Ortadoğu’da dengeler öngörülemeyecek kadar hızlı değişir. Zaman orada başka bir yerden başlar; bazen tarihin önüne geçer, bazen de yüzyıllık meseleleri tek bir gecede yeniden yazdırır.
Amerika’da Demokratların güç kazanması, Trump’ın Ortadoğu politikalarını etkileyebilir. Amerika’da her zaman Yönetimler değişti, yöntemler farklılaştı; ancak Amerikan stratejik çıkarları belirleyici olmaya devam etti. Kürtlerle kurulan ilişkiler de bu çıkarların dışında değil.
Diğer yandan Azerbaycan ile Irak Kürdistan Bölgesi arasındaki ilişkiler dikkat çekici. Türkiye’nin en yakın stratejik müttefiki Azerbaycan, Erbil ile ekonomi, enerji ve ticaret alanlarında iş birliğini geliştirmeyi görüşüyor. Azerbaycan basınında ise her iki tarafın Türkiye ile dostane ilişkileri ortak bir özellik olarak vurgulanıyor.
Bu yalnızca ekonomik değil, siyasal bakımdan da önemli bir gelişme. Türkiye’nin güçlü desteğine sahip Azerbaycan, Kürtlerle diplomatik ve iktisadi ortaklık imkânları ararken, Türkiye’nin kendi Kürt meselesinde demokratik çözümün hâlâ tamamlanmamış olması nasıl açıklanmalı?
Demek ki mesele, Kürtlerle ilişkinin mümkün olup olmaması değil, bu ilişkinin hangi siyasal ve hukuki zeminde kurulacağı.
Bir yanda Amerika’nın değişen siyasal dengeleri, diğer yanda Bakü-Erbil-Ankara hattında gelişen diplomatik ilişkiler…
Elbette Irak Kürdistan Bölgesi’nin konumu, Suriye’deki Kürtlerin geleceği ve Türkiye’deki Kürt meselesinn çözümü birbirinden bağımsız değil.
Bu nedenle Türkiye’de barış süreci zaman kaybetmeden yönetilmeli, demokratik siyasetin önü açılmalı ve hukuki güvenceler oluşturulmalı.
Silahlı mücadelenin yerini demokratik siyasetin alması hedefleniyorsa, bu siyasetin özgürce var olabileceği koşullar da sağlanmalı.
Çünkü barışın gerekliliği Türkiye’nin kendi demokratikleşme ihtiyacından doğuyor. Ancak Ortadoğu’daki hızlı değişim, zamanın önemini daha da artırıyor.
Ortadoğu’nun dengeleri değişirken Türkiye, Kürt meselesini bölgesel güç hesaplarının değişkeni olmaktan çıkarıp kendi demokrasisinin kalıcı hukukuna dönüştürebilecek mi?
Artık mesele yalnızca barıştan söz etmek değil, barışın siyasal ve hukuki sorumluluğunu üstlenmektir. İktidarın, muhalefetin ve bütün demokratik siyaset aktörlerinin önünde ertelenemez bir görev duruyor: Silahsızlanmayı demokratikleşmeyle tamamlamak, eşit yurttaşlık hukukunu güçlendirmek ve siyasal katılımın önündeki engelleri kaldırmak.
Türkiye, barışı bölgesel güç dengelerine göre yönetilen geçici bir süreç olmaktan çıkarıp demokratik siyasetin kalıcı kazanımına dönüştürmelidir. Çünkü barışın siyasal iradesinin ortaya konulamaması, ülkeyi başkalarının kurduğu dengelerin sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda bırakabilir.




