Polonya’da Başbakan Donald Tusk hükümeti ile Hukuk ve Adalet Partisi’nin (PiS) desteklediği Anayasa Mahkemesi yönetimi arasındaki gerilim, mahkeme binasına çevik kuvvet polislerinin konuşlandırılmasıyla tırmandı.
Yargıç atamaları ve mahkemenin meşruiyeti üzerinden derinleşen anlaşmazlık, ülkeyi anayasal bir çıkmazla karşı karşıya bıraktı.
Anlaşmazlığın odağında yargıç atamaları var
Polonya’da Başbakan Donald Tusk liderliğindeki Avrupa Birliği (AB) yanlısı hükümet ile ana muhalefetteki sağcı Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) arasında Anayasa Mahkemesi üzerinden yaşanan gerilimin kökleri, PiS’in 2015’te iktidara gelmesinin ardından yaptığı yargı düzenlemelerine dayanıyor.
Bir tarafta, PiS döneminde siyasallaştırıldığını düşündüğü yargı kurumlarının bağımsızlığını yeniden tesis etmeyi hedeflediğini belirten Tusk hükümeti ve onu destekleyen parlamento çoğunluğu bulunuyor.
Diğer tarafta ise PiS, partinin desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Anayasa Mahkemesi’nin mevcut yönetimi yer alıyor. Bu kesim, hükümetin hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etme gerekçesiyle yargıyı kendi denetimine almaya çalıştığını savunuyor.
Anlaşmazlığın merkezindeki isim, PiS iktidarı döneminde atanan Anayasa Mahkemesi Başkanı Bogdan Święczkowski.
PiS, 2015’te iktidara geldikten sonra yasaların anayasaya uygunluğunu denetleyen Anayasa Mahkemesi’nde çoğunluğu elde etmek amacıyla yargıç atamaları yaptı. Bu adımlar, mahkemenin bağımsızlığı konusunda hem Polonya’da hem de Avrupa kurumlarında tartışmalara yol açtı.
Avrupa Birliği Adalet Divanı da Aralık 2015 ve Aralık 2016’da verdiği kararlarda, yargıçların ve mahkeme başkanının atanma süreçlerinde temel kuralların ihlal edildiğine hükmetti. Mahkemenin AB hukuku bakımından bağımsız, tarafsız ve kanunla kurulmuş bir yargı organı olma koşullarını karşılayıp karşılamadığı da tartışma konusu oldu.
2023’te iktidara gelen Tusk hükümetinin temel vaatlerinden biri, PiS döneminde gerçekleştirilen yargı düzenlemelerini değiştirmek ve yargı bağımsızlığını yeniden tesis etmekti. Ancak hükümetin bu yöndeki girişimleri, önce dönemin Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, ardından 2025’te göreve gelen Karol Nawrocki tarafından engellendi.
Böylece parlamentoda çoğunluğu elinde bulunduran hükümet ile cumhurbaşkanlığı ve mevcut yargı kurumları arasında süregelen bir yetki ve meşruiyet anlaşmazlığı ortaya çıktı.
Yeni yargıçların göreve başlaması krizi tırmandırdı
Son dönemdeki anlaşmazlık, parlamentonun seçtiği yeni Anayasa Mahkemesi yargıçlarının görevlerine başlayıp başlayamayacağı üzerinde yoğunlaştı. Cumhurbaşkanı Nawrocki, parlamentonun belirlediği altı yargıçtan üçünün yeminini kabul etmedi. Mahkeme Başkanı Święczkowski de mevcut parlamento çoğunluğunun seçtiği yargıçların görevlerini yapmasına izin vermedi.
Bu gelişmeler üzerine Adalet Bakanı Waldemar Żurek, mahkeme başkanı Święczkowski ile Başkan Yardımcısı Bartłomiej Sochański hakkında ceza soruşturması yürütülebilmesi için dokunulmazlıklarının kaldırılmasını istedi.
Son aşamada Żurek’in, Święczkowski hakkında dört, Sochański hakkında ise bir olmak üzere toplam beş başvuru yaptığı bildirildi.
30 Ekim’de anlaşmazlık doğrudan mahkemenin yönetimine taşındı. Anayasa Mahkemesi yargıcı Anna Korwin-Piotrowska, mahkeme başkanı Święczkowski ile yardımcısı Sochański’nin görevlerinin geçici olarak durdurulduğunu duyurdu ve mahkemenin yönetimini üstlendiğini açıkladı.
Ancak Święczkowski ve Sochański bu kararı tanımadı. Mevcut yönetim, mahkemenin internet sitesinde yayımlanan duyurunun hukuka aykırı biçimde gerçekleştirildiğini belirterek görevlerinin sürdüğünü açıkladı.
Böylece yalnızca iki yöneticinin görevden uzaklaştırılması değil, bu kararı alan kişinin yetkisi ve mahkemenin kimin tarafından yönetileceği de krizin temel başlıkları arasına girdi.
Polis mahkeme yerleşkesinde, protestolarda üç kişi gözaltına alındı
Mahkeme yönetimine ilişkin gelişmelerin ardından binanın çevresinde protestolar düzenlendi. Bazı göstericilerin mahkemenin çevresindeki çitleri aşması ve polislere cisimler atması üzerine güvenlik önlemleri artırıldı. Çevik kuvvet polisleri, göstericilerin mahkeme yerleşkesine girmesini önlemek amacıyla görevlendirildi. Olaylar sırasında üç kişi gözaltına alındı.
Polis, müdahalenin mahkemenin güvenliğini ve kamu düzenini sağlamak amacıyla yapıldığını açıkladı. Yetkililerin açıklamalarına göre polis ekipleri mahkeme binasının içinde değil, yerleşke çevresinde görev yaptı.
Gelişmeler üzerine Senegal’e gitmekte olan Cumhurbaşkanı Nawrocki, ziyaretini yarıda keserek Polonya’ya dönme kararı aldı. Nawrocki, ülkedeki gelişmeler karşısında Polonya’da bulunması gerektiğini belirtti.
Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski ise ABD’nin Atlanta kentindeyken Anayasa Mahkemesi çevresindeki polis müdahalesini savundu ve müdahalenin mahkemenin çalışmalarına yeniden başlamasını amaçladığını ifade etti.
Taraflar birbirini hukuksuzlukla suçluyor
Başbakan Tusk, hükümetin attığı adımları PiS döneminde yargıda oluştuğunu belirttiği sorunları gidermek ve hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek için gerekli görüyor. PiS ise mahkeme yönetimine yönelik işlemleri Anayasa Mahkemesi’ne karşı bir “darbe” olarak nitelendiriyor. Parti, hükümetin yargı kurumları üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştığını savunuyor.
Krizin temelinde, anlaşmazlığı çözmesi beklenen Anayasa Mahkemesi’nin kendisinin de tartışmanın merkezinde yer alması bulunuyor. Hangi yargıçların hukuken görevde olduğu, mahkemeyi kimin yönetebileceği ve alınan kararların geçerliliği konusunda taraflar arasında ortak bir kabul bulunmuyor.
Bu durum, hükümet ile muhalefet arasındaki siyasi rekabeti aşarak devlet kurumlarının birbirlerinin yetkisini ve meşruiyetini tanımadığı bir anayasal çıkmaza dönüşmüş durumda.
Seçim sonuçları siyasi güç dengesini değiştirdi
Polonya’da bugünkü krizin arka planında, 2023 parlamento seçimleri ile 2025 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ortaya çıkardığı farklı siyasi güç dengeleri de bulunuyor.
15 Ekim 2023’te yapılan parlamento seçimlerinde, 460 sandalyeli mecliste PiS yüzde 35,38 oy alarak 194 milletvekili çıkardı ve seçimden birinci parti olarak çıktı.
Tusk’ın Avrupa Birliği ile bütünleşmeyi ve PiS dönemindeki kurumsal değişikliklerin geri alınmasını savunan Yurttaş Koalisyonu ise yüzde 30,70 oyla 157 sandalye kazandı.
Ancak PiS, seçimden birinci parti olarak çıkmasına rağmen hükümet kurmak için gereken 231 milletvekiline ulaşamadı.
Yurttaş Koalisyonu; merkez ve sağ çizgideki Üçüncü Yol ile sosyal demokrat çizgideki Sol’un desteğini alarak toplam 248 sandalyeye ulaştı. Böylece Tusk başbakan oldu ve PiS’in sekiz yıllık iktidarı sona erdi.
1 Haziran 2025’te yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda ise PiS’in desteklediği Karol Nawrocki yüzde 50,89 oy alarak seçimi kazandı. Tusk çevresinin desteklediği Rafał Trzaskowski ise yüzde 49,11’de kaldı.
Nawrocki’nin cumhurbaşkanı seçilmesi, Tusk hükümetinin kendi siyasi çizgisine yakın bir cumhurbaşkanıyla çalışma beklentisini boşa çıkardı. Cumhurbaşkanlığı ile hükümet arasındaki siyasi ayrışma, özellikle yargı reformları ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısı konusunda derinleşti.
Cumhurbaşkanının veto yetkisi de hükümetin parlamentodaki çoğunluğuna rağmen kurumsal değişikliklerin önünde önemli bir engel oluşturdu




