Çeviri röportaj | Hamaney sonrası İran: Demokratik muhalefet ve belirsiz gelecek

Boston Review yazarı Alex Shams, İranlı-Amerikalı sosyolog Asef Bayat ile yaptığı söyleşide savaşın bölgesel etkilerini, İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı demokratik muhalefeti ve İran’ın olası siyasi dönüşümünü değerlendirdi.

Çeviri röportaj | Hamaney sonrası İran: Demokratik muhalefet ve belirsiz gelecek
Foto: Arşiv
  • Yayınlanma: 11 Mart 2026 16:55
  • Güncellenme: 11 Mart 2026 16:53

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaş, ülkede kitlesel protestoların ardından yaşanan sert devlet müdahalesi ve Ayetullah Ali Hamaney’in ölümüyle birlikte İran’ın siyasi geleceğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Boston Review yazarı Alex Shams, İranlı-Amerikalı sosyolog Asef Bayat ile yaptığı söyleşide savaşın bölgesel etkilerini, İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı demokratik muhalefeti ve İran’ın olası siyasi dönüşümünü değerlendirdi.

Ortadoğu toplumları ve toplumsal hareketler üzerine çalışmalarıyla tanınan sosyolog Asef Bayat, röportajda İran’da son yıllarda artan toplumsal huzursuzluğu, İran’da “Dey 1404” (İran’da kullanılan Hicri Güneş takvimine göre Aralık 2025 sonu ile Ocak 2026 sonunu kapsayan dönem E.N.) olarak anılan protestoları ve ABD-İsrail saldırılarının yarattığı yeni siyasi tabloyu ele alıyor. Bayat’a göre İran’daki gelişmeler, yalnızca iç dinamiklerin değil, aynı zamanda bölgesel ve uluslararası güç dengelerinin de belirleyici olduğu karmaşık bir sürecin parçası.

‘Ortadoğu’da otoriter rejimler ve toplumsal patlamalar’

Alex Shams: Ortadoğu’daki sosyopolitik dönüşümler üzerine kapsamlı çalışmalar yaptınız. Arap Baharı gibi hareketler bazı uzun süreli diktatörlüklerin devrilmesine yol açtı. Şimdi de uzun yıllar İran’ı yöneten Ayetullah Ali Hamaney’in ölümü gerçekleşti. İran’daki kitlesel protestolar ve şimdi ABD-İsrail savaşı bölgedeki değişim dinamikleri içinde nasıl değerlendirilmeli?

Asef Bayat: On yıllardır Ortadoğu, toplumlarının çoğunu baskı altında tutan köklü otoriter rejimlerle karakterize ediliyor. Bölgeyi “istisnai” kılan bir şey varsa, petrol, İsrail ve İslamcılığın oluşturduğu özel bileşim olabilir. Bu üç unsur, otoriter yönetimlerin kalıcılığını güçlendiren bir yapı yarattı.

İran’da ve pek çok Arap ülkesinde örgütlü muhalefet ciddi biçimde bastırılıyor. Bu nedenle yurttaşlar çoğu zaman benim “hareket-olmayanlar” (non-movements) dediğim gündelik direniş biçimlerine başvurur. İnsanlar barınma, iş, hak ve onur için gündelik yaşamda küçük ama sürekli mücadeleler yürütür. Bu görünmez mücadeleler zamanla birikerek açık çatışmaya dönüşebilir.

İranlı kadınların zorunlu başörtüsüne karşı yıllardır sürdürdüğü direniş bunun iyi bir örneğidir. Bu mücadele 2022’deki “Kadın, Yaşam, Özgürlük” ayaklanmasına kadar uzandı.

‘Kitlesel ayaklanmalar vardı ama örgütlü bir alternatif yoktu’

Son yıllarda bölge ülkelerinde artan eşitsizlikler, neoliberal politikaların yarattığı dışlanma ve sosyal medyanın mobilizasyonu kolaylaştırması Arap Baharı’nı mümkün kıldı. Ancak bu hareketler güçlü örgütlenmeler, net liderlikler ve kurulacak siyasi düzen konusunda açık bir vizyon sunamadı.

Bu nedenle diktatörleri devirdiler ama iktidarı alamadılar. Ortaya çıkan boşluğu ise ordu veya rejimin kurumsal yapıları doldurdu.

İran’da da benzer bir durum yaşandı. “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketi toplumsal normlarda değişim yarattı; örneğin birçok kamusal alanda fiilen “isteğe bağlı başörtüsü” ortaya çıktı. Ancak devlet iktidarı düzeyinde bir dönüşüm gerçekleşmedi.

‘ABD-İsrail savaşı yeni ve tehlikeli bir aşama’

Asef Bayat’a göre İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları yeni bir dönemin başlangıcına işaret ediyor:

“Bu savaş uluslararası hukuka aykırı ve güçlü biçimde kınanmalıdır. Ancak bazıları, tarihte bazen emperyal güçlerin çıkarları ile memnuniyetsiz toplumların çıkarlarının geçici olarak kesişebileceğini savunuyor.”

Bayat, dış güçlerin İran’ın geleceğinde belirleyici aktör haline gelmesi durumunda ülkenin egemenliği, kaynakları ve siyasi düzeni açısından ciddi riskler doğabileceğini vurguluyor ve bu nedenle İranlıların demokratik ve bağımsız sivil hareketler etrafında örgütlenmesinin hayati olduğunu söylüyor.

‘Hamaney’in ölümüne verilen tepkiler toplumdaki öfkeyi ve bölünmeyi gösteriyor’

Shams: İran’da birçok kişinin Hamaney’in ölümünü kutladığı görüldü. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Bayat: İran’dan ve diasporadan gelen çok sayıda videoda insanların sevinç gösterileri yaptığı görülüyor. Kadınların çığlık attığı, güldüğü ya da ağladığı sahneler vardı. Bu tepkiler Hamaney yönetimine karşı biriken öfkenin derinliğini gösteriyor.

1989’dan bu yana İran’ı yöneten Hamaney, hesap verebilir olmayan bir liderdi. Bağımsız gazetecilerin kendisini sorgulamasına izin vermedi ve devleti adeta kişisel iktidarı gibi yönetti.

Ancak aynı zamanda sokaklarda yas tutan kalabalıklar da vardı. Bu da toplumdaki kutuplaşmayı gösteriyor. Olası bir demokratik dönüşümde bu bölünmenin yönetilmesi büyük bir sorun olacaktır.

‘Son protestolar ekonomik krizle başladı ancak sorun sistemle’

Asef Bayat’a göre son protestoların tetikleyicisi ekonomik krizdi. Bunda İran para biriminin hızla değer kaybetmesi, enflasyon ve yaşam koşullarının ağırlaşması etkili oldu. Ancak Bayat asıl meselenin siyasal sistemin ve otoriter rejimin kendisi olduğunu belirtiyor.

İran İslam Cumhuriyeti’nin enerji krizinden çevre sorunlarına kadar birçok yapısal sorunla karşı karşıya olduğunu belirten Bayat, sistemin ideolojik sadakati liyakatin önüne koyduğunu ve bunun kronik bir yönetim krizine yol açtığını söylüyor.

‘Protestolarda devlet şiddeti ulusal bir travma yarattı’

İranlı insan hakları örgütlerinin verilerine göre 28 Aralık’ta başlayan geniş çaplı protestolar sırasında binlerce kişi öldü ve on binlerce kişi gözaltına alındı.

Bayat, özellikle genç ve yoksul kesimlerden gelen ölümlerin toplumda derin bir travma yarattığını söylüyor ve “Birçok İranlı artık halk ile rejim arasındaki ilişkinin geri dönülmez biçimde bozulduğunu düşünüyor.” diye vurguluyor.

‘Monarşist hareket güç kazandı’

Asef Bayat, son dönemde sürgündeki eski Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi etrafında toplanan monarşist hareketin güç kazandığını da belirtiyor.

Bu yükselişin nedeninin ise demokratik muhalefetin parçalı yapısı olduğunu ifade ediyor.

Sol, liberal ve cumhuriyetçi muhalefet birleşemedi, net bir demokratik proje ortaya koyulamadı ve sonuç olarak ortaya çıkan boşluğu monarşistler doldurdu.

Ancak Asef Bayat Pehlevi’nin ABD ve İsrail ile yakın ilişkilerinin muhalefet içinde ciddi tartışmalar yarattığını vurguluyor.

Asef Bayat şunları belirtiyor:

“Pehlevi somut proje sunan tanınır bir figür haline geldi; ABD yetkilileri ve Netanyahu hükümetiyle bağlantıları var. İsrail medyası da monarşi projesinin popülaritesini şişiriyor.Bu ivme büyürken bölünmüş sol, liberaller, demokratlar ve cumhuriyetçiler Pehlevi’yi ciddiye almadı; demokratik geçiş için birleşemedi, Mir Hüseyin Musevi gibi figürlerin çabalarına yeterince destek vermedi. Sonuçta monarşistler boşluğu doldurdu. Ancak Pehlevi’nin hakimiyeti hem güç hem zaaf. Muhalefeti “birleştirmek” yerine bölünmeyi derinleştirdi. İran içinde siyasi yapı kurmayıp sol ve cumhuriyetçilerle koalisyon reddederek neredeyse tamamen ABD ve İsrail desteğine yaslandı. Birçok İranlı çaresizlikten dış müdahaleyi desteklese de Irak, Suriye ve Libya’daki yıkımlardan ders çıkaran önemli kesimler askeri müdahaleye ve monarşi projesine karşı.

Muhalefet derin bir şekilde bölünmüş durumda. Liberaller, demokratlar, solcular, kadın grupları, Kürtler, Azeriler, Beluçlar ve Huzistan’daki marjinal topluluklar Pehlevi’ye yanaşmıyor; otokratik monarşiye dönüş ve ABD-İsrail bağımlılığı korkusu taşıyorlar. Demokratik yönetime bağlı kesimler monarşistlerin baskıcı rejimi gerçek demokrasiyle değiştireceğine inanmıyor. Yine de çaresizlik “her ne gelirse gelsin mevcut sistemden iyi” diyen bir taban yarattı. Yıllardır İranlılar cesaret ve fedakârlıkla rejimden azıcık demokrasi ve adalet talep etti, ancak rejim milim taviz vermedi. Artık birçok İranlı mevcut sistemi yıkmak istiyor – ne pahasına olursa olsun. Monarşistler bu duyguyu sömürerek, siyasi bilimci Daniel Ritter’in “liberalizmin demir kafesi” dediği yükten kurtulmuş biçimde hareket ediyor. Küresel anti-demokrasi yükselişi, otoriter karakterleri benimsemelerini kolaylaştırdı. 1979 öncesi Şah’ın liberal küresel düzene uymak için insan hakları ve demokrasiye yönelmesi gerekirken, bugünün monarşistleri ve uluslararası müttefikleri bu değerleri yok saymakla kalmıyor, cumhuriyetçilik, demokrasi ve insan hakları talep edenlere saldırıyor.”

‘Demokratik dönüşüm mümkün mü?’

Bayat’a göre İran’da demokratik değişim hâlâ mümkün. Bunun için ise sivil toplumun güçlenmesi, toplumsal hareketlerin sürmesi, demokratik bir anayasa için referandum talebi ile ülke içinde ve diasporada demokratik bir cephe oluşturulması gerektiğini vurguluyor.

Asef Bayat daha düşük maliyetli bir demokratik geçiş yolu olarak tanımladığı yaklaşımla bu süreci “müzakere edilmiş devrim” olarak tanımlarken “Hiçbir rejim gönüllü olarak iktidarı bırakmaz. Ama tarih bize gösteriyor ki kriz derinleştiğinde müzakere edilmiş geçişler mümkün olabilir. İran henüz o noktada değil, fakat bu ihtimali ciddiye almak gerekir.” diye belirtiyor.

Asef Bayat “müzakere edilmiş devrim” kavramını şöyle açıklıyor:

“Bu, birkaç önemli bileşeni içerir. Birincisi, sivil toplum içinde halk mücadelelerinin ve direnişin devam etmesini gerektirir. Bu, hareket dışı oluşumları desteklemeyi, kolektifleri, grupları, dernekleri ve sosyal hareketleri örgütlemeyi içerir; bunların hepsi toplumu siyasi olarak aktif, canlı ve ilgili tutacaktır. İkincisi, demokratik bir düzene geçiş projesi etrafında inşa edilmiş entelektüel ve söylemsel bir kampanyayı içerir. Bu, ülkenin gelecekteki siyasi yapısını belirlemek için bir referandum ve kurucu meclis kurulmasını savunmayı içerir.

Buna paralel olarak, İran içinde ve dışında demokrasi arayanların birçok dağınık çevresini ve grubunu demokratik bir cephe gibi bir araya getiren örgütler kurmak ve bağlamak çok önemlidir. Son olarak, kriz içindeki rejime geçiş sürecini müzakere etmesi için baskı uygulanmalıdır.

Burada özetlediğim şey, daha ayrıntılı bir şekilde ele alınması gereken geniş bir stratejidir; engelleri belirlemek ve pratik çözümler bulmak gerekir. Ancak sık sorulan bir soruya değinmek istiyorum. İnsanlar sık ​​sık bir hükümetin kendi sonunu getirebilecek müzakerelere neden gireceğini soruyor. Bu haklı bir soru: hiçbir rejim, zorlanmadıkça isteyerek iktidarı bırakmaz. Apartheid döneminde Güney Afrika, Soğuk Savaş sırasında Polonya veya Pinochet’nin Şili’sinin yöneticileri de iktidarı bırakmak istemediler, ancak sonunda başka seçenekleri kalmadı. Müzakere yoluyla bir devrim, böyle bir ana hazırlanmak anlamına gelir; bu an, entelektüel temellerle başlar, demokratik geçiş etrafında anlamlı ve geniş çapta paylaşılan bir söylem oluşturur ve kurulu sistem çökmeye başladığında kitlesel ayaklanmalarla sonuçlanır.

Şu an itibariyle İran henüz bu noktada değil. Ancak yine de ciddiye almamız gereken bir vizyon olmaya devam ediyor.”

İran’da protestolar, dış müdahale, muhalefetin parçalı yapısı ve ekonomik kriz bir araya geldiğinde ülkenin geleceği son derece belirsiz görünüyor. Asef Bayat’a göre bu süreçte belirleyici olan, İran toplumunun kendi demokratik alternatifini örgütleyip örgütleyemeyeceği olacak.


Asef Bayat: 1954’te Tahran’da doğdu. 1977’de Tahran Üniversitesi’nden mezun oldu. Doktora derecesini 1984’te Kent Üniversitesi’nden aldı. Urbana-Champaign Illinois Üniversitesi’nde, Catherine ve Bruce Bastian Küresel ve Ulusaşırı Çalışmalar Profesörü. Sosyoloji ve Ortadoğu dersleri veriyor. Illinois Üniversitesi’nden önce uzun yıllar Kahire Amerikan Üniversitesi’nde çalıştı ve Leiden Üniversitesi’nde Modern Ortadoğu Toplumu ve Kültürü kürsüsünün başkanı olarak Modern Dünyada İslâm Çalışmaları Uluslararası Enstitüsü’nde direktörlük yaptı. Araştırma alanları, toplumsal hareketler ve toplumsal değişimden, din ve siyaset, İslâm ve modern dünya, kentsel mekân ve siyasete uzanır. Kitapları arasında “Post-İslamcılık Siyasi İslam’ın Değişen Yüzü”, “Siyaset Olarak Hayat & Sıradan İnsanlar”, “Sokak Siyaseti & İran’da Yoksul Halk Hareketleri” ve “İslam’ı Demokratikleştirmek: Toplumsal Hareketler ve Post-İslamcı Dönüşüm” yer alıyor.

Alex Shams: Chicago Üniversitesi’nden doktora derecesine sahip yazar ve antropolog.

Batı ve Orta Asya’da kültür, toplum ve siyasete odaklanan bir platform olan Ajam Media Collective’in genel yayın yönetmeni. Daha önce Orta Doğu’da İran, Lübnan ve Filistin merkezli gazeteci ve araştırmacı olarak çalıştı.