Şırnak’ın Cudi ve Gabar dağları ile Besta bölgesinde yürütülen ağaç kesimlerine ilişkin Şırnak Ekoloji Platformu’ndan yeni bir açıklama geldi. Şırnak Ekoloji Platformu üyesi Fadıl Tay, Mezopotamya Ajansı’na (MA) yaptığı değerlendirmede, bölgedeki ekolojik yıkımın boyutlarına dikkat çekti.
Besta ve Gabar bölgelerinde yalnızca bir hafta içinde 3 bin ster (yaklaşık bin 950 ton) ağaç kesimi yapıldığının bilgisini aldıklarını belirten Tay, doğa tahribatının “güvenlik” gerekçesinden çıkarak sermaye ve rant odaklı bir politikaya dönüştüğünü ifade etti. Tay, bu uygulamaların bölgede insansızlaştırma ve hafızasızlaştırma politikalarının bir parçası olarak sürdürüldüğünü kaydetti.
‘Sermaye odaklı bir hâl aldı’
Ağaç kesimlerinin tarihsel bir arka planı bulunduğunu dile getiren Tay, 2014-2015 yıllarından itibaren orman yakma vakalarının başladığını, 2016 sonrasında ise orman kesimlerinin yaygınlaştığını belirtti. Tay, sürecin gelişimini şu sözlerle aktardı:
“Şırnak ve Siirt özelinde 2016 sonrasından itibaren orman yakma ve kesme faaliyetleri arttı. Son barış sürecine kadar bu kesimler sürekli güvenlik gerekçesiyle yürütüldü. Ancak yaklaşık iki yıldır bu durum tamamen sermaye odaklı bir hâl aldı.”

‘Hukuki girişimlerde bulunduk’
Bölgede yapılan kesimlerin önemli bir bölümünün korucular eliyle gerçekleştirildiğini öne süren Tay, bu duruma karşı birçok hukuki başvuru ve suç duyurusunda bulunduklarını belirtti. Tay, “Bu konuda yaptığımız çok sayıda hukuki başvuru ve suç duyurusu var. Ancak açılan davaların büyük bir kısmı takipsizlik veya kovuşturmaya yer olmadığı kararlarıyla kapatıldı. Ağaç kesimlerine karşı ortak bir hukuki ve toplumsal mücadele yürütmemiz gerekiyor” dedi.
Ekolojik yıkımın her geçen gün derinleştiğine dikkat çeken Tay, şunları kaydetti:
“Son aldığımız bilgilere göre Gabar ve Besta bölgelerinde bir haftada 3 bin ster ağaç kesimi söz konusu. Bir ster yaklaşık 650 kilogram olduğuna göre bu, yaklaşık bin 950 ton ağaç anlamına geliyor. Bu durum, resmî prosedürler altında yürütülen bir doğa kıyımıdır. Açıkça bir ekokırım söz konusudur. Bu yalnızca ağaçların kesilmesi değil, bölgenin insansızlaştırılması ve hafızasızlaştırılması anlamına da geliyor.”
‘Barış doğayla da kurulmalı’
Ekolojik kırıma karşı demokratik kitle örgütlerinin ve sivil toplumun daha aktif sahada olması gerektiğini vurgulayan Tay, sözlerini şöyle tamamladı:
“Hukuka aykırı biçimde yapılan ağaç kesimleriyle ilgili halkımızın platformumuza başvurmasını ve elindeki bilgileri bizimle paylaşmasını istiyoruz. Bu konuda gerekli hukuki desteği sunmaya hazırız. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ndeyiz. Ancak bu barışın hukuk çerçevesinde ekolojik bir boyutunun da olması gerekiyor. Bir şehrin insanlarıyla barıştığınızda o toprağın, ekosistemin, ağaçların ve diğer canlıların da korunması gerekiyor. Önceden güvenlik gerekçesi öne sürülüyordu; bugün ise bölgede böyle bir gerekçe olmamasına rağmen ağaç kesimleri sürüyor. İnsanlar arasında oluşan barış ortamının doğaya da yansıması gerekiyor. Gabar ve Cûdî’deki ağaçlarla, yaban keçileriyle, ceylanlarla ve bütün canlılarla da barışmamız gerekiyor. Barış süreci ilerliyorsa bunun ekolojiye de olumlu bir yansıması olmalı.”
Ekolojik yıkımın 1990’lı yıllardan bu yana sürdürülen köy yakma ve boşaltma politikalarından bağımsız olmadığını belirten Tay, rant ve kapital odaklı yaklaşımlara karşı doğanın yeniden canlandırılması için insani, hukuki ve toplumsal zeminde mücadeleye devam edeceklerini kaydetti.




