• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Bir büyük göçe daha tahammül yok: Varto halkı jeotermal istemiyor

Bir büyük göçe daha tahammül yok: Varto halkı jeotermal istemiyor

1966 Varto depremi büyük yıkıma, dilden dile yıldan yıla yakılan ağıtlara neden oldu. Köylerde yaşayan binlerce insan can verdi ya da yaralandı. Zelzele nedeniyle yoksulluk daha da çekilmez hale geldi. Yaralarını saranlar sağ kalan hayvanlarını yanına alıp geçici deprem konutlarında hayata tutunmaya çalıştılar.

Deprem aynı zamanda şehirlere göçü tetikledi. Eli iş tutan gençler ve okumak üzere çocuklar göç yollarına düştü. Önce her evden birer kişi, sonra kalabalıklaşarak büyüdü göç kolları. Kentlerin gecekondularında, bodrum katlarında ya da sığınılan bir akraba evinde sürdü yaşam.

Bütün Anadolu’da olduğu gibi Varto da tarım politikalarından olumsuz etkilendi. Yıllar içinde tarım ve hayvancılık çökertildi. Ekonomik göçler meydana geldi. 1980 askeri darbesi ve 1990’lı yıllarda yaşanan çatışmalı süreç nedeniyle politik göçler de yaşandı.

Fay gerilimi ve kırılmasından doğan depremler Vartolulara kara günler yaşatmıştı. Tam 60 yıl sonra o fay kırıklarına bu kez bir Amerikalı şirketin göz koyacağını kim nerden bilebilirdi? Kapitalist merkezlerden gelip Varto’nun boğazına sarılan ahtapotun kolları, yörenin yer altı ve yer üstü zenginliklerine üşüşecekti.

Yabancı sermayeye peşkeş, köylere eko-kırım

Amerikan menşeli İGNİS H2 Energy şirketi jeotermal gücüyle enerji üreten, bu enerjiyi depolayıp satan bir şirket. Bir kolu Amerika ve İtalya’da diğeri Endonezya ve Türkiye’de olan geniş bir ağa sahip.  İnternet sitesindeki bilgilere göre işbirliği yaptığı küresel ortaklar da var. Şirketin Türkiye şubesi 2023 yılının dördüncü çeyreğinde kurulmuş. Sondaj araştırmaları Manisa ve Bingöl’ün ardından Muş Varto’ya uzanmış. Dört arama ruhsatı almışlar.  Kargapazarı, Kantarkaya, Ilıpınar ve Güzelkent arama projeleri kapsamında Varto’nun 16 köyü jeotermal sondaj ve arama sahası içine alınmış görünüyor. Varto topraklarının en az üçte biri jeotermal projesinden etkilenecek.

Peki, Jeotermal tekeller nasıl çalışıyor? Önce sahada jeokimyasal analizler yapıyorlar. Magnetotellürik incelemeye drone görüntüleme ve jeolojik araştırmalar eşlik ediyor. Bütün bunlar aslında ön keşif çalışmaları. Toplanan verilere göre sondaj yapılmasına karar veriliyor. Finalde sömürü ve kar için santral kuruluyor.

Yerüstü sismik araştırma verileri Varto’da jeotermal su kaynaklarının zengin olduğu göstermiş. Şirketin hedefi önce prototip bir sondaj yapmak. Olumlu sonuç alınırsa diğer sondajlar açılacak. Üç bin metrelere kadar sondaj yapılabilecek. Jeotermal araştırmada esas amaç enerji/elektrik üretmek. Jeotermal kaynaklar aynı zamanda hamam, sağlık, sera, kurutma, gıda, ısıtma alanında da kullanılabiliyor. Dolayısıyla çok yönlü bir sermaye kuşatması ortaya çıkabilir. Ayrıca saha ön araştırmaları, partner şirketlerle birlikte altın, gümüş, linyit, krom, bakır vb maden taraması için de kullanılabilir. Bunun olmayacağının garantisi yok. Kısacası, Varto’da doğa ve ekolojik yaşam çok katmanlı talana, rant ve kırıma açılıyor. Kazdağları’nda, Bergama’da, Akbelen’de, Anadolu’nun birçok noktasında yaşanan eko-kırım bu kez ülkenin en doğusunda, Varto’da kapıları çalıyor.

Varto halkının rızası yok

Jeotermal enerji sağlamak için acımasız bir işlem söz konusu. Buna göre için yeraltı suları yüzeye çıkarılıyor. Yukarıda işlemden geçen su, taş, toprak ve çamur sonrasında basınç uygulanarak yeniden toprak altına enjekte ediliyor. Yer bilimcilere göre bu işlem deprem fay hatlarını tetikleyebilir. Ki zaten Varto Karlıova hattı bir deprem bölgesi.

Çamur havuzlarıyla birlikte düşünüldüğünde, işlemden geçen su ve toprak yapısal olarak dezenformasyona uğrayacak. Ekolojistler ve akademisyenler uyarıyor: Suyun tuz oranı, mineral yapısı önemli ölçüde değişebilir. Erişilebilir doğal su yataklarının yapısı bozulabilir. Hem halk hem de geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılık bu durumdan etkilenecek. Meraların kuruması, ağaçların sökülmesi, toprağın çölleşmesi mümkün. Kaldı ki santral sahasına giren köylerin yerinden edilmesi, taşınması da gündeme gelebilir. Kürt ve Alevi köylerin kutsal ziyaret yerleri ve mezarlıklar da benzer bir tehdit altında.

Köy muhtarları projenin durdurulması için dilekçeler verdiler. İtirazlarda “4342 sayılı Mera Kanunu uyarınca mera alanları hayvancılığın sürdürülebilirliği, kırsal yaşamın devamı, toprak ve ekosistemin bütünlüğünün korunması amacıyla kamu yararı gözetilerek korunması gereken alanlardır” denildi. Ama itirazlar şimdiye kadar dikkate alınmış değil. ÇED raporu da yok sayıldı. Üstelik bu konunun doğrudan muhatabı ve mağduru olan Varto halkının rızası alınmadı. Köylülerin verdiği bilgiye göre bu peşkeş karambole getirilmeye ve üstü kapatılarak bitirilmeye çalışılıyor.

Bugünlerde Varto’nun köyleri oldukça hareketli. Muhtarlar, azalar, gençler yaşlılar ve kadınlar santral projesine karşı bir araya geliyorlar. Köylerde halk toplantıları yapılıyor. Yurdun dört bir dört yanındaki ve yurt dışındaki Varto dernekleri imza kampanyaları düzenliyor.

Varto’yu bekleyen tehlike TBMM gündemine de taşındı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu ve DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz jeotermal santrale karşı soru önergeleri verdiler. DEM Parti’den Sezai Temelli de Meclis’te söz alarak konuyu gündeme getirdi.

“Ağacı, doğayı seven insanı da sever” demiş Yaşar Kemal.

Varto halkı bir kez daha yerinden yurdundan edilmek istemiyor. Ağacı, merası, pınarları, doğasıyla sarmaş dolaş bir mücadeleye hazırlanıyorlar bu yüzden. Çünkü Varto halkı kırıma ve yıkıma karşı insanlık diyor. Bu ses eko felakete direnen Kazdağları’nın, Akbelen, Akkuyu, Rize ve Edirne’nin de sesidir.

Hemşerilerimin sesine ses katıyor, Vartolu bir gazeteci olarak ben de “Jeotermal santrale hayır” diyorum. Varto’yu duymalı, Vartoluların mücadelesine sahip çıkmalı. Büyük üstadın dediği gibi: ağacı, doğayı, insanı sevmek ve korumak için.

İlke TV olarak, halkın haber alma hakkı için Varto’yu takip etmeye devam edeceğiz.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.