ABD’nin 33 sayfalık yeni Ulusal Güvenlik Strateji belgesi küresel kamuoyunda farklı yönleriyle geniş bir tartışma konusu oldu. ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi, Washington’ın Avrupa’yı artık birincil öncelik olarak görmediğini açık biçimde ortaya koydu.
Belgenin, ABD–AB ilişkilerinde uzun süredir konuşulan “stratejik ayrışmayı” resmileştirdiği yorumları ağırlık kazandı.
Strateji belgesi üç sacayağına oturtuluyor:
Birincisi, ABD enerji hakimiyetini, rakip ekonomilerin gelir kaynaklarını sınırlandırmak için silah olarak kullanmak, ikinci olarak, rakip ekonomiler üzerinde dolar temelli finans sistemiyle baskı oluşturmak ve üçüncüsü, ABD çıkarlarına açıkça ve hemen hizmet etmeyen her türlü taahhütten geri adım atmaya hazırlanmak.
Yeni strateji belgesinde Ortadoğu konusunda ise Washington’ın tercih ettiği yaklaşım, “yüksek maliyetli operasyonlar yerine düşük görünürlüklü bölgesel işbirlikleri ve sınırlı risk alan güvenlik ortaklıkları” olarak tanımlandı.
Bununla birlikte bölgede İran’ın nükleer faaliyetleri, İsrail–Filistin çatışması ve Suriye’de henüz netleşmeyen siyasi ve idari bir süreç söz konusu.
‘Önce Amerika’ vurgusu ve değişen ezberler
Trump’ın açıkladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi yalnızca yeni bir dış politika belgesi değil, aynı zamanda ABD’nin küresel güç mimarisindeki konumunu yeniden tanımlayan kapsamlı bir paradigma değişimi olarak değerlendiriliyor.
“Önce Amerika” yaklaşımının kurumsallaştırıldığı metin, ABD’nin son kırk yılda benimsediği küresel angajman modelinden belirgin bir uzaklaşmaya işaret ediyor.
Belge, Başkan Trump ile özdeşleşen ‘Önce Amerika’ yaklaşımını ulusal güvenliğin ana ekseni haline getirirken, Washington’ın stratejik önceliklerinde dikkat çekici bir coğrafi ve siyasi yeniden yapılanmanın kapısını açıyor.
“Önce Amerika” vurgusu dış politikada ideolojik misyonlardan uzaklaşılması ve kararların demokratik değerler yerine yalnızca ABD’nin somut ulusal çıkarlarına göre şekillendirilmesi olarak yorumlanıyor.
Öncelik ‘Batı Yarımküre’
Strateji belgesinin en dikkat çeken unsurlarından biri, ABD’nin dış politika odak noktasının Batı Yarımküresi’ne kaydırılması.
Trump yönetimi Asya-Pasifik’teki odağını kısmen geriletirken Batı Yarımküreyi “birincil stratejik alan” ilan ediyor ve Avrupa’nın güvenlik önceliğini ikincil konuma çekiyor.
ABD’nin yakın çevreye dönüşünü simgeleyen Batı Yarımküresi odağı, transatlantik ittifakın finansal ve siyasi yük paylaşımı üzerinden yeniden tanımlanması ve Çin ile rekabetin askeri ögelerden çok ekonomik-teknolojik altyapı üzerinden yürütülmesi olarak değerlendiriliyor.
Bu yaklaşım, ABD’nin tarihsel Monroe Doktrini’nin yeni bir yorumuyla karşılaştırılıyor.
Dönemin ABD Başkanı James Monroe’nun 1823’te ABD Kongresine sunduğu mesajda belirtilen ve onun adıyla anılan, “yalnızcılığa” dayalı bu dış politika stratejisine göre, ABD Avrupalı devletlerin kuzey, güney ve orta Amerika’daki sömürgecilik faaliyetlerine izin vermeyecek, kendisi de Avrupalı devletlerin işlerine karışmayacak, ancak Güney ve Orta Amerika’ya yönelik kolonyal politikalarını yoğunlaştıracaktı.
Böylece ABD ile Avrupalı devletlerin etki alanları belirlenmiş olacaktı.
Washington’ın bu tercihi, ABD’nin artık “küresel müdahil” olmaktan çok “yakın çevresini güçlendiren” bir stratejik çizgi arayışında olduğu şeklinde yorumlanıyor.
Bu bağlamda Batı Yarımküre’de strateji, Monroe Doktrini’ni yeniden canlandırıp güncelleyerek, Güney Amerika ve Karayipler’i münhasır ABD nüfuz alanı ilan ediyor.
Bununla birlikte herhangi bir düşman yabancı gücün (Çin, Rusya ve İran) ekonomik baskı, yaptırımlar veya gerekirse doğrudan müdahale yoluyla buradan kovulacağını belirtiyor.
Trump: Avrupa, Kiev yenilene kadar savaşsın istiyor
Belgenin yayımlanmasının ardından Politico’ya bir söyleşi veren Başkan Trump, “Çürümekte olan Avrupa ülkelerinin göçü kontrol etmekte ve Ukrayna’daki savaşı durdurmak için kararlı bir adım atmakta başarısız olduğunu” söyledi.
Trump’a göre Avrupa, Kiev’in “yenilene kadar savaşmasını” istiyor.
Savaşta Rusya’nın üstünlüğü bulunduğunu savunan Trump, Ukrayna lideri Volodimir Zelenski’nin Moskova’ya toprak vermeyi kabul etmesi gerektiğini belirtti.
Trump Avrupa liderlerinin “siyasi doğruculuğa çok önem verdiklerini ama ne yaptıklarını bilmediklerini” de ekledi.
Rusya’ya karşı yumuşak dil
Strateji belgesi, Rusya’ya karşı daha yumuşak bir dil benimsenmesini öngörüyor. Bazı AB yetkilileri, bu yaklaşımın, Moskova’ya karşı ellerini zayıflattığını savunuyor.
Belgede, Avrupa Birliği, ABD’nin Ukrayna’daki savaşı sona erdirme çabalarını engellemekle suçlanıyor.
ABD’nin “Rusya’nın stratejik istikrarını yeniden sağlaması” gerektiği ve bu sayede “Avrupa ekonomilerinin de istikrara kavuşacağı” savunuluyor.
Strateji belgesinde ABD politikasının, “Avrupa’nın mevcut gidişatına karşı Avrupa ülkeleri içindeki direnişin” önceliklendirilmesi gerektiği kaydediliyor.
ABD-AB ilişkilerinde kırılma noktası mı?
Trump’ın yeni stratejisi, ABD-AB ilişkilerinin geleceğinde “sarsıcı ama kaçınılmaz bir dönüm noktası” olarak değerlendiriliyor.
Zira belgeye en net tepkilerden biri AB Konseyi Başkanı Antonio Costa’dan geldi.
Costa, Trump’ın stratejisindeki bazı ifadelerin “Avrupa’ya açık bir müdahale tehdidi” taşıdığını söyledi ve “Avrupalılar olarak siyasi tercihleri yalnızca biz yaparız” diyerek, ABD’nin “hangi partilerin iyi ya da kötü olduğuna karar verme” girişimini kabul edilemez buldu.
Costa ayrıca, AB’nin ve Avrupa’nın “özgürlük, ifade özgürlüğü ve demokrasi değerleri” etrafında şekillenen iç demokratik tercihlerinin ABD’nin dayatmalarına tabi olmadığını vurguladı.
Bu tepki, AB içinde yalnızca bireysel ülkelerden değil, üst düzey kurumlardan gelmesi bakımından dikkat çekti. Bu durum, ABD-AB ilişkilerinde diplomatik ve siyasi bir kırılmanın işareti olarak değerlendiriliyor.
Strateji belgesinin Avrupa’yı göç, demografi ve “medeniyetin silinmesi” üzerinden eleştirmesi, AB yönetimini bu söylem karşısında bir direniş hattı oluşturma ihtiyacına itti.
AB yetkilileri, ABD’nin bu yaklaşımının, Avrupa değerlerini ve entegrasyon idealini aşındırmaya yönelik bir adım olduğunu düşünüyor.
Bazı AB çevrelerinde, bu belgenin AB’nin savunma ve dış politika konularında daha bağımsız bir rota çizmesinin kaçınılmaz olduğunu ortaya koyduğu yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
Ortadoğu stratejisi | Naif Bezwan: ABD çekilmiyor, aksine angajmanlarını artırıyor
İlke TV’de Dilek Odabaş’ın sunduğu Konuşma Zamanı’na konuk olan Prof. Dr. Naif Bezwan “Amerika Ortadoğu’dan çekilmiyor, aksine angajmanlarını artırıyor” dedi.
Washington’ın strateji belgesinde ortaya koyduğu yaklaşım, “yüksek maliyetli operasyonlar yerine düşük görünürlüklü işbirlikleri ve sınırlı risk alan güvenlik ortaklıkları” olarak tanımlanırken, diğer yandan Ortadoğu’da İran’ın nükleer faaliyetleri ile Tel Aviv-Tahran arasında zaman zaman artan -şimdilik söylemsel- gerilim, İsrail–Filistin çatışması ve Suriye’de henüz netleşmeyen siyasi ve idari bir süreç söz konusu.
Nitekim, özünde bölgedeki güç dengesini gözetmeye özen gösteren strateji belgesinin 27’nci sayfasında yer alan “Ortadoğu’ya, petrol ve doğalgaz kaynaklarına ve bunların geçtiği darboğazlara herhangi bir düşman gücün hakim olmasını engellemek istiyoruz.” ifadeleri Prof. Dr. Bezwan’ın “angajman artışı” argümanını destekler nitelikte.
Bunun yanı sıra belgede yer alan “Aynı zamanda, bize bölgede büyük maliyetler yaşatan, bitmek bilmeyen savaşlardan da kaçınacağız.” vaadi de, bölgesel işbirlikleri, ekonomik nüfuz ve askeri gücün seçici kullanımı yoluyla düşük maliyetle belirleyici ve kesin etkiyi korumaya yönelik bir strateji olarak değerlendirilebilir.
Bu işbirlikleri bağlamında “amansızca hedef alınacağı” belirtilen El Kaide ve IŞİD’e karşı SDG sahada kontrol yükünü taşımaya devam edecek.
Naif Bezwan strateji belgesinin Ortadoğu’ya enerji tedariği ve ikmal yolları üzerinden önem atfettiğini ifade ederek, ABD’nin bölgeden güç çekeceği iddialarının aksine, Gazze, Körfez, Irak ve Suriye başta olmak üzere belgede “tek hegemon güç” olma formülasyonunun güncel olduğunu vurguladı.
Strateji belgesinde “zaten zayıflamış olduğu” belirtilen İran’da ise bir rejim değişikliğinden söz edilmiyor. Ancak açık bir işgal dışında gizli operasyonlar, iç protestolara destek, siber operasyonlar, İsrail ve diğer ülkelerle sessiz koordinasyon şeklinde her türlü destek İran’ın içeriden çöküşünü hızlandırmak için kullanılacak.
Filistin davası ise belgede “stratejik bir zorunluluk” olmaktan çıkıp insani bir kaygıya indirgeniyor. Gazze, tamamen silahsızlandırma koşuluyla yeniden inşa edilecek. Batı Şeria ise ABD’nin itirazı olmaksızın fiili ilhak yönünde ilerleyecek.
İbrahim Anlaşmaları’nın genişlemesi, İsrail ile tam bir normalleşme, Atlantik’ten Körfez’e ve Tel Aviv’e kadar uzanan ortak bir askeri komutanlığın kurulması gibi daha önce ABD basınında da dillendirilmiş hamleler Washington’un Ortadoğu’ya yönelik gelecek tahayyülleri arasında.
ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi Ortadoğu’da, çıkarlarının güvence altına alındığı, düşman bir gücün enerji ikmal hatlarına hakim olmasının engellendiği, çok daha az kan, para ve diplomatik enerji harcanan, “savaşlardan kaçınmak için” otoriterliğe göz yuman, öncelikleriyle tutarlı bir bölge planı ortaya koyuyor.




