Ruhi Su, halk müziğini yaşadığı çağın estetik, politik ve insani soruları içinde düşünen; türkülerle hem bireysel hem ortak bir hafıza kuran özel bir sanatçıydı.
Sesi ve yorumu, farklı kuşaklar arasında güçlü bir bağ yarattı; müziği yalnızca dinlenen değil, üzerine düşünülen ve hatırlanan bir söz hâline geldi.
Bu miras, “Mahsus Mahal: Ruhi Su’ya Saygı Projesi” ile bugün sahnede yeniden karşılık buluyor. Projenin öncüsü olan Güvenç Dağüstün, Ruhi Su’nun eserlerini sahnede bizzat seslendirecek. Eylem Pelit’in yalnızca elektrik basla kurduğu sade ama cesur müzikal yapı ve Derya Alabora’nın anlatısıyla sahnede buluşturuyor.
ENKA Sanat’ta 24 Şubat’ta prömiyeri yapılacak olan “Mahsus Mahal: Ruhi Su’ya Saygı Projesi“ kapsamında, Güvenç Dağüstün, Eylem Pelit ve Derya Alabora ANKA Haber Ajansı’nın sorularını yanıtladı.
“Mahsus Mahal” nasıl doğdu? Bu projeyi başlatan ihtiyaç neydi ve Ruhi Su’nun mirasıyla sahnede buluşma fikri, ilk nasıl şekillendi?
Güvenç Dağüstün: Ruhi Su’nun sesini ilk kez müzisyen olan babamdan (Yusuf Dağüstün) ve Ruhi Bey’in kendi kayıtlarından dinledim. O sesler yıllardır benimle; hep yanımda, hep aklımdaydı. Uzun zamandır bir Ruhi Su projesi yapma fikrim vardı ama bunun bugüne kadar yapılmış işlerin bir tekrarı olmaması gerektiğini de biliyordum. Aynı dönemde Eylem Pelit’le, yalnızca bas gitar üzerinden son derece sade ama güçlü bir müzikal yapı kurma fikri de zihnimde dolaşıyordu. Birlikte çok çaldık ama bu kez yalnızca basın olduğu bir dünya istiyordum. Bu iki fikir birleştiğinde Mahsus Mahal ortaya çıktı.

“Mahsus Mahal”in oluşum sürecinde metin, müzik ve anlatı nasıl bir araya geldi?
Güvenç Dağüstün: İlk adımda Ruhi Bey’in oğlu, çok sevgili dostum Ilgın Su’yla bir araya geldik. Çalışmanın her aşamasında hem bilgisini hem de sezgisini bizimle paylaştı; tüm süreç boyunca yanımızdaydı. Metinsel dünyayı kurarken Füsun Akatlı’nın “Bir de Ruhi Su Geçti” kitabı bizim için temel bir kaynak oldu. Aynı şekilde Zeynep Altıok Akatlı’nın paylaştığı anılar ve tanıklıklar da Ruhi Su’nun yalnızca bir sanatçı değil, bir insan ve bir duruş olarak bugüne taşınmasında çok kıymetli bir yer tuttu.
Önce repertuvarı belirledik, ardından Eylem düzenlemelere başladı. Anlatının sahnede nasıl taşınacağı meselesinde başından beri Derya Alabora’yı düşünüyordum. O da projeyi çok sevdi ve dâhil oldu; hem anlatıyor hem bizimle birlikte söylüyor. ENKA Sanat sahnesini çok seviyoruz, “Mahsus Mahal”in ilk seslendirilişi orada gerçekleşecek. Ardından Ada Müzik etiketiyle bir uzunçalar olarak yayımlanacak. Bu proje benim için tam anlamıyla bir dostlar buluşması. Dostlarımla birlikte, güçlü bir hafıza hattına yaslanarak Ruhi Su’yu anlatıyoruz.
Ruhi Su, halk müziğini yalnızca bir repertuvar değil, bir duruş olarak ele alan bir sanatçıydı. Siz bu duruşla nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?
Güvenç Dağüstün: Ruhi Su benim için her şeyden önce dimdik bir duruştur. Ömrüm boyunca o duruşun varlığını hissettim; bana hep ışık oldu. Kendisini tanıma şansım olmadı ama onu iyi tanıdığımı düşünüyorum. Sıdıka Hanım’ı tanımış olmak, Ilgın’ın can dostum olması bu bağı daha da derinleştiriyor. Bu yüzden Ruhi Su’yu anlatırken zorlanacağımı sanmıyorum ama çok büyük bir sorumluluk aldığımızın da fazlasıyla farkındayım.
Opera kökenli bir sanatçı olarak Ruhi Su’nun temsil ettiği gelenek sizin için ne ifade ediyor?
Güvenç Dağüstün: Ruhi Su’yla ortak yanlarımızdan biri opera. O da çok sayıda opera söylemiş bir sanatçıydı. Ama onu asıl ayırt eden, bir folklorcu, yani bir halk bilimci olmasıydı. Söylediği her notanın altında büyük bir emek ve araştırma vardır. Çok büyük bir hazineyle çalışıyoruz.

Güçlü ses meselesine nasıl bakıyorsunuz?
Güvenç Dağüstün: Şan hocam, hatta “ses annem” dediğim Margarita Lilova’nın bir sözü vardır: “Öküzde de ses var ama insanlar bülbül besliyor.” Benim için mesele her zaman anlatmak oldu. Bu da Ruhi Su’dan öğrendiğim en temel şeylerden biridir. O hiç bağırmadı, türküleri anlattı. Benim yolum da bu.
Mahsus Mahal’de anlatıcı olarak sahnede yer alıyorsunuz. Ruhi Su’yla ilk temasınız ne zamana dayanıyor? Onu dinleyen biri olarak bugün bu mirası sahnede taşımak sizde nasıl bir sorumluluk duygusu yarattı?
Derya Alabora: Benim babam da opera sanatçısıydı. Aynı dönemde çalıştıklarını daha sonra anladım. O yıllarda opera pek ilgimi çekmiyordu. Ama zamanla politik fikirlerim sağlamlaştıkça türkülere olan ilgim de arttı. Ruhi Su’yla da o dönemlerde tanıştım. Farklı bir söyleyiş biçimi vardı. Şan teknikleriyle türküleri birleştirmişti; davudi sesiyle söylediği türküler, ozanların yüreğiyle birleşince çok etkileyici bir ifade ortaya çıkıyordu. Ayrıca kendisi de çok iyi bir ozandı. Benim ateşli gençlik yıllarımın sesi oldu diyebilirim.
Bu projede anlatı, müzikle eşit bir düzlemde ilerliyor. Ruhi Su’nun mirasını sözle aktarmak sizin için ne anlama geliyor?
Derya Alabora: Güvenç projeden bahsettiğinde çok heyecanlandım. Gençliğimin sesi, yıllar sonra benim sesimden aktarılacaktı. Geçmiş kuşaklardan bugünkü gençliğe ulaştıracağımız çok güzel bir insanı hep birlikte hatırlamak fikri beni çok etkiledi.

Sizce Mahsus Mahal bugünün seyircisine en çok neyi hatırlatıyor?
Derya Alabora: Bence ozanların yazdığı her duygu bütün zamanları kapsar. Geçmişten gelen Ruhi Su, bugün de konuşur; bugünü de anlatır.
Mahsus Mahal projesine nasıl dâhil oldunuz?
Eylem Pelit: Bu proje Güvenç’in fikriydi. Bana ilk anlattığında açıkçası biraz çekindim. Çünkü Ruhi Su söz konusu olduğunda, böyle bir ustanın kazandırdığı eserlerin hakkını vermek ve onun sanatsal mirasına temas etmek çok büyük bir sorumluluk. Ama düşündükçe, kendi birikimimi ve fikirlerimi bu büyük ustayla buluşturmanın benim için çok önemli bir fırsat olduğunu fark ettim. Eğer altından kalkabilirsek, bunun yaşadığımız döneme de ışık tutacağını düşündüm.

Eserleri yalnızca elektrik bas eşliğinde düzenlemek oldukça cesur bir tercih. Bu fikir nasıl gelişti?
Eylem Pelit: Çaldığım enstrümanın imkânları ve yarattığı beklentiler düşünüldüğünde, bu proje müzikal ve sanatsal açıdan benim için oldukça zordu. Ama tam da bu zorluk, beni farklı çalım teknikleri denemeye itti. Ruhi Su’nun eserlerini bas gitarla ifade etmeye çalışmak, müziği başka bir yerden düşünmeme vesile oldu. Bu sade ama yoğun yapı, sözlerin ve anlatının daha görünür olmasını sağladı.
Bugünün müzik ortamında Mahsus Mahal nasıl bir yerde duruyor?
Eylem Pelit: Bugün halk müziğinin giderek yüzeyselleştirildiği bir ortamda, bu proje hem müzikal hem de etik bir karşı duruş öneriyor. Eğer bu büyük mirasın küçük de olsa bir parçası olabildiysem ya da olabildiysek, bu benim için büyük bir onur ve mutluluk.




