• Ana Sayfa
  • Gündem
  • Akademisyen Boran Ali Mercan: ‘Çocuk suçlu söylemi, kurumsal aşınmayı görünmez kılıyor’

Akademisyen Boran Ali Mercan: ‘Çocuk suçlu söylemi, kurumsal aşınmayı görünmez kılıyor’

“Çete kimliği, anlamsızlık ve değersizlik duygusunun içinden çıkan birine tutarlı ve bütünlüklü bir kimlik sunuyor.”

Akademisyen Boran Ali Mercan: ‘Çocuk suçlu söylemi, kurumsal aşınmayı görünmez kılıyor’
Akademisyen Boran Ali Mercan: ‘Çocuk suçlu söylemi, kurumsal aşınmayı görünmez kılıyor’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 11 Şubat 2026 17:32

Türkiye’de suça sürüklenen çocuklar tartışması, son dönemde Mattia Ahmet Minguzzi, Atlas Çağlayan ve Hakan Çakır gibi kamuoyuna yansıyan olaylarla yeniden gündemin üst sıralarına çıktı.

Sokakta şiddet görüntüleri, akran zorbalığı videoları, “çete” başlığıyla servis edilen saldırılar ve sosyal medyada dolaşıma giren tehdit içerikleri; çocukların ve gençlerin giderek daha görünür bir biçimde suçla ilişkilendirildiği bir atmosfer yaratıyor. Bu atmosferde tartışma çoğu zaman “çocuk suçlu”, “yeni nesil çok bozuldu”, “cezalar artırılsın” gibi hızlı ve cezacı bir dilin içine sıkışıyor.

Şiddet, çeteleşme ve akran grupları üzerinden büyüyen bu tablo, meselenin yalnızca “ahlaki çürüme” ya da “ceza” başlığıyla açıklanamayacağını bir kez daha gösterdi. İlke TV’ye konuşan akademisyen Boran Ali Mercan’a göre “çocuk suçlu” söylemi, asıl sorunu; yani kurumsal aşınmayı, eşitsizlikleri ve çocukları koruması gereken sosyal zeminin zayıflamasını görünmez kılıyor.

“Saf ahlakçı bakışın gözden kaçırdığı husus…”

Çocuk suçluluğuna ilişkin yaygın söylemin ahlaki çürüme vurgusuna dayandığını belirten Mercan, bu yaklaşımın yapısal boyutu görünmez kıldığını söylüyor:

“Ancak safi ahlakçı bakışın gözden kaçırdığı husus, temelde insanların davranışlarını birbirine uyumlandıran ve onları ‘karşılıklılık’ ekseninde dayanışma kurmaya yönlendiren kurumsal dokuların aşındığı gerçeğidir.”

Mercan’a göre toplumsal ilişkilerin bireycilik ve rekabet temelinde yeniden şekillenmesi, piyasa sisteminin ekonomik olmayan sosyal kurumlar üzerindeki koruyucu işlevini zayıflatıyor. Bu süreç siyasal alandaki merkezi ve otoriter yapılanmayla birleştiğinde daha derin bir kurumsal çözülmeye yol açıyor:

“Otoriter politik yapılanma ile piyasa değer ve güçlerinin sınırsız hâkimiyeti; aile, eğitim, din, sanat, spor ve benzeri ekonomik olmayan toplumsal kurumların çocuğu koruyucu ve kollayıcı işlevini zayıflatıyor.”

Bu dengesizlik fark edilmediğinde ise çocukta ortaya çıkan semptomlar kolaylıkla “ahlaki çürüme” çerçevesinde açıklanıyor.

“Bir eksiklik varsa, bu eksiklik kimle ve neyle dolduruluyor?”

Çocukların hangi ihtiyaçtan yoksun büyüdüğü sorusuna kategorik bir yanıt vermekten kaçınan Mercan, meselenin çocuğun dünyasına içeriden bakılarak anlaşılabileceğini belirtiyor:

“Kimin için neyin eksik olduğunu ve bu eksikliğin kişiyi belirli bir yönde nasıl davranmaya ittiğini anlayabilmek için dünyaya onun gözünden bakmak gerekiyor.”

Suça karışan bir çocuğun mutlaka kendi gözünde değerli olmak istediği birileri olduğunu vurgulayan Mercan, asıl sorunun şu olduğunu söylüyor:

“Bir eksiklik varsa, bu eksiklik kimle ve neyle dolduruluyor?”

Temel ihtiyaçların karşılanmasının tek başına suçun önüne geçmeyeceğini belirten Mercan, özellikle “göreli yoksulluk” kavramına dikkat çekiyor:

“Belirli bir refah düzeyinin asgari ölçüde yakalanabildiği toplumlarda ‘göreli yoksulluk’ ciddi bir suç nedeni olarak ortaya çıkıyor. Başkalarının yaşamlarından, servetlerinden ve tüketim tarzlarından görülenlerin yarattığı gereksinimler var.”

Ona göre asıl mesele, topluma ait olma hissini pekiştiren ortak değerlerin zayıflaması:

“Yaşamlarımızın ve iyilik hâllerimizin birbirine bağlı olduğu hissi ile ötekine karşı sorumluluk duygumuzun önemli ölçüde yıprandığı bir süreci tecrübe ediyoruz.”

Çeteleşme: “Hikâye sahibi olmak başlı başına bir sembolik değer taşıyor”

Mercan, çetelerin yalnızca suç örgütü olarak değil, anlam ve kimlik üretim alanı olarak da değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor:

“Çete kimliği ve performansı, anlamsızlık ve değersizlik duygularıyla kırılganlaşmış benliğe tutarlı ve bütünlüklü bir kimlik sunuyor.”

Bir gruba dâhil olmanın yarattığı sembolik etkinin önemine dikkat çeken Mercan, çetelerin sürekli şiddet üretmesine gerek olmadığını vurguluyor:

“Çetenin her gün birine bir şey yapması gerekmiyor; birkaç sansasyonel ‘iş’ yapması, ününün dolaşıma girmesi için yeterli oluyor.”

Sosyal medyada dolaşıma giren anlatılar, söylenceler ve mitik hikâyeler çetenin sembolik gücünü pekiştiriyor. Mercan’a göre bu durum, gençlere yalnızca güç değil, anlatılabilir bir hayat hikâyesi sunuyor:

“Hikâye sahibi olmak ise başlı başına bir sembolik değer taşıyor.”

Çözüm: “Ceza adaletini sosyal adaletle düşünmek gerekiyor”

Mercan’a göre kalıcı çözüm, ceza adaletini sosyal adalet perspektifiyle birlikte ele almayı gerektiriyor:

“Bu dediğiniz, ceza adaletini sosyal adaletle düşünmeyi gerektiren bir mesele.”

Uzun vadede kamusal yurttaşlık ekseninde kapsayıcı bir toplumsal zeminin inşa edilmesi gerektiğini belirten Mercan, mevcut koşullarda ise çocuk adalet sisteminde somut adımlar atılabileceğini ifade ediyor. Özellikle küçük yaş gruplarında hapis yerine danışmanlık, izleme ve toplum temelli gözetim programlarının öne çıkarılmasını savunuyor.

Onarıcı adalet modellerinin önemine dikkat çeken Mercan, çocuğun sorumluluk üstlenmesini sağlayacak süreçlerin işletilmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca kapatma kurumları yerine eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin tercih edilmesi, psikolojik destek ve mesleki eğitim programlarının sistematik biçimde uygulanması gerektiğini vurguluyor.

Son olarak çocuklara ilişkin kayıtların gizliliğinin korunmasının ve adli süreçlerin damgalamayı önleyecek hassasiyetle yürütülmesinin altını çiziyor.