İzmir’de yaşayan Gülsor Çivi ve eşi Mesut Çivi, Kürt edebiyatının başyapıtlarından Ahmedê Xanî’nin Mem û Zîn adlı eserini düzyazı formuna uyarladı.
Yayınevlerinin kitap basımı için müsait olmaması nedeniyle Ağustos ayında Google Play Kütüphanesi ve Kobo gibi dijital platformlarda okuyucuyla buluşan çalışma, eserin edebi dilini bozmadan okunmasını ve yaygınlaşmasını kolaylaştırmayı hedefliyor.
Eseri düzyazı formuna getirme süreçlerini anlatan Mesut Çivi, Doğu ve Güneydoğu turlarından dönen arkadaşlarının Doğubeyazıt’taki Ahmedê Xanê türbesi izlenimlerinden etkilenerek araştırmaya başladıklarını belirtti. Çivi, süreci şu sözlerle aktardı:
“Doğu ve Güneydoğu turlarından dönen arkadaşlarımız Doğubeyazıt’a gittiklerinde Ahmedê Xanê’nin türbesini de ziyaret etmişler. Döndüklerinde oradaki izlenimlerini o kadar güzel anlattılar ki; hepimizde büyük bir merak uyandı. Kimdir, nedir diye araştırmaya başladık. Çevremizdekiler bize sorduğunda biz de dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık. Anlatırken bir taraftan da internetten araştırma yapıp bir özet çıkaralım dedik. Fakat özet çıkarmaya çalışırken yazılan birçok şeyin ve yapılan özetlerin yanlış olduğunu gördük. Bunun üzerine metni ana kaynağından tekrar okumaya başladık. Metne girdikçe olay özet çıkarmaktan çıkıp bir kitaba doğru evirilmeye başladı. Bambaşka bir yola girdik. Olay derinleştikçe genişten daha geniş bir özete doğru gittik. Neredeyse kitabı beş kere baştan aşağı yeniden yazdık. En sonunda bunu bir kitap haline getirelim dedik ve ortaya bu çalışma çıktı.”
‘Yeni bir alternatif yaratmak istedik’
Çalışmanın diğer çevirilerin yerine değil, bir alternatif olduğunu dile getiren Çivi, Ahmedê Xanî’nin eseri mesnevi şeklinde, Kürtçe şiir formatında ve 2 bin 600’ü aşkın beyit olarak yazdığını hatırlattı.
Şimdiye kadar yapılan çevirilerin büyük çoğunluğunun şiir formunu koruduğunu ifade eden Çivi, şunları kaydetti:
“İnsanların kafasında ‘Zaten bir sürü kişi bunu yapmış, yazmış, çözmüş; yeni bir şeye gerek var mı’ sorusu vardı. İşin aslı şöyle; Ahmedê Xanê bu eseri mesnevi şeklinde, Kürtçe şiir formatında ve 2 bin 600’ü aşkın beyit olarak yazmış. Şimdiye kadar yapılan çevirilerin büyük çoğunluğunda eseri yine şiir olarak çevirmeyi tercih etmişler. Şiir şeklinde çevirince de ister istemez belli bir ölçüye ve kafiyeye uydurmak zorunda kalmışlar. Bu da şiirin kendi yapısı gereği anlatımı dar bir alana sıkıştırmış. Biz de dedik ki metni bu kadar dar bir alana sıkıştırmayalım, farklı bir alternatif sunalım. Bu çalışma diğerlerinin yerine yaptığımız bir şey değil, alternatif bir okuma biçimi. Biz hem o ritmi yakalayalım, bozmayalım hem de o ritmin içindeki duyguları, düşünceleri ve felsefi derinliği serbest bir dille aktaralım istedik. Elimizi serbest bıraktığımızda duygu ve düşüncelerin çok daha rahat ifade edilebildiğini gördük. Bu bizim yaptığımız yeni bir okuma. Başarılı olup olmadığımıza elbette okurlar karar verecek.”

‘Herkesin okuması lazım’
Çeviride metnin özünden kopmadıklarını, yeni kelimeler uydurmadıklarını ve tarihsel niteliğe sadık kaldıklarını söyleyen Gülsor Çivi ise şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu eseri sadece Kürt gençlerinin değil; edebiyatı, tarihi, felsefeyi, divan edebiyatını ve tasavvufu seven herkesin okuması lazım. Aslında çok evrensel bir eser. Ahmedê Xanê özelde Kürtlere yönelik yazmış ama duygusu ve düşüncesiyle tam bir dünya insanı. Bu işe girdiğim için büyük bir keyif aldım ve gurur duydum. İyi ki yaşamış, iyi ki bu eseri bize bırakmış.”
Halka karşı sorumluluk hissettikleri için bu çalışmayı gerçekleştirdiklerini vurgulayan Gülsor Çivi, eserin ilerleyen süreçte fiziki kitap haline de getirilebileceğini sözlerine ekledi:
“Biz de halkımıza karşı bu sorumluluğu hissettiğimiz için bu işe girdik. Eser, şu an dijital ortamda çıktı, umarım ileride fiziki kitap haline de getirebiliriz. Dijital ortamda okumak da çok kolay. e-Pub formatında yapıldığı için sanki normal kitap sayfasını çeviriyormuş gibi rahatça okunabiliyor. Önce hikâyeyi, Mem û Zîn’i okuyun. Karakterleri, aralarındaki ilişkiyi bir anlayın. Bölüm bölüm olduğu için oldukça sürükleyici ve akıcı; duygusu insana çok güzel geçiyor.”
e-Pub formatında hazırlanan çalışma, dijital platformlar üzerinden okuyuculara sunuluyor.
Mem-û Zin ve Ahmedé Xaní hakkında
“Mem-û Zin”de, Cizre beyi Mir Zeynuddin’in kız kardeşi Zin ile Divan katibinin oğlu olan Memo arasında yaşanan gerçek aşk öyküsü konu ediliyor.
Erkek kıyafetinde gezmeye çıkan Zin’in Mem ile sokakta birbirlerini görmesiyle başlayan ve ardından hızla büyüyen aşk, zamanla kentte herkes tarafından bilinir hale gelir.
Ancak, Zin’in abisi bey Mir Zeynuddin’in kapıcılığını yapan ve halk arasında “Beko” olarak çağrılan Bekir, ikiyüzlü ve fitne kişiliğiyle Mem ile Zin’in aşkına engel olmaya çalışır.
Bekir, bey Mir Zeynuddin’in Mem ile iddialı satranç oyunu sırasında hile yaparak, Mem’in yenilmesini sağlar.
Mem bunun üzerine beyin kız kardeşi Zin’e duyduğu aşkı itiraf eder. İtiraf üzerine Mem, bey tarafından zindana atılır. Bir süre sonra bey Zeynuddin, Mem ile Zin arasındaki aşkın ilahi aşka dönüştüğünü anlayınca Zin’e, Mem’i zindanda görmesi için izin verir. Zin’in zindandaki ziyareti sırasında Mem ölür. Bunun üzerine Mem’in sadık arkadaşı Tacdin, Bekir’i öldürerek intikam alır.
Mem’in şehitliğe gömülmesinin ardından Bekir’in farklı yere gömülmesini isteyen bey Zeynuddin’e bu kez kardeşi Zin karşı çıkarak, Bekir’in Mem’e yakın yere gömülmesini ister ve bu isteği kabul edilir.
Gömülmenin ardından Mem’in mezarı başından hiç ayrılmadan ağlayan Zin, burada ölür. Bey, Mem’in mezarını açtırarak, Zin’i de oraya gömer.
Ahmedé Xaní’nin 1694 yılında kaleme aldığı ünlü eseri Mem û Zîn, Kürt edebiyatında millet ve ulusal bilincin işlendiği ilk büyük eserlerden biri kabul edilir. Bu nedenle bazıları tarafından Kürt milliyetçiliğinin veya ulusal uyanışın ilk öncülerinden biri olarak görülür.
Ahmedé Xaní
Ehmedê Xanî (Ahmed-i Hânî), 17. yüzyılda yaşamış çok önemli bir Kürt şair, yazar, filozof, astronom ve İslam âlimidir.
Ahmedé Xaní 1707’de hayatını kaybetti. 1651’de Hakkári yöresinde dünyaya gelen Kürt filozofunun Xaní ismini doğduğu köyden mi yoksa kendi kabilesinden mi aldığı konusunda net bir bilgi bulunmuyor.
Ahmedé Xaní´nin yaşamı hakkında da fazla bilgi bulunmuyor.
Yazarlığa 14 yaşında başladığı kendi ifadelerinden çıkarılmaktadır. Çünkü ünlü yapıtı “Mem-û Zín”in sonunda “otuz yıldır ki yazıyor o, yanlış yazıyor” demiştir. “Mem-û Zin”i tamamladığında 44 yaşında olduğu, Doğu Beyazıt´ta öldüğü ve mezarının burada olduğu bilinmektedir.
Xaní kendi çağının en seçkin edebiyatçılarından olmasının yanı sıra, bir bilgin ve filozof olarak da tanınmıştır.
Birçok eser yazdığı bilinmekle beraber günümüze kadar korunarak gelebilen belli başlı eserleri şunlardır: Çocuklar için yazdığı “Nubihara Biçukan” (Çocukların ilkbaharı), “Eqida Imane” (İnanç Yolu) ve “Mem-û Zin” (Mem ve Zin). Ayrıca otuza yakın şiiri günümüze ulaşmıştır. “Yusuf ile Züleyha” destanında Xaní tarafından kaleme alındığı söylenmekle beraber, bu konu net değildir.
Yaşadığı dönemde eserlerini (Kürtçenin yanı sıra Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesi de bilmesine rağmen) esas olarak Kürtçe yazmış ve Kürtçenin edebi bir dil olarak gelişmesine öncülük etmiştir. (MA)




