Toplumsal Barış ve Demokrasi için Sivil Toplum Forumu, TBMM’de kurulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından açıklanan rapora ilişkin görüş ve önerilerini açıkladı.
Sivil Toplum Forumu, raporun çatışmasızlık döneminin kalıcı bir barış ve demokratikleşmeye dönüşmesinin ancak sivil toplumun etkin ve ortak mücadelesiyle mümkün olabileceğini ortaya koyduğunu vurguladı.
‘TBMM çatısı altında ilk kez varılan bir mutabakatı simgeliyor’
Açıklamada, raporun önemi ve kazanımları olarak şu ifadeler yer aldı:
“Ekim 2024’de başlayan sürecin örgütün feshi, silahlı mücadele zemininden demokratik mücadele zeminine geçileceğinin açıklanması ve sembolik silah bırakma töreninden sonra ilk somut adımı Meclis’te kurulan komisyon oldu.
Bu süre içinde çatışmaların bitmesi ve başlayan müzakere ortamıyla birlikte can kayıplarının sona ermesi, Kuzeydoğu Suriye’de yaşanan gelişmeler dışında önemli bir kazanım.
Meclisteki siyasi partilerin bir şerh ve iki hayır oyuyla onayladığı rapor, ülkede TBMM çatısı altında ilk kez varılan bir mutabakatı simgelemesi açısından olumlu bir gelişme. Bu mutabakat barış ve demokrasi dinamikleri-sivil toplum açısından önemli bir hareket ve mücadele alanına işaret ediyor.”
Rapora ilişkin eleştiriler ise şu yönde oldu:
‘Raporun dili barıştan uzak’
Raporun bütününe sinmiş dil ve ısrarla kullanılan kavramlar bir barış ve müzakere sürecine değil, nefret söylemine, kutuplaşmaya ve milliyetçiliğin yükselmesine zemin hazırlayan nitelikte.
‘Kürt sorununun çözümünü silahsızlandırmaya indirgiyor’
Rapor, sürecin ‘Terörsüz Türkiye’ adı altında tamamen örgütün silahsızlandırmasına indirgendiğini açık bir biçimde ortaya koyuyor. PKK’nin ortaya çıkışının ve neredeyse elli yıla yaklaşan çatışmaların Kürt sorunundaki çözümsüzlükten kaynaklandığı gerçeğini reddediyor. Adil ve kalıcı barışın güvencesi olan anadilinde yaşam ve eğitim, eşit yurttaşlık ve yerel ve yerinden demokrasi gibi demokratik adımlara yer vermiyor.
‘Geçiş Dönemi Adaletine yer verilmiyor’
Çatışmalı süreçte Kürt illerinde yaşanan kitlesel, ağır insan hakları ihlalleri, köy boşaltmalar, zorla göç ettirmeler; diğer yandan ülkenin tamamına yayılan gözaltında işkence ve ölümler, zorla kaybetmeler, yargısız infazlar, faili meçhul cinayetler raporda yok sayılıyor.
Oysa adil ve kalıcı bir barış; geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlallerinin tanınması, yaraların onarılması, toplumsal adaletin sağlanması ve evrensel insan hakları değerlerinin rehberliğinde bir gelecek inşasıyla mümkündür.
Bu nedenle BM’nin ‘Geçiş Dönemi Adaleti’ olarak tanımladığı; hakikatin açığa çıkarılması, cezasızlığın son bulması, adaletin sağlanması, onarım ve tekrarlanmama garantilerini de içeren bir programa raporda yer verilmemesi toplumsal barışın önünde önemli bir engeldir.
‘AYM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasının önünde hiçbir yasal engel yok’
Raporda ‘Demokrasinin güçlendirilmesi’ başlığı altında AİHM ve Anayasa Mahkemesinin kararlarının uygulanması, adil yargılama ve belediyelere kayyım atanmaması gibi önerilerin varlığı rejimin en temel demokratik normları fiilen askıya alındığını gösteriyor.
Anayasaya, AYM kararlarının bağlayıcı olduğuna değinilirken, AİHM kararları bakımından böyle bir bağlayıcılığa yer verilmiyor. AİHM kararlarının bağlayıcılığı ve devletlerin bu kararları uygulama yükümlülüğü, Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. Maddesinde, yoruma yer bırakmayacak açıklıkta belirtiliyor.
Anayasa’nın 90. Maddesi ‘Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir’ hükmünü içeriyor. Yine aynı maddede Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile kanunların farklı hükümler içermesi durumunda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerinin esas alınacağı belirtiliyor.
Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’na Türkiye’nin koyduğu çekincelerin kaldırılması ve Şart’ın ek protokolüne taraf olunması önerilmiyor.
‘Silah bırakacaklara yasal güvenceler tanımlanmamış’
‘Terörsüz Türkiye’ olarak tanımlanan örgütün silah bırakması ve kendini feshetmesi, sürecin ‘kritik eşiği’ olarak tanımlanıyor ve diğer adımların atılması bu eşiğin geçilmesine bağlanıyor.
Buna karşılık kendini feshedecek örgütün üyelerine ülkeye dönüş, sosyal ve siyasal katılım/entegrasyon için yasal güvenceler ifade edilmiyor.
‘Cezasızlık politikasında ısrar ediliyor’
‘Düzenlemeler toplumsa cezasızlık ve af algısı oluşturmamalıdır’ vurgusu yapılırken, çatışmalı süreçte yaşanan ağır insan hakları ihlalleri yok sayılarak köy yakmalar, zorla kaybetmeler, faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar, gözaltında işkence ve ölümlerin failleri korunarak cezasızlık politikasında ısrar ediliyor.
‘Sürecin izlenme, denetleme ve raporlama faaliyetleri yürütmeye bırakılıyor’
Rapora göre: ‘Süreçte en kritik eşik, yurtdışını da kapsayacak biçimde örgütün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisinin tasfiye ettiğinin devlet güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesi. Silah bırakma istihbarat ve güvenlik birimlerince denetlenecek ve yürütme içinde oluşturulacak bir komisyon süreci izleyip raporlayacak; silah bırakılması tamamlandıktan sonra yeni durumun gerektirdiği yasal düzenlemeler yapılacak.’
Bu ifadeyle sürecin izlenme, denetleme ve raporlama faaliyetlerinin yürütmeye bırakılması, şeffaflık ve sürdürülebilirlik açısından büyük bir soruna işaret ediyor.
Açıklamada, silahların susmasının barış anlamına gelmediğini, asıl olarak çatışmanın kökenine inilip demokratik çözüm ve Kürt halkının evrensel taleplerinin karşılanması gerektiğini vurguladı.
Sivil topluma ve kamuoyuna çağrı
Raporun toplumun gerçek beklentilerini yansıtmadığına vurgu yapılarak şöyle denildi:
“Rapor hiç bir yanılsamaya meydan vermeyecek biçimde şu durumu ortaya koymuştur: Umut ve beklentiler, iktidar cenahından ya da toplumun dışında bırakıldığı bir müzakere sonucunda değil, bizzat toplumun hayatı ve geleceği için barış içinde özgür ve eşit bir ortak yaşam için mücadele etmesiyle gerçekçi hale gelebilir. Bu doğrultuda toplumsal barış ve demokrasi için ortak mücadelenin her zamankinden daha hayati olduğunu vurguluyoruz.”
Acil hedefler sıralandı
-Sürece ilişkin yasal düzenlemelerin acilen yapılması.
-“Silah Bırakma” sürecinin güvence altına alınması amacıyla; Birleşmiş Milletler uzmanlarının 11 Nisan 2025 tarihli süreç ile ilgili “silahsızlanma, terhis, yeniden entegrasyon (DDR)” programlarına uyulması.
-Demokrasinin kırıntılarından bile uzaklaşan uygulamalar, siyasi soruşturmalar ve yargılamalar toplumda derin bir adaletsizlik ve geleceksizlik duygusu yaratmaktadır. Siyasi yargılamalara son verilmesi ve siyasi nedenlerle hapsedilen muhaliflerin serbest bırakılması.
-Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması.
-AİHM ve AYM kararlarının derhal hayata geçirilmesi.
-Sürecin şeffaf ve sürdürülebilir olması için düşünce ve ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı ve basın özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması.
-İnfaz yasasının infazda eşitlik ilkesi esas alınarak yeniden düzenlenmesi.
-Kendilerini yargı yerine koyan Cezaevleri idare ve gözlem kurullarının tüm kararlarıyla birlikte lağvedilmesi.
-Cezaevlerindeki hasta ve yaşlı mahpusların derhal salıverilmesi.
-KHK’ların bütün sonuçlarıyla iptal edilmesi; kayyım yasasının iptal edilerek belediyelerin iade edilmesi.
-Çatışmalı süreçte yaşanan ağır insan hakları ihlalleri karşısında adil bir gelecek için Hakikat ve Adalet Komisyonu’nun kurulması.
-Çatışmalı sürecin doğada yarattığı yıkım için bir Ekolojik Hakikat Komisyonu’nun kurulması.
-Kürtlere, Alevilere, göçmenlere, kadınlara, LGBTİ+’lara ve anayasa güvencesindeki laikliği savunan kesimlere yönelik nefret siyasetine son verilmesi için Nefret Suçlarını Önleyen bir yasanın çıkarılması.
-Birleşmiş Milletler 1325 sayılı Güvenlik Konseyi Kararı doğrultusunda kadınların çatışmaların önlenmesi, yönetilmesi ve çözülmesiyle ilgili ulusal, bölgesel ve uluslararası kurum ve mekanizmalarda, tüm karar alma düzeylerinde daha fazla temsil edilmelerinin sağlanması.
-Dünya deneyimleri gösteriyor ki, kamuoyunun bilgilendirilmediği, kapsayıcı bir katılımın olmadığı, barış ve demokratik çözüm konusunda uzlaşma sağlayacak yaklaşımların geliştirilmediği bir ortamda atılan her adım yetersiz kalacaktır.
-Kalıcı barış, sürdürülebilirlik, şeffaflık ve barışın toplumsallaşması için sivil toplum örgütlerince bir izleme komisyonu oluşturulması.
‘Halkların kendi kaderlerini tayin hakkını gözetilmeli’
İran’a yönelik ’emperyalist saldırının’ uluslararası hukuk açısından hiçbir izahı olmadığını vurgulanan açıklamada son olarak şu ifadeler yer aldı:
“Tam tersine, bu saldırı uluslararası hukukun ve insan hakları rejiminin çöküşüne işaret etmektedir. Saldırının küresel ve bölgesel etkileri, ülkemizde çözüme yönelik adımların bir an önce atılması gerekliliğini artırmıştır.
Suriye başta olmak üzere hiçbir bölgesel gelişme, çözüm sürecinin önünde engel teşkil etmemelidir. Türkiye, bölgede çoğulculuğu, halkların ve inançların eşitliğini, can güvenliğini esas alan; halkların kendi kaderlerini tayin hakkını gözeten barışçıl bir politika izlemelidir.”
‘Toplumsal Barış ve Demokrasi için Sivil Toplum Forumu’ nedir?
Beş aylık bir hazırlık sürecinin ardından 18 Ocak 2026’da 34 kurumun çağrıcılığıyla toplanan forum, sonuç bildirgesindeki kararlara uygun olarak barışın toplumsalllaşması, sürecin sürdürülebilir ve şeffaf bir biçimde kalıcı barışa evrilmesi doğrultusunda çalışmalarını sürdürmektedir.
Kurumlar
Toplumsal Barış ve Demokrasi için Sivil Toplum Forumunun çağrıcı kurumları:
Adalet Dayanışması, ADAM-DER, Alevi Bektaşi Federasyonu, Akdeniz Engelliler Federasyonu, Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi, Barış İçin Toplumsal Girişim, Demokrasi İçin Birlik, Demokratik Çerkes Kongresi, Demokratik İslam Kongresi, Emekliler Dayanışma Sendikası, Engelliler Federasyonu, Doğu Güneydoğu Dernekleri Platformu, Ekoloji Birliği, Halkların Demokratik Kongresi, Hak İnisiyatifi, Halkların Köprüsü Derneği, Havle Kadın Derneği, İklim Adaleti Koalisyonu, İnsan Hakları Derneği, İzmir Barış Forum, İzmir Emekliler Platformu, Jineps Gazetesi, Kadın Zamanı, KESK, KHK’lı Platformu, Marmara TUHAY-DER, Mezopotamya Ekoloji Hareketi, Ölümlere Saygı İnisiyatifi, Romani Godi, Suruç Aileleri İnisiyatifi, TURÇEP, 10 Ekim Barış Derneği, 78’liler Hareketi, Yaşama Dair Vakfı.




