CHP, bu haftaki grup toplantısını emeklilerin katılımıyla TBMM’de gerçekleştirdi.
Özgür Özel, toplantıda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:
“Erdoğan’a yapıldığında yurt dışından destek istemek meşru, Ekrem İmamoğlu’na yapıldığında darbe dediğimizde, bizi dünyaya şikayet ediyor, diyorlar. Ben, Avrupa’daki kardeş partilerime, Türkiye’de yaşanan bir yargı darbesidir. Bunu ülkenizde doğru anlatın Erdoğan’ı demokrasiye davet edin dedim. Çin’in 8 milyon tirajlı gazetesine de anlattım. Türkiye’de yapılan darbedir ve buna teslim olmayacağız.
Bir ekonomik krizdeyiz ki tek adam rejimi başladığından beri bitmek bilmiyor. Bunun yanında yargı krizi, sosyal krizler, her bir tanesi bu ülkenin canını ayrı ayrı yakıyor. Bugün asgari ücretliler, emekliler, çiftçiler tarihin en borçlu dönemini yaşarken yüksek faiz, yüksek enflasyon, iğneden ipliğe gelen zamlar hepimizin belini büktü.
Sayın Erdoğan bir kelimeyi unuttu. Bir kelimeyi. “Tarayın” dedim geriye doğru, yok. Hangi kelime? Emekli. Emekli kelimesini unuttu, ağzına almıyor emekli kelimesini. Lügatından silmiş. Onun için emekli yok, asgari ücretli yok. Ama biz bu ülkenin yoksullarını onların insafına bırakmayacağız. Tüm dertleri, sıkıntıları, çözümleri ayrı ayrı konuşacağız. Bugün bu salonda Türkiye’deki tüm emeklileri temsilen kendileri grubumuz Meclis’i terk etmeme kararı aldığında harekete geçen, bu eylemliliği destekleyen, bugün de buraya koşan gelen emekliler var. Hepinizin karşısında Cumhuriyet Halk Partisi olarak saygıyla ve hürmetle eğiliyoruz.
42 bin lira bugünkü asgari ücret olması gereken miktar. Anadolu’da her hesap şaşar, altın hesabı şaşmaz. O beğenmedikleri 3’lü koalisyon son verdiği emekli, maaşıyla 8 tane çeyrek altın satın alınabiliyordu. Bugün teklif ettikleri emekli maaşıyla 2 çeyrek alınmıyor. Şaka değil. Bugün bir emekli kuyumcudan 1 çeyrek alsa, eve varınca cebini arar. Nerede düşürdüm ben diye. Bir sefer değil, her ay kaybediyor.
Biz böyle bir sefalet üzerine hem asgari ücret hem de emekli maaşları için çalıştık, teklifimizi yaptık. Dedik ki asgari ücret 39.000 lira olmalıdır, emekli maaşı da bir asgari ücret olmalıdır. Asgari ücrette en düşük emekli maaşı da 39.000 lira olmalıdır. Çalıştık, kaynağı hazırladık. Teşvik paketini hazırladık. Dedik ki asgari ücrete zam verirken küçük esnafı, belli sektörleri korumalıyız. 10.000 lira, 5.000 lira, 4.000 liralık SGK prim desteklerini hazırladık, götürdük gösterdik. Dediler ki bunu yapamayız.”
Erdoğan’a müze tepkisi
“Millet bu haldeyken Erdoğan bambaşka bir alemde. Geçen gün bir konuşma yapmış, not önüme geldi inanamadım. İnanamadım. “Bu fakirin” diyor, “İstanbul’da bir müzesi var.” Hangi fakirin? Erdoğan fakir? İstanbul’da bir yer almış, metruk haldeymiş, yaptırıyormuş… Oraya müze yapıp kendisine verilen hediyeleri sergileyecekmiş. Bu salondaki emeklinin, bu salondaki emeklinin tabağına koyacak yemeği yok, adam Katar Emirinden aldığı altın tabakları sergileyecekmiş.
Ve diyor ki, ve diyor ki; Katar Şeyhinden aldığı altın tabağı sergileyecek, kendisine verilen hediyeleri sergileyecek. “Fakirim ben” diyor. “Bu fakirin” diyor “bir müzesi olacak artık.” Sen kimsin? Sen Cumhurbaşkanısın. Cumhurbaşkanının müzesi olmaz kardeşim. Atatürk’ün müzesi mi var? İnönü’nün müzesi mi var? Hangi Cumhurbaşkanının müzesi var? Cumhurbaşkanına ne verildiyse devletin müzesinde durur, devletin müzesinde.”
Emekli nöbeti
“Asgari ücret tarihte ilk kez açlık sınırının altında açıklandı. Açıklandığı gün açlık sınırı 30.000 liraydı, 28.000 lira açıklandı. Emekli maaşı da enflasyon farkıyla 18.938 lira açıklandı. İnanamadık, böyle bir şey olmaz dedik. Grup başkanvekillerimizle değerlendirdik. Dedim ne yapıyorlar? Bir şey yapmıyorlar. Ne görüşüyorlar? Trafik Kanunu görüşüyorlar. Müdahale etmeyecek misiniz? Dediler ki biz buradayız ama AK Parti birazdan kapatır gider. Konuştuk, grubumuz hep birlikte, oy birliğiyle, büyük bir azimle emekliler için mücadeleye, dikkatleri Meclis’e çekmeye ve emekliler için Meclis’te nöbet tutmaya karar verdi. 6 gündür gece gündüz oradalar.
Burada büyük, büyük, büyük bir fırsat var. Burası milletin meclisi. Ana muhalefet partisi 7/24 nöbette. Hep birlikte buradayız. En iyi iyileştirme için mücadele edeceğiz. Bin lira verelim diyorlar, bin lira harçlık verir gibi. 20 bin yapalım diyorlar. Sonuna kadar itiraz edeceğiz. Ancak, ancak buradaki fırsat şudur arkadaşlar: Ana muhalefet eylemde. DEM Parti bizim kadar sert eleştiriyor bunu. İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Gelecek Partisi hepsi bu sefalet maaşına itiraz ediyorlar, açıklamalar yapıyorlar. Bir de Milliyetçi Hareket Partisi buna sefalet dedikten sonra, bir şey söylüyorum emekliler; siz bugün herkes samimiyetle lafının arkasında durursa bu mecliste artık azınlık değilsiniz, çoğunluksunuz, çoğunluksunuz!
Emekliler ve Türkiye demokrasisi ile TBMM açısından maalesef bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi milletle devletin arasına bir Saray koydu. Bu yüzden milletl kendi Meclis’inden dahi soğudu. Bugün Sayın Bahçeli emekililere verilen ücretten söz ederken sefalet ücreti dedi.
Bahçeli madem 20 bin emekli maaşına sefalet ücreti dedi, getirelim emekli maaşını asgari ücrete eşitleyelim, oyları verelim. Emekliyi de kurtaralım Meclisin itibarını da.
Buradan tüm genel başkanlara saygılarımı sunuyorum. Eğer Adalet ve Kalkınma Partisi iyi bir teklif getirirse grubumuz iki elini birlikte kaldırıp oy verir. Eğer getiğrmezse bu Meclis sarayın memurun değil ki. Bu Meclis’e her parti ayrı ayrı teklif verebilir. Ortak teklif verebiliriz.
Bütün milletvekilleri altına imza atabiliriz. Ve bu 20 bin liraya mademki sefalet diyoruz, mademki Sayın Bahçeli de bugün buna sefalet maaşı dedi; getirelim, emekli maaşını asgari ücrete eşitleyelim, asla altında olamaz diyelim, oylarımızı verelim, emekliyi de kurtaralım, meclisin itibarını da kurtaralım.”
‘Bu zulme sonuna kadar karşı çıkacağız’
“Bu arada bir emekliye, en düşük emekli maaşını bir asgari ücret yapmak için lazım olan para, kaynak; 650 milyar lira. 650 milyar lira. Geçen de bütçe geçti buradan. Böyle bir paramız yok, kaynak yok diyorlar ya. Bütçede bir kalem; 768 milyar lira var. 768 milyar lira. Adı ne biliyor musunuz? Vazgeçilen vergi gelirleri. Yani ‘Vergi Harcaması’ diyorlar teknik tabiriyle. Vazgeçilen kurumlar vergisi. Yani kazanmış, kar etmiş, vergi ödeyecek; o vergiyi ödemesin diye 768 milyar kaynak buraya koydular ama emeklinin 650 milyar lirasına şimdi para yok, kaynak yok diyecekler.
2.7 trilyon lira faiz ödüyorlar. Lazım olan paranın dört katından fazla. Şimdi gelip emekliye gelince “yoktur” diyecekler. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, emekliye dayatılan bu zulme sonuna kadar karşı çıkacağız. Kaynak Plan Bütçe Komisyonu oturacak, çalışacak. Gerekirse bütçede kalemler arasında aktarma yetkisi var, kurtarırsa oradan bulunacak. Kurtarmazsa ek bütçe yapılacak. Sabaha kadar çalışılacak ama emeklinin sorunu çözülecek.
Eğer bu sorunun çözümüne katkı sağlanmazsa, buna direnirse, buna grup kürsülerinden başka konuşulup, oylamaya gelince başka davranılırsa; o zaman bunu da emekliler takdir edecek. Şu kadarını söyleyeyim, bu Adalet ve Kalkınma Partisi için diyorum; sizin karşınızda duran kim olursa aynısını yapın. Biz yapsak bize de yapın. Sizi görmeyeni, sizi duymayanı, sizin için çalışmayana bırakın oy vermeyi, sokakta selam bile vermeyin.
Ankara’dasınız. Bu şehrin bir Büyükşehir Belediye Başkanı var. Örneği oradan vereceğim. Tüm belediyelerimizde çok benzer uygulamalar var ama en iyilerinden bir tanesi Ankara. Ankara’da Mansur Başkan. Hani günlerdir sudan siyasetle uğraşıyorlar ya onunla, sudan siyaset. Söyledim Denizli’de, dedim ki: “Bunlar çıkmışlar, yağmur yağmasın duası yapıyorlar.” İnanan çıktı ya arkadaşlar, inanan çıktı. Yani şuna inanan çıktı: “Ya nereden biliyorsun?” Yaptıklarından biliyoruz. Yağmur yağsa Mansur Başkan’ın barajları dolsa üzülecekler. Ankara susuz kalsa zil takıp oynayacaklar.
Öyle bir şey ki, bundan önce 2019’da kendisi Erdoğan, 2023’te Bakanı -biri birinci etap, biri ikinci etap- efendim “Gerede sistemini yaptık, Ankara’nın su sorununu 2050’ye kadar çözdük” dediler. 2050’ye kadar. Ben onların yalancısıyım. Devlet Su İşleri’nin başında onlar var, onlar yönetiyor. Ve “Ankara’nın su sorunu çözüldü, ver suyu.” Mansur Yavaş dağıtsın. Mansur Yavaş bu konuda her türlü tedbiri almış.
Gerede sisteminden 2023’te 235 milyon metreküp su gelirken, 2024’te 119, 2025’te 72 milyon metreküp su gelebilmiş. Ve geçen sene mayıstan bu ekime kadar 1 metreküp su gelmemiş. 1 metreküp. Şimdi ben dönüp; “Ey Erdoğan, ne oldu Gerede sistemi? Beceriksiz Erdoğan” desem vallahi Allah’ın gücüne gider. Niye? Yağmur yağmıyorken, küresel bir kuraklık varken, Türkiye’de barajları yapma işi iktidarınken, 23 yıldır iktidarda olup da bu hale gelene yine de biz kuraklık üzerinden bir şey demeyip, hep birlikte çalışalım su sorununu çözelim derken; o dönüp Mansur Yavaş’a “Beceriksiz, Ankara’yı susuz bıraktı bilmem ne” diye laf söyleyip sudan siyaset yapıyor.
Mansur Yavaş tedbirlerini aldı, rakamları şeffaflıkla paylaştı. O sorunu da çözdü. Allah’ın izniyle her sorunu çözdüğümüz gibi su sorununu da belediyelerin yetkisinde belediyelerle, milletin verdiği yetkiyle de gelecek sene iktidarda çözeceğiz.
Şimdi bu Mansur Yavaş’la bu emekliler arasında yaşanan meseleye bakın. Mansur Yavaş, hani AK Parti “19 bini 20 yapacağım, bin lira vereceğim” diyor ya. Koca meclisi çalıştıracaklar, çözüm bulacaklar, bin lira verecekler çocuğa harçlık verir gibi. Mansur Yavaş Ankara’da sosyal yardım alması gereken, yani yoksul emeklilere her ay 2.677 lira maaşlarının üzerine belediyeden destek koyuyor. Her ay koyuyor bu parayı, 2.677 lira. Yılda 12 kez 1 kilogramlık et desteği yapıyor. Kışın 3 ay boyunca doğalgaz faturalarını ödüyor. Ramazan ve Kurban bayramlarında ilave 2.500’er yüz lira veriyor.”
‘Bedava ulaşımda olacak’
“Bunları yaparken de yüzlerce müfettişle tepesinde duruyorlar. Bugün de Mansur Bey dedi ki: “Bunu duyurmak, Genel Başkanımız duyursun bunu.” Haftaya Meclis’te çoğunluğumuz da var, geçirmeme ihtimalimiz de yok. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi karar alacak; 375 bin sosyal yardım alan kişi bundan sonra Ankara Büyükşehir sınırları içinde bedava ulaşımda olacak. Bedava. 375 bin kişi.
Bir yandan kısıtlı, silkelenen belediyelerin imkanlarıyla -birazdan başka örneklerden bahsedeceğim- bizler bu mücadeleyi verirken; ellerindeki güçle geçmişte yaptıklarını bozan, verdikleri sözden cayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bugün emeklisini perişan eden iktidar şimdi kancayı yarının emeklilerine takmış. Biliyorsunuz Bireysel Emeklilik Sistemi getirmişti, teşvik edeceğiz demişti. BES’i tabana yaymak için devlet katkısını yüzde 30’a çıkarıyoruz demişlerdi. Sessiz sedasız devlet katkısını yüzde 20’ye düşürdüler. Millet bunlara inandı, BES’e girdi. “Yüzde 30 devlet katkısı” dedi, şimdi yüzde 20’ye düşürdüler. Bu şekilde yüzde 10’luk azaltmayla kendilerince bir yerden kendi ihtiyaç duydukları işlere kaynak yaratmaya çalışıyorlar.
Ama insanlar “okursam iş bulurum, çalışırsam aileme yetecek kadar kazanırım, bundan sonra artık bir şekilde aileme bakarım” diyecek noktadan çok uzağa gittiler. Sayın Erdoğan vaktiyle “3 çocuk yapın, 5 çocuk yapın” diyordu. Şu anda 1.5’un altına gerilemiş durumda Türkiye’de doğurganlık hızı. Bu çok büyük bir tehdit. Ancak bir tane sebebi var; o da garibanlık. O da gelecek kaygısı. O da “Bu asgari ücretle nasıl çocuk yapayım, hatta nasıl evleneyim? Evlendim çocuğum oldu nasıl büyüteyim, nasıl doyurayım?” Bu kaygılar Türkiye’de doğurganlık hızını da en çok düşüren ve en acımasız doğum kontrol yöntemi.”
‘Yoksulluk kumara, sanal bahise itiyor’
“Yoksulluk, sefalet maalesef insanlarımızı kumara, sanal bahise itiyor. Öyle bir şey ki; böyle oturup da “Ya o da oynamasın.” Öyle bir şey değil ki. Kredi kartı var, aldığı maaş 10 günde bitiyor. Ya maaş hesabında Kredili Mevduat Hesabı (KMH). En kolay açılan hesap. Sormadan açıyorlar hemen. Maaşını çektiğin karta 5 bin lira, 10 bin lira kredili mevduat hesabı. Maaş bitince kendiliğinden düşüyor eksiye. Maaş yatar yatmaz kendiliğinden o kapanıyor.
Bu kadar tahsilatı garanti bir hesaptan, kredi kartı borçlarına uygulandığı gibi Türkiye’nin en acımasız faizini kesiyorlar. Ayrıca da yüzde 30 vergi kesiyorlar. Türkiye’de parası olan, faize koyan, aldığı faizden yüzde 17,5 vergi veriyor; parası olmayan, borca batan, ödediği paradan yüzde 30 vergi veriyor.
Bugün kredi kartını. Şimdi maaş yetmiyor ama eve ekmek alınacak, çocuğa süt alınacak, bez alınacak, elektrik parası ödenecek, doğalgaz ödenecek. Karttan çektiriyor ya da kredili mevduattan alıyor. Bunun yıllık bileşik -millet bilmez- vergisi, faizi bilmem nesi toplam yüzde 96’ya geliyor. Yıllık yüzde 96. En acımasız.Yani mert olan karşıdan vurur, hain bir arkadan vurur; bu AK Parti’nin kara düzeni yere düşene yerde vuruyor.”
19 Mart için çağrı
“Bugün o darbenin 300. günündeyiz. 300. kara gün. Yarın Beşiktaş Meydanı’nda 300. gün eylemimizde olacağız. 19 Mart darbesine itiraz eden, 23 Mart’ta 15,5 milyon kişiyle gidip Cumhurbaşkanı adayının arkasında duran, o günden bugüne bu yaşananların hepsini gören ve vicdanı bunu kaldırmayan tüm İstanbullulara sesleniyorum: Yarın akşam Beşiktaş Meydanı’nda, darbenin 300. gününde, 300. kara günde hep birlikte mücadeleye, hava kaç derece olursa olsun, ne yağarsa yağsın pijamaları çıkarmaya, meydana akmaya davet ediyorum.
İstanbullu “İstanbul’u Ekrem Başkan yönetsin” dedi, bir yargı çetesi onu hapse attı. Adanalılar “Zeydan Karalar yönetsin” diyor, Antalyalılar Muhittin Böcek’i istiyor. Mardinliler Ahmet Türk’e üçüncü kez görev veriyor ama bir yargı çetesi onları görevden alıyor.
Şimdi geçen hafta 30 milyonluk evi 9 milyona almalar satmaların belgesini de yolladım. Geçen hafta 95 milyonluk bir evin satın alma kontratının noter belgesini de yolladım. 17 tane paha biçilmez değerli taşınmaz vardı, bu işler konuşurken 5’ini elden çıkardı, 12’sinin tapusu var. 12 tapu bir kişi üzerinde… 2000 yıl çalışsa aldığı maaşla ödeyemeyeceği kadar mal mülk edinmiş. 12 tanesi üstünde, kimi RTÜK’tekinin üstünde. RTÜK’te bir emekli polis var, hiç RTÜK’e gitmeden maaş alıyor ama üzerinde ne tapular ne tapular. Çayyolu’nda bir avukat bürosu var, ne tapular ne tapular… Bu kadar mızrak çuvala sığmazken yapılacak bir şey var. Erdoğan diyecek ki; “Yine” diyecek, de millet sandıkta verir kararı. Nasıl Zekeriya Öz’ün altına zırhlı aracı veriyordun da, “Ben bunun savcısıyım” diyordun da, sonra gidince “Rabbim ve milletim beni affetsin kandırıldım” dedin ya… “Kandırıldım” de, hiç olmazsa bu rezilliği daha fazla devletin milletin sırtına yük etme. Onu da demiyor. Sahip çıkmaya, arkasında durmaya diyemem çünkü hani iddianame? İddianame çıkana kadar diyordu ki “İddianame çıksın birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar, eşlerinin gözüne bakamayacaklar.” Vallahi Denizli’de 100 bin kişinin yüzüne de bakıyoruz. Yarın İstanbul Beşiktaş’ı görürsün. Geçen hafta Ekrem Başkan’ın eşi milletin göz bebeğinin içine de bakıyor. Birbirlerinin de yüzüne bakıyorlar, gözüne bakıyorlar.
Ama bir yandan nerede o iftiralar? Hani ya 1.200 cep telefonu dediniz bütün yandaş televizyonlarda? Biri bile yok. “Ekrem İmamoğlu’nun lüks araçları” dediniz, başka bir milletvekilinin çıktı MHP’li. “Parkenin altında İBB’nin bilmem neresinde 2 milyon Euro çıktı” dediler, 2 Euro yok, 2 Euro yok. Dedektör alacak eline. Aldı dedektörü, bütün gezdi Ekrem Başkanların ailesinin köyünü gezdiler, yazlığını gezdiler. Korumasının gittiler yayladaki evine kadar aradılar, yok. “Para dolu çantalardan Jammer çıktı, bunlar bir yere girdi çıktı, paralarla giderken İmamoğlu ve ekibinin görüntüsü var” dediler, görüntü meselesi yalan çıktı, yalan olduğunu da itiraf ettiler. Tutuklarken yaptıkları gizli tanıkların hiç bir tanesi ortada yok. Kimi intihara kalktı, kimi istifa dilekçesi yazdı. Onun dediğini başka gizli tanığa söyletiyor, oyuncu değiştirir gibi tanık değiştiriyor. Olacak iş değil.
Öyle bir yerde milletin yüzde 60’ı “Bu dava siyasidir” diyor, geri kalan yüzde 15 kararsız, 20-25’i de bunlar zehirliyorlar, yavaş yavaş o zehri de bünyeden arındırıyoruz. Çünkü arkasında duramıyorlar. Şimdi çıkmışlar, halen daha bu adamı görevde tutuyorlar.”




