ABD İran’a saldırırken Çin’i sıkıştırıyor
Yıldız Önen 12 Mart 2026

ABD İran’a saldırırken Çin’i sıkıştırıyor

Dünya, son kırk yılın en büyük jeopolitik kırılmalarından birine tanıklık ediyor. ABD ve İsrail’in Şubat ayı sonunda İran’ın nükleer tesislerine, askeri komuta merkezlerine ve rejimin en üst kademelerine yönelik başlattığı hava harekâtı, Ortadoğu’nun sınırlarını aşan bir şok dalgası yarattı.

Bu savaş yalnızca İran ile ABD-İsrail hattındaki bir çatışma olarak okunamaz. Aynı zamanda Washington’un uzun süredir uyguladığı Çin’i enerji hatları üzerinden sıkıştırma stratejisinin yeni bir halkası olarak da değerlendirilmelidir.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sürerken petrol ve gaz ihtiyacının en az yarısını Körfez’den tedarik eden Çin, savaşın en fazla etkilenen aktörlerinden biri durumunda. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning her ne kadar “İran’ın egemenliğine yönelik saldırıları” kınasa da Pekin’in asıl odağı kendi ülkesinin zarara uğramasını engellemekti. ABD ve İsrail uçakları Tahran üzerinde görünmeye başladığında Pekin’in ilk hamlesi savaş gemileri göndermek değil, 3.000’den fazla vatandaşını bölgeden sessizce tahliye etmek oldu.

 

Enerji bağımlılığı ve Hürmüz riski

Pekin’in savaşla ilgili temel kaygısı İran rejimini korumak değil, Ortadoğu’dan enerji akışının devamını sağlamak. Çin’in petrol ithalatının yüzde 55’i, gaz ithalatının ise yaklaşık yüzde 33’ü Ortadoğu’dan geliyor ve bu enerji akışının büyük bölümü Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehditleri artık bir blöf olarak görülmüyor. Boğazdaki trafiğin kesilmesi Çin’in günlük 11 milyon varillik petrol ithalatının yarısının durması demek. Boğazın kapanmasının Çin ekonomisinde yıllık yüzde 3 ile 5 arasında bir daralmaya yol açabileceği öngörülüyor. Savaş boyunca Çin’de benzine ve motorine düzenli zam yapılıyor.

Bu nedenle Tahran’ın “boğazı kapatırım” tehdidi ABD’den çok Çin’i tedirgin ediyor. Çünkü ABD kaya petrolü ve gazı sayesinde enerji açısından görece daha bağımsız bir konuma sahip. Çin’in sanayi üretimi ise büyük ölçüde Ortadoğu’dan gelen enerjiye bağlı.

Çin’in ekonomik kırılganlıkları

Çin’in enerji güvenliğini kırılgan hale getiren önemli gelişmelerden biri, Washington’un son dönemde uyguladığı askeri baskı ve yaptırım politikalarıdır. Bu politikalar doğrudan Çin’i hedef almasa da İran ve Venezuela gibi Pekin’in ucuz enerji aldığı ülkeleri hedef alarak Çin’in enerji hatlarını daraltmaktadır.

Venezuela operasyonuyla kesilen petrol tedarik hattının ardından İran’ın da devre dışı kalma ihtimali, Pekin’in enerji stratejisini ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Çin, petrol ve gazı çok sayıda ülkeden temin etse de en ucuz kaynakları Rusya, İran ve Venezuela sağlıyordu. Günlük yaklaşık 11 milyon varil petrol ithal eden Çin, Venezuela’dan günde 600 bin, İran’dan ise yaklaşık 1,4 milyon varil petrol alıyordu. Bu iki kaynağın kesintiye uğraması Pekin’i kısa vadede Rusya ve diğer tedarikçilere daha bağımlı hale getirebilir.

İran ayrıca Çin için yalnızca ucuz enerji sağlayıcısı değil. 2021’de imzalanan 25 yıllık anlaşma ile İran’a 400 milyar dolarlık yatırım yapılması planlanmıştı. İran aynı zamanda Modern İpek Yolu’nun kritik halkalarından biri olarak görülüyordu. Devam eden bombardımanlar Çin’in İran’daki yatırımlarını ciddi risk altına sokuyor.

Rusya ise Çin için önemli bir alternatif gibi görünse de burada da ciddi lojistik sınırlar var. Yeni boru hattı projeleri henüz tam kapasiteye ulaşmış değil ve mevcut hatlar zaten dolu. Ambargolar nedeniyle Rusya’nın tanker bulmakta zorlanması Çin’in enerji güvenliğini tamamen Moskova’ya havale edemeyeceğini gösteriyor.

Üstelik Çin ekonomisi içeride de önemli baskılarla karşı karşıya. Enerji fiyatlarının yükselmesi Çin ekonomisini doğrudan etkiliyor. Petrolün 120-130 dolar bandına yerleşmesi Çinli üreticilerin maliyetlerini artırıyor ve ülkenin “dünyanın fabrikası” olma avantajını zayıflatıyor.

Bu ay toplanan Ulusal Halk Kongresi 2026 yılı büyüme hedefini yüzde 4,5-5 aralığına çekti; bu son otuz yılın en düşük hedeflerinden biri. Gayrimenkul sektöründeki daralma, yerel yönetimlerin yüksek borç yükü ve yüzde 16’nın üzerindeki genç işsizliği Pekin’in dış askeri maceralardan uzak durmasının önemli nedenleri arasında.

Krizin yarattığı fırsatlar

Tüm bu kayıplara rağmen krizler Pekin için bazı fırsatlar da yaratıyor. Öncelikle Çin kendisini küresel ölçekte “barış arayan güç” olarak konumlandırıyor. ABD ve İsrail askeri operasyon yürütürken Pekin ateşkes çağrıları yaparak farklı bir diplomatik rol üstleniyor. Çin, Trump ABD’de iktidara geldiğinden beri, son iki yıldır kendisini “Küresel Güney’in hamisi” ve “Batı’nın kaosuna karşı istikrarın adresi” olarak lanse ediyor. 2023’teki Suudi-İran yakınlaşmasında arabuluculuk yapması, bu imajın zirvesiydi.

Bir diğer önemli avantaj ise nadir elementler tedarik zincirinde Çin’in güçlü konumu. ABD’nin kullandığı birçok ileri teknoloji silah sistemi Çin’in kontrol ettiği mineral ve üretim ağlarına bağımlı.

Enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar da Çin ekonomisinin bazı sektörlerinde kısa vadeli kazançlar yaratabiliyor. Dizel fiyatlarının yükselmesi üzerine Çin rafinerilerinin üretim hızının son yılların en yüksek seviyesine ulaştığı görülüyor.

 

Uzun vadeli güç mücadelesi

İran’a yönelik saldırılar yalnızca Ortadoğu’daki güç dengelerini değiştirmeyi hedeflemiyor. Aynı zamanda Çin’in enerji damarlarını kesmeyi amaçlayan daha geniş bir stratejinin parçası. Washington, Pekin’i askeri olarak değil, enerji ve tedarik hatları üzerinden sıkıştırıyor.

Çin ise bu hamlelere doğrudan askeri karşılık vermek yerine zaman kazanmaya ve ekonomik araçlarla denge kurmaya çalışıyor. Pekin ne İran için savaşacak ne de Washington’un baskısına kolayca boyun eğecek gibi gözüküyor.

Kısa vadede artan enerji maliyetleri ve lojistik aksamalar nedeniyle Çin ekonomik olarak zarar görebilir. Ancak uzun vadede ABD’nin Ortadoğu’da yeni bir çatışma bataklığına sürüklenmesi ihtimali de göz ardı edilemez.

Bugün İran cephesinde yaşanan savaşın sorularından biri “Bu çatışma Çin’i mi zayıflatacak, yoksa ABD’nin küresel gücünü mü yıpratacak!”

Bu savaş, binlerce insanı öldürüp, milyonları yerinden ederken savaşın arkasındaki temel dürtünün küresel güç kaygısı olması tarihe geçecek kara bir leke olacak.

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.