• Ana Sayfa
  • Manşet
  • DEM Parti: ‘Sürece uzanan bizim görmediğimiz ve bilmediğimiz bir el mi var?’

DEM Parti: ‘Sürece uzanan bizim görmediğimiz ve bilmediğimiz bir el mi var?’

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, ‘fon krizine’, çözüm sürecine ve bütçe görüşmelerine ilişkin basın toplantısında konuştu. Ayşegül Doğan, ‘Sürece uzanan bizim görmediğimiz ve bilmediğimiz bir el mi var?” diye konuştu.

DEM Parti: ‘Sürece uzanan bizim görmediğimiz ve bilmediğimiz bir el mi var?’
DEM Parti: ‘Sürece uzanan bizim görmediğimiz ve bilmediğimiz bir el mi var?’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 22 Ekim 2026 21:56

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısındaki tartışmalara ve güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.

“Eş Genel Başkanlarımızın başkanlığında MYK’mız toplandı. Günlerdir bir dizi toplantı sürüyor. Dün bileşen partilerimizin eş genel başkanları ve sözcüleriyle toplandık. Haftaya da Yeni Parti ziyaretiyle başladık. Siyasi parti ziyaretlerimiz sürecek. MYK’mız çok yoğun başlıkları ve sıcak gündemleri konuşuyor” diyen Ayşegül Doğan şöyle konuştu:

“O kadar büyük bir soygun, o kadar büyük bir yolsuzluk ki yüzyılın yolsuzluğu olarak değerlendirmeler de yapılıyor. 455 bini aşkın yurttaşın birikiminin etkilendiği, birkaç gün içinde eridiği ilk etapta yaptığımız tespit. Ama yalnızca bununla sınırlı olmayan bir durumdan bahsediyoruz. Yalnızca borsada değer kaybeden hisselerle milyonlarca insanın tasarrufu bu krizden etkilenmedi. Bir sürü dolaylı sebep nedeniyle de etkilendi. Ancak buna ilk gün şöyle dedik ve demeye de devam edeceğiz. Bunun sıradan bir piyasa dalgalanması olmadığını biliyoruz, sıradan bir manipülasyon olmadığını biliyoruz. Birkaç kişinin bireysel hatası olmadığını ve buna indirgenemeyeceğini gayet iyi biliyoruz. Bu konuda da son derece deneyimliyiz. İlgili kamu kurumunun gözetim sorumluluğu altında büyüyen, aylarca durdurulamayan ve faturası yine bu ülkenin en yoksullarına çıkacak olan bir soygun haliyle, kronik ve yapısal bir sorunla karşı karşıyayız.”

‘Vurgunda asıl mesele kimin neyi bildiği ve kimin neyi durdurmadığıdır’

TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen ‘fon krizi’ hakkındaki kanun teklifine ilişkin konuşan Ayşegül Doğan, “Dün gece yarısı muhalefetle ortaklaşılmadan gelen bu teklifin de aslında ne kadar belirsizliklerle dolu olduğunu gördük. Bu belirsizlikler kamuoyuna açıklanmalı. Bu böyle bir kanun teklifiyle önü alınabilecek bir konu değil. Çok daha fazlası gerekiyor. Kime yakın, kime uzak olduğuna bakmadan sonuna kadar gideceğiz deniyor ya, bunun artık söylemin ötesine geçmesi gerekiyor.

Artık hiçbir kuruma güvenin kalmadığı, güvenin sarsıldığı ve bunun her geçen gün daha da pekiştiği bir durumla karşı karşıyayız. O yüzden bu vurgunda asıl mesele kimin neyi bildiği ve kimin neyi durdurmadığıdır” dedi.

‘İktidar, eylemleriyle söylemlerine uygun bir tutum sergilemek zorunda’

Ayşegül Doğan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hiç kimse siyasi linç istemiyor. Böyle bir yaklaşımımız yok. Hiç kimsenin kötü bir muameleye maruz kalmasını istemiyoruz. Ancak ortada bir hak ihlali varsa buna uygun davranılmasını talep ediyoruz. Sorumluluğu konuşmak linç etmek değildir. Asıl kaygı verici olan, insanların meşru soruların takipçisi olması nedeniyle linçle yaftalanması ya da sanki linç ediyorlarmış gibi bir söylemle karşı karşıya kalması. Meşru bir soru değil mi? İnsanlar soruyor: Nasıl oldu? Niye denetlenemedi? Kamu yararı nasıl gözetilecek bundan sonra? Biz nasıl güveneceğiz devlet kurum ve kuruluşlarına? Bu sorulara kim yanıt verecek? Bizatihi müsebbibi olanlar. Peki, kim müsebbibi? Kim ülkeyi yönetiyor? Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı. O halde bu soruları yalnızca yanıtlamakla yetinmemesi gereken bizatihi iktidardır. Eylemleriyle de söylemlerine uygun bir tutum sergilemek zorunda”

‘Ne gizleniyor? Kim neyi saklıyor? Neden saklıyor?’

‘Fon krizinin’ ardından emekliliğe ayrılan, istifalar veren isimlere de değinen Ayşegül Doğan, “Emekliye ayrılmak, istifa etmek, başka bir göreve geçmek hesap vermek anlamına gelmiyor. Hesap verebilirlikle ilgili gerekli denetim mekanizmalarının devreye girdiği anlamına gelmiyor. Siyasi ve idari sorumluluğu bulunan herkes bu konuda hiçbir istisna gözetilmeksizin kamuoyuna açıklanmalı. Listelerden bahsediliyor, açıklandı, açıklanacak. Ama açıklanan bir liste de yok. Meclis’te araştırma komisyonu kurulması istendi, biz de istedik. Fakat Meclis’te araştırma komisyonu kurulmasından imtina ediyorsanız kamuoyunda şöyle haklı sorular çıkar: Ne gizleniyor? Kim neyi saklıyor? Neden saklıyor? Bu soruların cevabını vermek, bu kaygılarla ilgili durumu ortadan kaldırmak da ancak kalıcı, yapısal ve köklü değişikliklerle mümkün olur. Yapısal sorunlar kronikleştirme hamleleriyle yönetilerek değil, doğrudan yapısal dokunuşlarla çözülebilir. Bu devasa soygunla ilgili gerçeği saklamayı tercih etmeyen, mağdurları koruyup haklarını önceleyen, siyasi ve idari sorumlulardan hesap soran, denetimi güçlendiren, denetim kapasitesini artıran ve Meclis araştırma komisyonuyla konuyu araştıran, şeffaf bir biçimde bunu kamuoyuyla paylaşan, vurgunu siyasi bir propagandaya indirgemeyen veya buna mahal vermeyen bir politik yaklaşıma ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

“Ekmek, Barış ve Adalet için Bütçe” kampanyası

Bütçe görüşmelerinin başladığını belirten Ayşegül Doğan, başlattıkları ‘Ekmek, Barış ve Adalet için Bütçe’ kampanyasına ilişkin konuştu:

“Komisyonlarımız epeydir “Ekmek, Barış ve Adalet için Bütçe” kampanyası hazırlığı içerisindeydi. Bu kampanyanın son haline ilişkin hazırlıkları konuştuk Merkez Yürütme Kurulumuzda. Mücadelemizin en önemli başlıklarından biri hiç kuşkusuz halkların, emekçilerin, emeklilerin, kadınların, gençlerin, öğrencilerin, çocukların onurlu yaşam hakkını gasp eden geçinememe krizi ve yoksulluk. Krizin yarattığı ekonomik yıkım, alım gücündeki düşüş, toplumda artan ve giderek derinleşen bu yoksunluğun önüne geçmek için geliştirilmesi gereken etkin politikaların nasıl üretileceği; bunların işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, ücretlilerin ve artık gerçekten bu ülkede geçinemeyen gençlerin, kadınların, çocukların hayatlarını değiştirebileceğine ilişkin nasıl somut programlar içerebileceği ve bu mücadelenin nasıl yükseltilebileceği en temel başlıklarımızdan.

24 Ekim’de iki merkezde Eş Genel Başkanlarımızın katılımıyla yapacağımız buluşmalarla kampanya startını vermeye hazırlanıyoruz. Bu buluşmalardan itibaren de bulunduğumuz tüm yerellerde “Ekmek, Barış ve Adalet için Bütçe” diyerek bütçeden halkın çeşitli kesimlerinin haklarını talep etmeye, asgari ücret ve emekli maaşları gündemine, işsizlik ve genç işsizliği sorununa, kadın yoksulluğuna, çarşı pazarda yaşanan trajediye, çiftçi ve esnaf borçlarına, vergide adaletsizliğe, borçlanma sorununa dönük oldukça yoğun bir program, eylem, etkinlik ve buluşmalar gerçekleştireceğiz. Aralık ayının ortasında çalışmalarımızı Ankara merkezli bir eylemle tamamlayıp bütçe sürecinde en güçlü muhalefeti sergileyerek hem kendi taleplerimizi hem de milyonların taleplerini yalnızca komisyonda ve genel kurulda değil her alanda yükseltecek ve bu mücadeledeki ısrarımızı bir kez daha göstereceğiz.”

‘Sürece uzanan bizim görmediğimiz ve bilmediğimiz bir el mi var?’

Ayşegül Doğan, 22 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmayı hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

“Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde gelinen aşamada karşılıklı atılması gereken adımlardan hep bahsettik. Doğası gereği, ritmi gereği, temposu gereği. Fakat bugün farklı yaklaşımların ve değerlendirmelerin öne çıktığını görüyoruz. Şimdi bir yandan Hareket Yönetiminin yaptığı açıklamalar var, sürecin ilerlemesi için örgüt olarak üzerlerine düşen adımları attıklarını söylüyorlar. Birçok alandan çekildiklerini ve artık Türkiye için sınırlara yakın ya da uzak hiçbir şekilde silahlı bir tehdit olmadıklarını ifade ettiler. Temel beklentilerinin de İmralı’da Sayın Öcalan’a kapıların açılması, doğrudan kendisiyle temas kurulabilmesi ve özgürlüğünün sağlanması olduğunu ifade ediyor Hareket Yönetimi. İktidar yetkililerinin yaptığı açıklamalara bakıyoruz, onlar sürecin kendi mecrasında yürüdüğünü ifade ediyor.

Şimdi eğer süreç kendi mecrasında yürüyorsa haklı bazı sorulara yanıt vermek gerekiyor. 22 Ekim 2024’te yapılan çağrıdan bugüne Sayın Öcalan’ın içinde bulunduğu koşullarla ilgili değişiklikler DEM Parti İmralı Heyetinin yaptığı ziyaretlerle sınırlı. Aile görüşmeleri yapılıyor. Bunların da bir rutini yok. Bu durum ne zaman değiştirilecek sorusuna sıklıkla muhatap olan bir siyasi parti olarak soruyoruz kamuoyu ve merak edenler adına: Bu koşullar ne zaman değiştirilecek? Barış ve Siyasallaşma Kurulu ne zaman çalışmaya başlayacak? Niye bekletiliyor, hangi el bekletiyor? Bu sürece uzanan bizim görmediğimiz, bilmediğimiz bir el mi var? Böyle bir el mi devrede bugün? Ne oluyor? Bu soruları soruyoruz.

Çünkü biz sürecin ilerlemesini istiyoruz. Sürecin güven telkin eden adımlarla, kamuoyunun kaygılarını gideren adımlarla ilerlemesini istiyoruz. Sürecin zamana yayılmasına neden olan her şeyin bir şekilde çözülmesi gerektiğini zaten tüm taraflar tespit ediyor. Çünkü zamana yaymak süreci enfekte edebilir. Bu tespitte de tüm taraflar hemfikirse ne bekleniyor, niye enfeksiyona açık bir halde tutuluyor? Böyle tutulmasına gerek yok.”

‘Çerçeve yasanın yürürlüğe girmesinin önündeki belirsizlikler ne zaman giderilecek?’

“Silahların tümden devre dışı bırakılması ve bunun kalıcı hale getirilmesi çok değerli. Çabamız, gayretimiz demokratik siyasete alan açılması için. Ancak demokratik siyaset alanının açılması için çıkarılan çerçeve yasanın yürürlüğe girmesine ilişkin belirsizlikler hala ortada duruyor. Ne zaman giderilecek bu belirsizlikler?” diyen Ayşegül Doğan sözlerine şöyle devam etti:

“ÖHD’nin açıkladığı verilere göre son 3 ayda en az 90 tutsağın infazı uzatılmış. Her biri farklı hapishanede ama uygulama aynı. Gerekçeler de birbirinden çok farklı değil, keyfi gerekçeler. Onlarca hapishanede politik tutuklulara yönelik tavır neredeyse aynı. Değişmiyor. Biz bir değişim ve dönüşüm sürecinden bahsediyoruz. Demokrasi yönünde değişim dönüşüm sürecinden bahsediyoruz.

Örneğin Ankara Sincan Cezaevinden örnek vermek istiyorum. Sincan Kadın Hapishanesinde hiçbir politik tutsak kadın şartlı tahliye hakkını kullanamıyor. Neredeyse kullandırmamak bir ilke haline dönmüş vaziyette. Kim bunun sorumlusu? Buradan Adalet Bakanlığına bir kez daha sesleniyoruz. Bunlarla ilgili bundan sonra açıklama falan değil, doğrudan somut adım bekliyoruz. Somut adım da bu durumun ortadan kaldırılmasıdır. Şermin Demirdağ’ın tahliyesi sekizinci kez neden engellendi? Mesela Mehmet Sait Yıldırım ağır hasta tutsak ve 31 yıldır hapishanede, 75 yaşında ve hayati tehlikesi var. Pişman olmayacağı gerekçesiyle infazı en az iki kez uzatıldı. Ali Adıyaman Bolu’da, dilekçesinde Sayın Öcalan demiş ve infazı yakılmış. Bunlar iddia değil gerçek veriler. Bütün bu örnekler ne yazık ki kaygıları artırıyor.”

Basına yönelik uygulamalar değişmiyorsa toplum haklı

24 Ekim Cumartesi günü gazetecilerin yaptığı eylem çağrısına değinen Ayşegül Doğan, “Şimdi bir yandan demokrasiye dönük adımların atılması gerektiği bir süreçten bahsedeceğiz ve Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun raporu gün gibi ortada duracak; öte yandan gazeteciler konuşamayacak, siyasetçiler soru soramayacak, yazarlar yazı yazamayacak, aktivistler eylem yapamayacak, insanlar X hesaplarından paylaşım yapamayacak, sosyal medya mecralarına erişim engeli getirilecek, TV kanallarının ekranları karartılacak. İMC TV, Hayat TV kapatıldığı zaman OHAL gerekçesiyle kapatıldığı söyleniyordu. E, bugün OHAL yok. Yoksa niye aynı uygulama sürüyor? O günden bugüne uygulamalar değişmiyorsa toplum haklı ve gerçekten endişeli bir şekilde bize bu haklı soruları yöneltmiş oluyor. Gerçeği yazmak, halkın haber alma hakkını savunmak suç değildir demekten artık hicap duyuyoruz. Gazeteciler susmayacak, yazarlar yazı yazmaya devam edecek. Aktivistler eylemlerde olacaklar. Yaşam hakkı savunucuları elbette yaşam hakkını savunacaklar. Hepimiz savunacağız. Birlikte kol kola, yan yana olacağız. Demokratik, özgür, eşit bir Türkiye mücadelesi için hepimiz yan yana olmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.