“Nenehatun” dediler, para sayma makinası çıktı.
“Faizsiz finans” dediler, kat kat katlayarak faiz yediler,
“Yerli ve milli! dediler, uluslararası mafyayı ülkeye yerleştirdiler.
“Bu milleti kimse soyamaz!” dediler, kendileri soydular.
Olgunlaşmış ekine dalan çekirge misali, taneyi alıp sapı bıraktılar.
Onlar geldi, nasip gitti.
Onlar güçlendi, sofralar fakirleşti.
Onlar zenginleşti, tüketim sepetinin dibi delindi.
Yolsuzluğu yol, arsızlığı bal kıldılar.
Dünya malına tamah edip önce ahlakı, sonra maneviyatı yediler.
İhaleler onlara, hazine garantileri onlara, makam-mevki hep onlaradır.
İşsizlik halka, yarınını bilememek halka, mutfaktaki yangın hep halkadır.
Ekonomi taşıma dövize muhtaçtır; dövize %15 faizle, soyulan yine halktır.
Borsa desen, ağanın çiftliğidir. Tera-mera, para-tura hep onlaradır.
Bütçe desen, faizin krallığıdır. Vergi halka, hizmet paralılaradır.
Ve artık Türkiye’de sadece iki taraf vardır:
Karnı doymayanlar ve gözü doymayanlar…
Ay sonu için gün sayanlar ve her gün milyonluk faiz sayanlar…
Çalışıp asgari yaşayanlar ve çalışmadan milyarları cebe atanlar…
Hakkı yenenler ve hak yiyenler…
Ama onlara ne malları fayda verecek ne de servetleri.
İstiflediklerini korumak için her gün her gün daha fazla kopacaklar halktan.
Korunaklı sitelerine, güvenceli zengin çevrelerine kapanacaklar.
Sözleri gittikçe daha kuru, daha güvenilmez, daha yavan gelecek dinleyenlere.
Tüm televizyonlar onların, tüm gazeteler onların, tüm sosyal medya onların olsa bile…
Bir kişi inanmayacak sözlerine…
Bir kişi bakmayacak yüzlerine.




