Şırnak’ın Cizre ilçesinde özel eğitim öğretmeni olarak görev yapan S.B.’nin, okul yönetimiyle yaşadığı sorunların ardından “can güvenliği” gerekçesiyle Gaziantep’e atanmasına Eğitim Sen tepki gösterdi.
Eğitim Sen Cizre Temsilcisi Fırat Saygı, üyeleri olan öğretmenin yaşadıklarını İlke TV’ye anlattı.
Öğretmenin okul yönetimiyle yaşadığı sorunların yeni bir durum olmadığını belirten Saygı, sürecin öğretmenin okula atandığı ilk aylardan itibaren başladığını söyledi. Saygı’nın aktardığına göre öğretmenin yaşadığı sorunlar sınıfındaki klima ihtiyacının karşılanması talebiyle başlayan tartışmadan ek ders ücretlerine, öğrencilerinin okul sisteminde pasife alınmasına, ardından öğretmenin Cizre’de hedef gösterilmesine kadar uzandı.
Saygı, öğretmenin yaşadığı sürecin kişisel bir anlaşmazlık olarak değerlendirilemeyeceğini, “kamu gücünün kötüye kullanılması” boyutuna ulaştığını iddia etti.
‘Ben yeni atanan öğretmenim, klima parasını nasıl vereyim?’
Saygı’nın anlatımına göre süreç, öğretmenin Cizre’deki okula geldiği dönemde sınıfındaki sıcaklık sorununun çözülmesi için klima talebinde bulunmasıyla başladı.
Özel eğitim okulunda öğrencilerin özel gereksinimli çocuklardan oluştuğunu, Cizre’nin yaz aylarında çok sıcak olduğunu belirten Saygı, öğretmenin tüm sınıflarda klima bulunduğunu ancak kendi sınıfında klima olmadığını belirterek okul yönetiminden klima temin edilmesini istediğini aktardı.
İddiaya göre okul müdürü S.Ö., klima ücretinin yarısının öğretmen tarafından karşılanmasını istedi.
Saygı, öğretmenin yaşananlara ilişkin anlatımını aktardı:
“Ben yeni atandım okula ve henüz kendi evim bile yok. Henüz kendi düzenimi kurmamışken nasıl klima alayım? Klima demirbaş ve ayrıca burası devlet okulu ve bakanlığa bağlı, ödenek talep edelim. Bunun üzerine koltuğun ucuna kadar gelen müdür sinirlenip elini sallayarak ‘Ben yıllardır okul talep ediyorum, verilmiyor, öyle kolay şeyler değil bu işler. Ödeyemiyorsanız o zaman hayırsever birini bulacaksınız, gerekirse kapı kapı gezip yardım toplayacaksınız ya da yarısını siz vereceksiniz’ dedi. Odada bulunan diğer kadın öğretmen de şahitti. Biz yazın da kışın da klimasız sınıfta 8 ay ders yaptık.”
Saygı’ya göre bu süreçten sonra okul müdürünün öğretmene yönelik yaklaşımı değişti ve öğretmenin maruz kaldığı sorunlar peş peşe geldi.
Ek ders tartışması
Bunlardan biri ek ders uygulamasıydı.
Özel eğitim kurumlarında aynı sınıfta iki öğretmenin görev yaptığını hatırlatan Saygı’nın aktardığına göre öğrenciler okula getirilmediği halde ek ders ücretlerinin kesildiğini söyledi. Ancak aynı sınıfta görev yapan, aynı koşullarda çalışan ve aynı deftere imza atan diğer öğretmenin ek ders ücretinde herhangi bir kesinti yapılmadı. Saygı, aynı tarihlerde sınıfında hiç öğrencisi bulunmayan başka öğretmenlerin ek ders ücretlerinde de kesinti yapılmadığını, bu durumun tanıklar, belgeler ve puantajlarla ortaya konulduğunu ifade etti.
Öğretmenin okul yönetimine “Öğrencileri siz getirtmediniz ve buna rağmen ek dersimi kesiyorsunuz” diyerek itiraz ettiğini aktaran Saygı, idarenin ise “Biz yasal olan süreci herkes için aynı şekilde uyguluyoruz” yanıtını verdiğini söyledi.
Ancak öğretmenin ek ders kesintilerinin devam ettiğini belirten Saygı, aynı tarihlerde diğer öğretmenlerin benzer bir kesintiyle karşılaşmadığını kaydetti. Öğretmenin kesilen ek derslerinin iadesi için dilekçe verdiğini, dilekçenin önce işleme alınmadığını, ardından CİMER başvurusu üzerine yanıt verildiğini ve başvurunun “öğrenciler yoktu” gerekçesiyle reddedildiğini aktardı.
Öğretmenin bu itirazı, okul yönetimiyle gerilimi daha da artırdı.
‘Servis şoförlerine öğretmeni düşman gibi gösterdiler’
Okul idaresinin öğretmeni servis şirketiyle de karşı karşıya getirmeye çalıştığını belirten Saygı, çabalarının öğretmeni itibarsızlaştırmak olduğunu söyledi.
İddiaya göre okul yönetimi, servis şirketine öğretmen hakkında “Bu öğretmen sizin düşmanınız. Her gün hakkınızda tutanak tutuyor, Milli Eğitim’e veriyor. Bu sizin ihalenizi iptal ettirecek” şeklinde bilgiler verdi.
Akşam saatlerinde servis şirketi sahibinin öğretmeni arayarak, “Sen bizden ne istiyorsun? Biz sana ne yapmışız? Sen her gün bizimle ilgili tutanak tutup Milli Eğitim’e veriyormuşsun” dediği aktarıldı.
Öğretmenin ise böyle bir tutanak tutmadığını söylediğini belirten Saygı, “Hocamız da ‘Öyle bir şey yok. Yani ne tutanağı? Hani bir tane tutanak gösterin bana. Yani bir eksiklik olursa tabii ki tutanak tutarım, ama onu da okula veririm. Milli Eğitim’e tutanak verme yetkim yok benim zaten’ diyor” ifadelerini kullandı.
Öğrencilerin servisleri kesildi, MEB sisteminde pasife alındılar
Okul müdürünün, servis şoförlerine ve servis görevlilerine “Bu öğrencileri artık evlerinden almayacaksınız” talimatı verdiğini belirten Saygı, sürecin devamını şöyle anlattı:
“Öğretmenimizin sınıfında 2-3 öğrenci bulunuyor zaten. Sınıfındaki öğrencileri okula getirilmeyince öğretmenimiz velileri arıyor ‘Neden çocukları okula göndermiyorsunuz’ diye soruyor. Veliler ‘Çocuklarımızı siz gelip almadınız’ yanıtını veriyor. Bunun üzerine öğretmenimiz servis ablasına yazılı olarak öğrencilerin neden alınmadığını soruyor. Gelen yanıtta açıkça ‘Müdür Bey, bundan sonra bu öğrencileri almayacaksınız dedi’ ifadesi yer alıyor. Hukuki delil niteliğindeki bu mesajlaşmaların tümü bugün savcılık dosyasındadır.”
Öğretmen daha sonra MEB sisteminde öğrencilerinin pasif hale getirildiğini görüyor.
“Eğitime aktif olarak devam eden otizmli öğrencileri, hiçbir yasal dayanak ve veli dilekçesi olmadan sistemde devamsız gösterip ‘pasif’ konuma getirdiler. Buradaki asıl amaç son derece açık: Okulda öğrenci yokmuş izlenimi yaratarak sınıfı kapatmak ve öğretmenimizi istemediği, daha zorlu koşullara sahip başka bir sınıfa geçmeye zorlamaktı. Bir çocuğun bile eğitime devam etmesi esas iken, burada çocukların eğitim hakkının önüne geçildi.”
‘Veliler şikayetlerini geri çekmeye zorlandı’
Öğrencilerin pasife alınmasının ardından velilerin Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvurduğunu belirten Saygı, şikayetlerin ardından öğrencilerin yeniden aktifleştirildiğini söyledi.
Ancak süreç bununla sınırlı kalmadı. Fırat Saygı’nın aktardığına göre, çevre ve nüfuzunu devreye sokan okul yönetimi, velilerin akrabalarına ve yakınlarına ulaşarak şikayetlerini geri çekmeleri yönünde baskı kurdu.
“Velilerimiz, öğretmenimize attıkları mesajlarda üzerlerinde kurulan baskıyı anlatıyor. ‘Okul yönetiminin eli kolu uzun, kimlere ulaşmadılar ki… Üzerimizde çok büyük baskı kurdular, mecbur kaldık’ diyerek aracı koydukları akrabalarının isimlerini tek tek veriyorlar. Bu mesajların tamamı savcılık dosyasındadır. Zaten MEB sistem kayıtlarında öğrencilerin hangi tarihte usulsüzce pasife alındığı, kaç gün pasifte tutulduğu ve ne zaman tekrar aktif yapıldığı resmi olarak belgeli.”
Öğretmene ‘öğrenciye şiddet’ suçlaması
Sürecin bir başka aşaması ise öğretmenin öğrencisine şiddet uyguladığı iddiasıyla Emniyet’e çağrılması oldu.
Bu iddianın ‘okul idaresinin bir kurgusu’ olduğunu söyleyen Fırat Saygı, şöyle anlattı:
“Söz konusu öğrencimizin otizmli ve dokunsal hassasiyeti var. Bedenine yönelik en hafif bir temasta, omzuna dokunduğunuzda dahi bunu şiddet olarak algılayıp ‘Beni dövdü’ tepkisi veren bir çocuk. Bu durum çocuğumuzun ailesi, okul yönetimi ve daha önce dersine giren tüm öğretmenler tarafından çok iyi biliniyor. Buna rağmen okul idaresi, velinin dahi haberi ve rızası olmadan özel eğitim öğrencisini okuldan alıp Emniyet’e götürüyor ve öğretmenimiz hakkında şiddet iddiasıyla işlem yaptırmaya çalışıyor.”
Emniyet’e çağrılan velinin ve tanık olarak dinlenen diğer öğretmenlerin söz konusu ‘kurguyu’ çürüttüğünü belirten Saygı, şöyle dedi:
“Çocuğumuzun velisi ifadesinde iddiaları kesin bir dille reddetti. ‘Çocuğumla benden ve herkesten çok ilgilenen tek öğretmen odur’ diyerek okul idaresinin iftira attığını söyledi. Tanık olarak dinlenen öğretmenler de ifadelerinde bırakın şiddeti, öğretmenimizin çocuğa bir gün olsun sesini dahi yükseltmediğini, herkesten daha sabırlı davrandığını söyledi. Müfettiş incelemeleri ve adli soruşturma neticesinde şiddet iddiasının tamamen asılsız olduğu belgelendi ve dosya takipsizlikle sonuçlandı.”
‘Eğitim Bir-Sen öğretmeni hedef gösterdi’
Öğretmene yönelik sistematik yıldırma süreçlerinin sadece okul içiyle sınırlı kalmadığını vurgulayan Saygı’nın aktardığına göre, okul müdürünün güçlü bağlantılarının bulunduğu Memur-Sen’e bağlı Eğitim Bir-Sen tarafından ‘hiçbir delil olmadan’ öğretmeni hedef alan bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, öğretmen “özel öğrenciye şiddet uygulayan, ek ders ücreti alabilmek için suç duyurusunda bulunan” biri olarak gösterildi.
Bu açıklamanın öğretmeni kamuoyu önünde hedef haline getirdiğini belirten Saygı, “Özel öğrenciye şiddet uygulayan bu öğretmen’ şeklindeki söylemlerle linç kültürünün önüne atılmaya çalışıldı” dedi.
Eğitim Sen olarak, yapılan basın açıklamasına belgeler ve savcılık kayıtları üzerinden yanıt verdiklerini aktaran Saygı, şunları söyledi:
“Biz bunların hepsini belgelerle, basın açıklaması yaparak çürüttük. Ek ders meselesi de iddia edildiği gibi bir konu değildi. Öğretmenimizin buradaki itirazı ‘Bana ek dersim niye verilmiyor?’ sorusundan ibaret değildi. Öğretmenimiz, aynı sınıfta aynı koşullarda görev yapan diğer öğretmene ek ders ödemesi yapılırken, kendisine neden ödeme yapılmadığını sorguluyordu.”
‘Üç defa polis koruması aldı’
Eğitim Bir-Sen’in açıklamasının ardından öğretmenin hedef gösterildiğini belirten Saygı, öğretmene üç kez polis koruması sağlandığını belirtti:
“Açıklamaların ardından öğretmenimiz gittiği yerlerde ‘Çocuğu döven kişi sen misin?’ tepkileriyle karşılaştı. Hakkındaki iddialara ilişkin soruşturma süreci henüz devam ederken kamuoyunda olumsuz bir algı oluşturuldu.”
‘Can güvenliği’ gerekçesiyle Gaziantep’e atandı
Tüm yaşanan sürecin ardından öğretmen “can güvenliği” gerekçesiyle Gaziantep’te bulunan Rehberlik ve Araştırma Merkezi’ne (RAM) görevlendirildi. Ancak Eğitim Sen, öğretmenin görüşü alınmadan yapılan atamanın bir koruma tedbiri olmaktan çok cezalandırma niteliği taşıdığını belirtti.
Saygı, “Ailesinin bulunduğu veya sosyal bağlarının güçlü olduğu bir il gözetilerek yapılmadı. Normal şartlarda can güvenliği tedbirinin amacına ulaşması için kişinin sosyal bağlarının, destek mekanizmalarının bulunduğu bir yere görevlendirilmesi gerekir. Ancak bu süreçte öğretmenimizin fikri alınmadı” dedi.
Atama tebliğinin henüz tamamlanmadığını ve öğretmenin görev yaptığı okuldan ilişik kesmediğini ifade eden Saygı, karara ilişkin Eğitim Sen olarak duruşlarını aktardı:
“Eğitim Sen olarak kişinin bilgisi, rızası ve görüşü alınmadan yapılan bu tür yer değişikliklerini resen atama ve sürgün niteliğinde değerlendiriyoruz. Bu gerekçeyle kararnamenin iptali ve öğretmenimizin talebi doğrultusunda güvenliğini sağlayabileceği bir ile görevlendirilmesi için hukuki takibimizi sürdürüyoruz.”
‘Müdür görevden alınmadan önce istifa etti’
Öte yandan Saygı’nın aktardığına göre müfettiş incelemesi sonucunda okul müdürünün görevden alınacağı yönünde bir karar verileceği bilgisi kendilerine ulaştı. Ancak karar resmi olarak tebliğ edilmeden önce müdür görevinden istifa etti:
“Müdürlük görevinden alınma kararı resmi olarak tebliğ edilip uygulansaydı, siciline işleyecek ve mevzuat gereği belirli bir süre tekrar idareci olamayacaktı. Ama karar tebliğ edilmeden istifa ederek siciline işlemesini engelledi ve ileride yeniden idareci olabilme hakkını korumuş oldu.”
‘Güçlü olan kanunun üstüdür’
Fırat Saygı, Cizre’de yaşanan bu olayın tek bir okul müdürü ile öğretmen arasındaki anlaşmazlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Kamu kurumlarında sahip olunan güç ve bağlantıların kişisel hesaplaşmalarda kullanılabildiğini iddia eden Saygı, kadın bir öğretmenin sistematik baskı ve mobbing ortamında hedef haline getirildiğini savundu.
“Şu an buradaki sorun kamu gücünün kötüye kullanılmasıdır” diyen Saygı, yaşananları bölgedeki güç ilişkileriyle değerlendirdi:
“Zaten Gülistan Doku davası da gündemde, siz de biliyorsunuz. Orada kişilerin kamuoyunun gücünü nasıl kullandığını görüyoruz. Bizim burada bölgede yıllardır güçlü olan kişiler, bunlar devletin gücünü arkasına alarak her şeyi kendilerine mübah görüyorlar. Her türlü şeyi örtbas edebileceklerini düşünüyorlar.”
Bölgede güçlü bağlantıları bulunan kişilerin soruşturma ve şikayet süreçlerini de etkileyebildiğini iddia eden Saygı, şunları söyledi:
“Bu bölgelerde ‘Vatan, Millet, Sakarya’ deyip her şeyi yapabiliyorsunuz. Bir kişi ‘Ben devletçiyim’ dediğinde, her türlü hukuksuzluğu meşru görülüyor. Burada güçlü olan kanunun üstüdür, güçlü olan yasanın üstüdür. Yani ‘Devletçiyim’ deyip her şeyi yapabilme hakkına sahipsiniz.”
Eğitim Sen olarak yakın zamanda Devlet Denetleme Kurulu’nu Şırnak’taki kamu yapılanmasını incelemek üzere göreve çağıracaklarını belirten Saygı, “Kimsenin makamı ya da bağlantıları yasaların üzerinde olamaz” diye konuştu.



