Birkaç gün önce ABD’nin Minneapolis kentinde Renée Nicole MacklinGood, protesto eylemi sırasında, Göçmen Gümrük Muhafaza Kurumu adlı ICE ajanları tarafından hiçbir gerekçe yokken başından vurularak katledilmişti.
Eylemler devam ediyor ve bir kadın eylemci polise sesleniyordu: Onun gibi beni de mi öldüreceksin?
Sesi öfkeliydi kadının ve sorusu haklıydı. Maclin öldürülmüştü ve ABD Başkanı polisin, yani öldürmeye varan şiddetin tarafını tutmuş, polis şiddetini ve insan öldürmeyi meşrulaştırmıştı.
Kadın eylemci haklı olarak bağırıyordu: Onun gibi beni de mi öldüreceksin?
Belki çok bilincinde değildi ama doğru bir soru soruyordu kadın. Çünkü şiddetin meşru görüldüğü yerde çürümüşlük başlar ve her türden barbarlık sıradanlaşarak hayatı kıskaca alır. “Onun gibi beni de mi öldüreceksin” sorusu, en tepedeki adamdan bulmuş oldu. Çürümüşlük en başta.
*
“Allahuekber” diye bağırdı adam ve harabeye dönmüş bir binanın üçüncü katından aşağıya, bir kadın savaşçının cesedini fırlattı. Fırlatmadan önce başarılı eyleminin kayda alındığından emindi. Görüntüsünün, eyleminin, başarısının bir insanlık ayıbı, bir insanlık suçu olduğundan bihaberdi. O, bir barbardı ve ona Cumhurbaşkanlığı dahil birçok sıfatla liderlik edenlerin takipçisiydi. Canlı insanın kafasını kesmek, tecavüz etmek, yağma yapmak, cesede işkence etmek ve daha birçok aşağılık eylem, takipçisi olduğu zihniyetin alameti farikasıydı.
Öldürülmüş kadın savaşçının cesedinin bir binanın üçüncü katından fırlatılması eylemi Halep’te gerçekleşti.
Halep’in birkaç mahallesinde 6 gün süren bir savaş yaşandı. Türkiye’de bu savaşın nedenleri hakkında doğru ve dürüst sorular sorulmadı. Çünkü Türkiye, en azından medyası aracılığıyla, taraftı bu savaşta. Ekranlardan üstümüze “terör”, “temizlik”, “operasyon” kelimeleri boca edildi. “Olay yerinden” savaşı aktaran muhabirler, birkaç mahalleyi ablukaya alan güçlerden yana taraftı. “Temizlik” bir an önce tamamlansın arzusundaydılar. Doğru ve dürüst soru sormak gibi bir dertleri yoktu. Olup bitenlerin nedenleriyle hiç ilgilenmediler. Mesleklerinin icap ettiği etik değerleri umursamadılar (kim bilir, belki mesleklerinin etik değerlerinin farkında bile değillerdi). “Nur yüzlü” adamların safında durarak “operasyonun” inceliklerini ve haklılığını anlattılar. Konuyla ilgili zır cahilliklerini boş lafları habire tekrarlayarak ekranda kalma sürelerini uzattılar.
200 bine yakın insan doğup büyüdükleri mahallelerden göç etti. Yüzlerce insanın kaçırıldığı belirtiliyor ve yüzlerce insanın nerede olduğu bilinmiyor. Fakat televizyon ekranlarına “nur yüzlü” adamların sergilediği barbarlık yansımadı elbette. Acar savaş muhabirleri iliştirildikleri güçlerin propagandasını yaparak görevlerini ifa ettiler.
Ancak heyhat, barbarların çektiği videolar sosyal medyada dolaşımda ve söz konusu acar savaş muhabirlerinin enformasyonu deşifre etmekte gecikmedi.
*
Ekrana çıkan akademisyenler neden hep aynı? Ekrana çıkan akademisyenler neden Kürtlerin kazanımlarına düşman? Söz konusu Kürtler olunca akademisyen ünvanının içini boşaltarak bu kadar kolayca berhava etmelerinin nedeni nedir? Bir meseleyi tartışmayı ve yorumlamayı, bilgiden ziyade hamasetle yapmanın manası ırkçılık değilse nedir? Ekranların ırkçılıkla, düşmanlıkla, savaş çığırtkanlığıyla kirletilmesine herhangi bir itiraz yoksa, etkili ve yetkili siyasi şahsiyetlerin dillerinden düşürmediği kardeşlik politikanın kıymeti harbiyesi kalır mı?
Halep’te 6 gün süren savaştan sonra insan havsalasının, vicdanının kaldıramadığı birçok soru kaldı geriye. Bu sorular doğru ve dürüstçe sorulmalı. Bu soruların cevabı da aynı netlikte, doğru ve dürüstçe verilmeli. Yoksa kardeşlik hukukunun bu topraklarda boy vermesinin mümkünatı kalmayacak. Tehlike burada ve bu tehlikenin hayata geçmesi için fırsat kollayarak ellerini ovuşturanların mevcudiyeti herkesin malumu.
Kardeş olmanın bir hukuku vardır. Hukuksuz bir kardeşlik safsatadan öteye gidemez, gidemiyor.
*
Halep’te kadın savaşçının cansız bedeni, “Allahuekber” nidası eşliğinde, harabeye dönmüş bir binanın üçüncü katından aşağıya fırlatıldı.
2020 Amerikan Şairler Akademisi Şiir Ödülü sahibi Renée Nicole MacklinGood, ADB’nin Minneapolis kentinde Göçmen Gümrük Muhafaza Kurumu adlı ICE ajanları tarafından başından vurularak katledildi.
İki eylem de kadınlara, kadınların şahsında Kürtlere ve göçmenlere karşı yapıldı. İki eylem de muktedirler tarafından desteklendi, alkışlandı ve eylemi gerçekleştirenler cesaretlendirildi. Bize de bu eylemleri onaylamıyorsak da sessiz kalmamız buyuruluyor.
Good, Altay Öktem’in çevirdiği bir şiirinde şöyle demiş:
“Oysa ateşli bir alnın üstüne örtülen
Bir bez gibi dururdu bilgi eskiden”.
Eskiden dünya daha güzel bir yer miydı? Kuşkuluyum. Ama eskiden bilgi kirliliği, manipülasyon, algı oluşturmak bu kadar yoğun, bu kadar fütursuz, bu kadar aşağılık bir tarzda olmasa gerek. Barbarlığı yüceltenlerin bir şairi değil, şiiri de öldürdüğü bir zamandayız ve ancak ateşli bir alnın üzerine örtülen bilgi kurtaracak insanlığı.




