki demokratik çevrelerin endişelerinin arttığını kaydeden Mozafari, CDU Lideri Merz’in göçmenler hakkındaki söylem değişikliğinin de bu “alarm hâli” ile ilişkili olduğunu söyledi:

“Merz’in Almanya’nın bir göçmen ülkesi olduğuna dair söylemleri gerçeğin ifadesidir. Süleyman Soylu da benzer bir tezi Türkiye için ortaya koymuştu. Göçmenler olmazsa sanayi çöker. Düne kadar oy almak için kötülediği mültecileri bugün bu nedenle savunuyorlar. Çünkü AfD, oy almak için kötüledikleri göçmenleri gönderirse Almanya sanayisi çöker.”

 Yükselen göçmen düşmanlığı karşısında insan haklarına ayrılan kaynakların arttırılması gerektiğini belirten Mozafari, etkili entegrasyon politikaları ve ilgili hukuki reformların hayata geçirilmesi ile bu yükselişe karşı mücadele edilebileceğini de savundu.