Anayasa Mahkemesi (AYM), Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit ile Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) KHK’li eşbaşkanlara mazbata verilmemesine ilişkin 17 Nisan 2019’da Bağlar ilçesi Koşuyolu Parkı’nda Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır İl Örgütü tarafından düzenlenmek istenen açıklamaya dönük polis müdahalesine dair yapılan başvuruyu karara bağladı.
AYM, dönemin Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır milletvekilleri Musa Farisoğulları ve Remziye Tosun tarafından “yasaklama kararı gerekçesiyle 17 Nisan 2019’da yapılmak istenen basın açıklamasının engellenmesi ve olayla ilgili şikayet edilen kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği” gerekçesiyle yapılan başvuruda ihlal kararı verdi. Başvuruyu, “toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı” kapsamında inceleyen AYM, olayda başvurucuların da içinde bulunduğu grubun basın açıklaması yapmasına engel olunmasının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahale teşkil ettiğini kaydetti.
‘Somut olgulara dayanmıyor’
Polis saldırısının “Kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi” amacıyla yapıldığının belirtildiği kararda, bu aşamadan sonra müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığının incelenmesi gerektiği kaydedildi. Kararda, “Müdahaleye dayanak yasaklama kararında ileri sürülen gerekçelerin, kamu düzenine yönelik açık ve yakın bir tehlikenin varlığını ortaya koyan somut olgulara dayanmadığı görülmektedir” denildi.
Mevcut olayda kamu makamlarının, yapılmak istenen basın açıklamasının içeriği ve konusu itibarıyla kamu düzeni veya kamu güvenliği bakımından nasıl bir tehdit oluşturduğunu ortaya koyan ikna edici ve somut bir gerekçeye yer verilmediğine dikkat çekilen başvuruda, kamusal belgeler incelendiğinde, toplantının barışçıl olmadığına veya şiddet içereceğine ilişkin herhangi bir tespitin bulunmadığı belirtildi. Kararda, bu yönüyle müdahalenin demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşacak nitelikte yeterli ve ilgili bir gerekçeye dayanmadığı sonucuna ulaşılmadığına yer verildi.
Kararda, “Mevcut olayda başvurucuların da aralarında bulunduğu grup, yalnızca basın açıklaması yapacaklarını ve kısa süreli bir oturma eyleminin ardından dağılacaklarını bildirmelerine rağmen kolluk görevlileri, görüşmeler sırasında slogan atıldığını ve etkinlik sonrasında kamu düzenini bozabilecek eylemlerin gerçekleşebileceğine ilişkin bilgiler bulunduğunu ileri sürerek etkinliğe müdahalede bulunmuştur” denildi.
‘Genel güvenlik kaygıları yeterli bir gerekçe değil’
Kararın devamında şu ifadelere yer verildi: “Genel güvenlik kaygıları, temel hakka yönelik müdahaleyi tek başına haklı kılmak için yeterli bir gerekçe olarak kabul edilemez. Barışçıl yollardan siyasi bir talebin dile getirilmesini veya siyasi parti mensuplarını etkileyen bir yargı kararının protesto edilmesini amaçlayan bir etkinliğin, yalnızca halkın gündelik yaşamı üzerinde belli ölçüde olumsuz etkilerinin veya kamu düzenini bozma ihtimalinin bulunduğu gerekçesiyle engellenmesi anayasal bakımdan yeterli değildir. Kamu düzeninin bozulacağı veya bu tehlikenin bulunduğuna dair somut ve nesnel gerekçelerin ortaya konulması gerekir.”
Dosyaya sunulan bilgi ve belgelere göre bazı katılımcıların polise yönelik fiziki müdahalesinin ve “kamu düzenini bozucu nitelikteki” bazı eylemlerin polisin gerekli olmadığı halde toplantıya müdahalesi sonrası gerçekleştirildiği ve bu eylemlerin başvuruya konu müdahaleye dayanak gerekçeler olmadığının vurgulandığı kararda, “Toplantıya müdahale esnasında katılımcıların gerçekleştirdiği hukuka aykırı eylemlere yönelik bazı yaptırımlar uygulanabilir ise de bu durum, toplantıya kolluk görevlilerince yapılan hukuka aykırı müdahaleyi hukuka uygun hâle getirmez” denildi.
İhlal kararı
Mahkeme açıklanan gerekçelerle, “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine” ilişkin iddiayı kabul edilebilir bularak, “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının” ihlal edildiğine karar verdi. Ayrıca başvuruculara ayrı ayrı manevi tazminat ödenmesine karar veren mahkeme, başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulmadı.
Ne olmuştu?
HDP Diyarbakır İl Örgütü’nün, Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit ile Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) KHK’li eşbaşkanlara mazbata verilmemesine ilişkin 17 Nisan 2019’da Bağlar ilçesi Koşuyolu Parkı’nda düzenlediği basın açıklamasına polisler Diyarbakır Valiliği’nin, “(…) etkinliğin kamu düzenini bozabilecek nitelikte provokatif eylemlere yol açabileceği, kamu binaları ve çevresinde güvenlik zaafiyeti oluşturabileceği, karşıt görüşlü grupların karşı karşıya gelmesi halinde telafisi güç olayların yaşanabileceği, kamu güvenliği bakımından ciddi risk bulunduğu ve şiddet olaylarının yaygınlaşabileceği” iddialarıyla verdiği eylem ve etkinlik yasağı gerekçesiyle açıklamaya müdahalede bulundu.
HDP, “yapılmak istenen basın açıklamasının kolluk görevlilerince hukuka aykırı ve orantısız güç kullanılarak engellendiğini” belirterek, müdahale talimatı veren ve müdahale eden kolluk görevlileri hakkında “yaralama, siyasi hakların kullanılmasını engelleme, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması ve görevi kötüye kullanma” suçlarından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Başvuru üzerine savcılık, basın açıklamasına izin verilmemesi ve TOMA ile yapılan müdahale sonucu yaralanma ile görevi kötüye kullanma suçlarına ilişkin olarak valilikten soruşturma izni talep etti. Valilik, kimlik bilgileri tespit edilen polisler hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verdi.
Karara karşı yapılan itiraz üzerine Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 1’inci İdari Dava Dairesi, 1 Kasım 2021’de “Basın açıklamasına izin verilmemesi eylemi yönünden ceza soruşturması yapılmasını gerektirecek nitelikte ve ağırlıkta bir durum olmadığı” iddiasıyla itirazı reddetti. Bölge İdare Mahkemesi ayrıca zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçunun soruşturma iznine tabi olmadığını ve bu suç yönünden Cumhuriyet Başsavcılığı’nca doğrudan soruşturma yapılması gerektiğini belirterek, bu yönlü bir karar kılmayarak, dosyayı işlem yapılmak üzere savcılığa gönderdi.
Başvurucular Farisoğulları ile Remziye Tosun, basın açıklamasının engellenmesine ilişkin soruşturma izni verilmemesine dair nihai kararın ardından 7 Şubat 2022’de AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.
Diğer yandan Cumhuriyet Başsavcılığı 15 Mart 2022’de polisler hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle evrakın işlemden kaldırılmasına karar verdi. Ayrıca AYM başvurusuna konu edilmeyen “zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçu” bakımından devam eden adli soruşturmada 12 Şubat 2024’te kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi.
(MA)
Şerzan Kurt davası: AYM esastan ihlal görmedi, aile kararı AİHM’e taşıyor




