ÇEVİRİ RÖPORTAJ | İran neden çökmedi?

Tahran’ın ABD-İsrail saldırılarına karşı koyma stratejisini ve bölgesel satrançtaki hamlelerini derinlemesine inceleyen İran asıllı ABD’li akademisyen Vali Nasr, İran’ın yalnızca hayatta kalmaya çalışmadığını, aksine mevcut krizleri kendi lehine birer kaldıraca dönüştürdüğünü savunuyor. Nasr, Bloomberg’e verdiği mülakatta Tahran’ın, Batı’nın beklediği “beyaz bayrağı” sallamak yerine, zamanı kendi lehine evriltmeyi başaran riskli ama kararlı bir strateji izlediğini belirtiyor.

ÇEVİRİ RÖPORTAJ | İran neden çökmedi?
  • Yayınlanma: 14 Mart 2026 17:26
  • Güncellenme: 14 Mart 2026 17:36

Dünya kamuoyu İran’ın ABD-İsrail saldırıları, ekonomik yaptırımlar, iç huzursuzluklar ve bölgesel izolasyon altında ne zaman kırılacağını tartışırken; İran asıllı ABD’li akademisyen Vali Nasr, Bloomberg’e verdiği mülakatta madalyonun diğer yüzünü çeviriyor. Nasr’a göre Tahran, Batı’nın beklediği “beyaz bayrağı” sallamak yerine, zamanı kendi lehine evriltmeyi başaran riskli ama kararlı bir strateji izliyor.

Tahran’ın ABD-İsrail saldırılarına karşı koyuş stratejisini ve bölgesel satrançtaki hamlelerini derinlemesine inceleyen Nasr, İran’ın yalnızca hayatta kalmaya çalışmadığını, aksine mevcut krizleri kendi lehine birer kaldıraca dönüştürdüğünü savunuyor.

Vali Nasr, Tahran’ın zamanın kendi lehine işlediğine inandığını ve uzun süren bir çatışmanın Washington’un hesaplarını değiştirebileceğini ve içeride milliyetçiliği güçlendirebileceğini söylüyor.

Başkan Trump’un söylediği şeyle başlayabilir miyiz? Savaşın yakında biteceğini öne sürüyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Trump, bunun olmasını istiyor. Çok hızlı bir savaş olacağını umuyordu; büyük bir zafer kazanacağını, dini lideri öldüreceğini, bazı stratejik hedefleri bombalayacağını ve İran’da yeni bir liderlik kurulacağını düşünüyordu. İran’la soğuk savaşı bitiren başkan olmayı planlıyordu.
Şimdi, bu savaş onun kontrolünden çıktı. Daha uzun, daha karmaşık ve bölgedeki askeri kayıplar, enerji piyasaları ve küresel ekonomi açısından ABD”ye pahalıya mal oluyor.
Bence İran pes etmeye hazır değil. ABD’ye diş gösterdiler, direniyorlar ve bırakmaya niyetleri yok. Zaten çok acı çektikleri için daha fazlasına da hazırlıklılar. Bu savaştan ABD’nin hesaplarını değiştirecek şekilde çıkmak istiyorlar. Statükoya dönmek istemiyorlar.

1.000’den fazla kişi öldü, yakıt depoları ateşe verildi, petrol arzı etkileniyor. İran ne kadar bedel ödemeye hazır?

Onların (İran rejiminin) hesabı, kimin daha çok acıya dayanabileceği üzerine. ABD ve İsrail’in daha hızlı davranabileceğini düşünüyorlar, ama uzun mesafe koşucusu olmadıklarını da biliyorlar.
Yeni lider seçimi, halkın ABD ve İsrail’e öfkelenmesi ve ülkeyi savunmak için kenetlenmesi, onlara daha uzun süre dayanabileceklerini gösteriyor.

Amaç ne?

Onlar (İran rejimi) bunun son savaş olmasını istiyor. Ya onlar çökecek, ya ABD ve İsrail İran’da altı ayda bir veya istedikleri zaman savaş yapabileceklerini düşünmekten vazgeçecek. Bu, ABD’nin “çim biçme” stratejisi. ABD’nin, İran’la savaşa olan iştahını kaybedecek kadar yüksek bir bedel ödemesi gerekiyor.
İran, yaptırımların kaldırılmasını ve İsrail’in Lübnan’dan çekilmesini istiyor. ABD’nin bölgedeki üslerinden vazgeçmesini açıkça talep ediyorlar. Körfez ülkelerini, ABD üslerinin aslında onları korumak için değil, İran’a savaş açmak ve Körfez’de savaşı davet etmek için var olduğuna ikna etmeye çalışıyorlar. Savaş sona erdiğinde, ABD varlığını sorunlu hale getirmeyi umuyorlar.

Bu, Mücteba Hamaney’i motive mi ediyor?

Evet. İsrail ve ABD, devrimin ilk neslini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.
Yeni nesil Devrim Muhafızları komutanları, ulusal güvenlik konusunda çok farklı görüşlere sahip. Bunlar, büyük bir kara savaşında İran-Irak Savaşı’nda tecrübe kazanmadılar, ABD ve IŞİD’e karşı Suriye ve Irak’ta savaşmış kişiler.
Mücteba, son 25 yıldır Devrim Muhafızlarını yapılandırma sürecinin içinde yer aldı. Onunla çok sıkı bağları var.
Mücteba Hamaney’in iki önemli niteliği var: Babasının yanında oturarak işi öğrenmiş olması. İkinci olarak, babası, eşi, oğlu ve kız kardeşinin öldürülme şekli ona özel bir karakter kazandırıyor. Bu makama, büyük bir Ayetullah veya büyük bir alim olduğu için değil, yaşadığı acılar nedeniyle geldi. Şii şehitleri veya efsanevi İran kahramanlarını anımsatıyor.

Bu seçim, teokrasiye bakışı da sarsmıyor mu? Babadan oğula geçiş İslami Cumhuriyet’te olan bir şey değil. Ayrıca sizin de dediğiniz gibi dini yeterliliği de yok.

Babası da böyle bir yeterliliğe sahip değildi. Bu makam zaman içinde değişiyor. Öte yandan, ülke hayatta kalma mücadelesi veriyor. Trump, Kürtlere silah sağlayacağını söylediğinde veya İran sınırlarının bu savaş sonunda değişebileceğini iddia ettiğinde, İran’ı tehdit ediyor aslında. Nihayetinde Uzmanlar Konseyi, bu an için en iyi liderin Mücteba Hamaney olduğunu düşündü.

Bu savaşın etkisi, ABD’nin beklediğinin aksine İran’ı dönüştürdü mü? Daha önce yaptırımlar ve zor yaşam koşulları yüzünden baskı altında olan bir rejimi yazıyordunuz. Şimdi hem rejimin kararlılığını hem de halkın ABD ve İsrail’e karşı tutumunu anlatıyorsunuz.

Kesinlikle öyle. Rejime karşı çok büyük öfke ve memnuniyetsizlik var. Kimse teokrasi veya ekonomik izolasyon altında yaşamak istemiyor. Ancak bu artık basit bir siyah beyaz tercih değil, “biz rejime karşıyız” dan daha karmaşık bir durum var. Ülke saldırı altında. İranlılar hayatta kalmak için savaşıyor. Tahran asit yağmuru altında. İnsanlar ölüyor, hayatlar yok oluyor.
Yeni bir siyasi çizgi oluşuyor: Savaşı mı destekliyorsunuz, karşı mı çıkıyorsunuz? Artık soru, “Rejimi destekliyor musunuz? değil. Bu tabloyu karmaşık hale getiriyor. “Şu anda içerdeki politik mücadelemizi bir kenara bırakıp ülkeyi desteklemeliyiz” diyen rejim karşıtı İranlıların sayısı artıyor. Trump, İran’da hızlı bir siyasi ayaklanma bekliyorsa, savaşın tozu dağılmadan bu gerçekleşmeyecek.

Ne kadar süreceğini düşünüyorsunuz?

Trump’ın umduğundan daha uzun sürecek. Düğmeyi açıp kapatmak gibi olacağını sanıyordu. Eğer İranlılara büyük bir teklif sunmazsa, bu o kadar basit değil. ABD’nin teklifini reddediyorlar. Öncekine benzeyen bir durum değil bu.
İran islam Cumhuriyeti’nin geleceği, bu savaştan başları dik çıkıp çıkamayacaklarına bağlı. İki büyük orduya direnip, belirli tavizler mi koparacaklar yoksa yenilip ateşkesi kabul mü edecekler?

İran terörizmi bir seçenek olarak kullanabilir mi?

Kesin bir şekilde hayır demek istemem, ama bence zaten stratejileri var. Kamuoyunu rahatsız edecek bir şey yapmalarına gerek yok. Hindistan’da bulundum, ABD ve Batı dışında, İran rejimi Donald Trump’a karşı dimdik durduğu için büyük destek görüyor.

Son iki haftada çok acı veren görüntüler geldi. ABD’nin kullandığı Tomahawk füzeleriyle öldüğü anlaşılan kız öğrenciler, kültürel miras alanlarının tahribi, İsfahan gibi şehirlerin bombalanması.

Evet. Bunlar İran halkının önemli bir bölümünü ABD ve İsrail karşıtı yapacak. Halk, ABD ve İsrail’in kurtarıcı olmadığını, İran’ı yok etmeye çalıştığını anlıyor. Rejim meselesi değil, İran meselesi bu.

Kitabınız devrim öncesine de gidiyor, ama özellikle 1980’ler İran-Irak Savaşı’nın etkisini vurgulamanız çarpıcıydı.

O savaş yıkıcıydı. İran, herkes Saddam’ı desteklerken ve kimse İran’a bir şey satmazken, kendi kaynaklarına dayanarak topraklarını kurtardı.
İran İslam Cumhuriyet, 47 yıldır kendi başına hareket etmeyi öğrendi. Füzeleri ve dronları üretiyor; satın almıyor. Kendi kendine yeten bir ülke.

Aynı zamanda başkalarına yıkım saçmaya da hazır ama. İran dronları Rusya tarafından Ukrayna’ya karşı kullanıldı, ya da Hizbullah gibi grupları destekliyor.

Bölgedeki düşmanlara ve dostlara nasıl göründüğünü biliyorum, ama onların (İran rejiminin) kendilerine göre bir stratejisi var. Bu, rastgele yıkım ya da dünyaya karşı yürütülen bir din savaşı değil.
Bunu konvansiyonel bir şekilde savaşarak yapamazlar. Kimse onlara yardım etmeyecek. Bu, ABD’ye karşı küresel bir gerilla stratejisidir. Sınırlarınızdan uzak yerlerde kendinizi savunmak için Lübnan, Irak ve Suriye’de milisler kurarsınız. BM’de Rusya vetosuna ihtiyaç duyduğunuz için Rusya’ya ihtiyacı olduğu anda yardım edersiniz. ABD’yi desteklemenin maliyetini artırmak için Arap ülkelerini kışkırtırsınız.
Çoğu zaman bu ters tepti. Arap dünyasının düşmanlığını kazandılar ve Lübnan-Suriye savunma stratejisi çöktü. Şimdi son savaşları, ya direniş çökecek, ya da oyunun kurallarını değiştirmeyi başaracaklar.

Barack Obama döneminde Dışişleri’ne danışmanlık yaptınız. İran’la bir angajman politikası yürürlüğe girdi o dönem. Nükleer müzakereler oldu. Trump anlaşmayı iptal etmeseydi, daha iyi bir sonuç alınabilir miydi?

Olabilirdi. Devrimci hükümetler de değişir. Trump sadece bu anlaşmadan çıkmadı, ardından uygulanan maksimum yaptırımları da İran’ı sertleştirdi, radikalleştirdi ve ABD’ye güvenilemeyeceğini pekiştirdi. Sert ve inatçı bir liderlik ortaya çıktı.
Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yönetimi şöyle bir hesap yapmıştı: Anlaşma 10 yıl sürseydi, orta sınıf %35 büyüyecekti; bu değişim için bu büyük bir seçmen kitlesiydi. Trump çıktı ve maksimum baskı uyguladı. İlk iki yılda orta sınıfın %20’si yoksulluk sınırına düştü. Ekonomik baskı altındaki yoksul toplum daha otoriter ve radikal olur. O zamanki (Obama dönemini kastediyor) anlaşma büyük bir fırsattı ancak deneme şansı verilmedi.

İran şimdi nükleer bomba yapmaya kararlı mı, mümkün mü bu?

Evet, kapı hala açık. Hamaney bir fetva ile nükleer silahları yasaklamıştı. Batı bunu önemsiz sayabilir, ama Şii Ayetullah ve takipçileri için fetva çok güçlüdür. Şiiler ölü Ayetullahları takip etmez; fetva artık geçerli değil. Mücteba Hamaney ve Kum’daki din adamları bu fetvayı yenileyecek mi bilmiyoruz. Ulusal güvenlik gereklilikleri, İran’ın nükleer silahlara yöneleceğini gösteriyor.

Sizce bu program tamamen bırakılır mı, yoksa daha çok askeri ve gizli hale mi gelir?

Bence tamamen bırakması olası değil; program daha askeri ve gizli olur. İran İslam Cumhuriyeti liderliği ve halk, İran tarihinin farkında. 20. yüzyıla kadar hayatta kalmayı zar zor başarmışlar. Komşuları saldırgan. Rusya, Osmanlı, İngiltere ve Fransa müdahaleleri, iki dünya savaşı, kıtlıklar…
Humeyni ve Hamaney, İran İslami Cumhuriyet’in bu tarihi değiştirmek için kurulduğuna inanıyordu. Artık yabancı müdahalesi olmayacaktı, süper güçlerin zorbalığı sona erecekti.

Şah Rıza Pehlevi’nin oğlu ve bazılarınca desteklenmesi ne anlama geliyor Sokaklarda adının söylenmesi?

İran’da 1500’lerden beri iki önemli güç kurumu var: monarşi ve din adamları. Monarşi iktidardayken zulüm yapınca din adamları halk için ayağa kalktı. Din adamları iktidarı kötüye kullanırsa, insanlar alternatifi monarşide arar.
İran monarşisi her zaman ülkenin ihtişam ve gücünü temsil etti. İranlılar, Şah ve babasına büyük bir nostalji besliyor; otoriterliğe rağmen daha iyi hayatları vardı, açık bir ülkeydi. Şah Rıza Pehlevi’nin oğlu bu iyi eski günler arzusunu simgeliyor.
Sorun, İran’da sahada bir örgüt kurmamış olması. Popülerlik, siyasi program sahibi olmak demek değildir. Ayrıca İsrail ve ABD ile yakın ittifakları, İran milliyetçiliğine ters. Şu anda İran’ın güvenlik arzusunu temsil etmezse önemli bir rol oynaması zor.

Bu tarih hayatınızı değiştirdi. 18 yaşındaydınız ve İran’dan ayrılmak zorunda kaldınız. Bu dönemi anlatabilir misiniz?

Ailem, güvenlik kaygısıyla 1979’da aniden İran’ı terk etti. Mal varlığımıza devrimci hükümet tarafından el kondu. Üniversiteyi Batı’da okudum. Ayrılmak travmatik oldu. Doğduğunuz ülkeyi zorla kaybetmek çok zor. Bağlar, kimlik, tarih, tanıdığınız insanlar… İran’ın acısı 47 yıl sonra bile çok yakıcı.

Babanızı merak ediyorum. Ünlü bir İslam alimi. Aileniz neden İran’da kalamadı?

Öncelikle, Şah hükümetinde görev yapmıştı. Üniversite rektörü ve Kraliçe Özel Bürosu başkanıydı. Hükümet bağlantısı onu hedef yaptı.
İkincisi, farklı İslam yorumları var hepsi aynı değil. Babam mistik, farklı bir İslam yorumu savunuyordu. Kitapları Farsçaya çevrildi, İran’da büyük takipçi kitlesi vardı, özellikle kültürel ve manevi bağ kuranlarda. İslam Cumhuriyeti, siyasi ve ideolojik sapmaları tolere etmez.

 Babanız bu süreci nasıl karşıladı? Bu donem bunları nasıl konuşuyorsunuz?

Onun nesli için daha acı verici. İran’ı daha uzun yaşadı, tarihini daha çok gördü. Şimdi ülkenin yok oluşunu izliyor. Bazıları II. Dünya Savaşı’nı hatırlıyor, babam o zaman çocuktu, kolayca empati kurabiliyor.
Çoğu İranlı için bu çok acı verici bir dönem. İranlıların İran ile ilişkisi kültürel, vatansever ve milliyetçi. Bir hükümetten cok ötesi. Birçok kişi, İslam Cumhuriyeti’nin değil, İran’ın acı çektiğini hissediyor. Duygusal olarak çok zor.
17-18 yaşında rehine krizi sırasında ABD’ye geldim. İranlı olmak çok zordu. 11 Eylül sonrası Müslüman olmak zordu. Şimdi ABD İran ile savaşıyor. Birçok İranlı Amerikalı için bu, 11 Eylül sonrası Müslüman Amerikalı olmak kadar zor.

Buna nasıl katlanıyorsunuz? Videoları ve Telegram mesajlarını gördükçe sarsılıyor musunuz?

Evet, sık sık. Ama başa çıkmak zorundayız. İranlı Amerikan topluluğu içinde derin kırılmalar var. Bunu, izlemek daha acı verici. Topluluk kendi içinde parçalanıyor.
Bazıları Amerikan ve İsrail yanlısı, bu ciddi sürtüşme yaratıyor. Arkadaşlıklar bozuluyor, aileler konuşmuyor. Yurt dışındakiler İran’ın parçalanmasını, toprak kaybını ya da rejimin gitmesini istiyor. En zor konuşmalarımız kendi akrabalarımızla.

Sizce savaş sonunda sınırlar değişir mi?

Eğer devlet çökerse, İran güvenlik güçleri Batı Avrupa büyüklüğünde bir ülkeyi kontrol edemez ve komşular, ABD ve İsrail ayrılıkçı grupları destekler. Bu mümkün.
Bu olasılık, aslında İran halkını ülkeyi savunma etrafında birleştiriyor. Mesele İslam Cumhuriyeti’in çökmesi değil, asıl endişe ülkenin kendisinin ödeyeceği bedel.

Son olarak, kitabınızın (Iran’s Grand Strategy- Ç.N) başındaki epigrafı sormak isterim. ‘İran, dünyadaki hak ettiği yerini bulsun.’ Bu yerin sizin gözünüzde nedir?

Refah içinde, açık, komşularıyla ve kendi içinde barış içinde bir ülke görmek isterim. 47 yıldır savaş halinde; ABD, Irak, ekonomik ve sıcak savaşlar. Nüfus yorgun. İran çok daha fazlasını yapabilir, dünyada büyük bir güç olmalı.


Vali Nasr, Johns Hopkins Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Okulu’nda (SAIS) profesör. Tahran doğumlu olan Nasr’ın ailesi 1979 devrimi sırasında ülkeyi terk etmiş. Nasr’ın kitapları arasında ABD dış politikası üzerine “The Dispensable Nation” (eski bir Dışişleri Bakanlığı danışmanı olarak), Şiilik üzerine “The Shia Revival” ve 2025’te yayımlanan “Iran’s Grand Strategy: A Political History” yer alıyor.