Colani, HTŞ adlı bir örgütün lideridir ve söyledikleri ne Arapları ne de diğer halkları bağlar; özellikle Halep Tehciri ve katliamından sonra bir TV konuşması ve hiçbir resmiyeti olmayan bir kanunnameyle bu vasfı daha bir pekişmiş, nesneleşmeden öteye gitmemiştir. Nesneleşme insani özelliklerini kaybetmektir, o artık biri ya da birilerinin muamele aracıdır, insanlıktan çıkmıştır; nesnedir, metadır: alınıp satılan, kiraya verilen bir üründür, değerini asla kendisi belirleyemez, piyasa ona ne değer verirse, o, o kadardır; bu hem ahlaki, hem sosyal ve hem de psikolojik açıdan insana yakışmayan bir şeydir: Bu insanın bir tavrı yoktur, insana ait, kültürel ya da sosyal konumdan yoksundur, bir yere konulur, sırasında yeri bir anda değiştirilir, alınır, satılır; sahipleri tarafından arada parlatılır, piyasası yapılır ve sırası gelince uygun müşteriye verilir. Colani, nesnedir ve çevresinde yer alan, adına da kabine denilen kimseler de nesnenin alım ve satımını güçlendiren objelerdir. Bugün bu nesne, bir halkı temsil ettiklerini söylüyor ve diğer halklara da ulufe dağıtır gibi hak dağıtıyor! Dünün ve bugünün kelle kesen, kadın ve çocukları katleden canisi, bugün hami oluyor; hami, hamiyetten gelir, Colani dün ve bugün ki haliyle, bir hamiyet örneği göstermemiştir. Kürt Dağı’nda Kürtleri, Dürzi Dağı’nda Dürzileri ve bizzat kendi dilini konuşan ama mezhep olarak ondan ayrılan Alevileri katletmiştir; hak verecek biri değil, hesap sorulacak biridir; Türkiye gibi devletlerin yapması gereken de onu koruyup kollamak değil, uluslar arası bir mahkeme de yargılanmasına öncülük etmektir…
Colani, iki haftadan beri vicdanı olan herkesi yaralıyor. Nesneleşme itibariyle uyguladığı şiddet birilerinin işine yarıyordur belki ama komşu devletlerin iktidar yapısına da gelecekte zarar vereceği açıktır. Colani bir Kürt kızını balkondan attı, öldürdü, yaşlıları sokak ortasında dövdü, kadınlara en olmadık hakaretler etti ve bunları da bir erdemmiş gibi kayda alıp yaydı; öldürmeyi anlayabilir insan ama böyle alay edilmesini kimse anlayamaz. Halepte’te kimi yerlerde masum insanları bir dolmuşa bindirdi, bunlara “köpek gibi havlayın” dedi. Tutun ki Colani’nin eşini, kardeşini, anne ve babasını Kürtler bir dolmuşa koyuyor ve sonra bunlara “havlayın” diyorlar… En başta buna Kürtler itiraz ederler. Türklerin, Arapların ve komşu bütün halkların buna itiraz etmeleri gerekiyor… İnsan onuru dokunulmazdır…
Bütün bunlar yaşanırken birkaç gün sonra Colani, hiç hicap duymadan “Kürtler Selahaddin-i Eyubi torunlarıdır” dedi. Doğrudur Kürtler, Selahaddin’in torunlarıdır, ama uygulamalarıyla Colani de Saddam Hüseyin’in torunu olmalıdır. Değil Kürtler arasında, bütün Dünya’da bir “Selahaddin ahlakı” var; Selahaddin’in ahlakını belirleyen yaptıklarıydı; Colani’nin ahlakını belirleyen Colani’nin yaptıkları…
Colani fesada bel bağlıyor. Bunları bir insan yapamaz, bunları bir katil yapar… Colani, bir Müslüman görüntüsü veriyor. Colani’nin değil İslam’la bir dinle ilgisi yok, bir nesnedir o; eğer dindar olsa, fesat çıkartıp kan döken insanlardan olmayın emrine uyardı. İnsan hayatı Allah tarafından dokunulmazdır. Kürtler Maide süresini bilir: “Kim bir insanı öldürürse adeta bütün insanları öldürmüş gibi olur…” Colani, bütün insanları öldürmüştür.
Bununla da kalmadı… Geride kalanlara da tehditler savurdu, sonra da bir “kararname” yayımladı… Bu kararnameyle Kürtlerin haklarını tanıyor; HTŞ, 2011 yılından bu yana eğitim ve sağlık kurumları, belediyecilik hizmetleriyle var olan Kürtlere, hak tanıyacak bir durumda değildir; Colani seçilmiş biri değildir, benimsenmiş değildir, tek kelimeyle benimsettirilmiş biridir; Suriye’de birliği sağlayacak düzeyde biri değildir; hiçbir halka kültürel ve medeni haklar tanıyacak bir düzeyi yoktur; iki yıl öncesine kadar bile dünyanın terörist listesinde yer alan biridir; olan biri de değildir, dayatılan biridir, nesnedir, özne konumuna gelmesi bile salt Halep’teki uygulamalarıyla mümkün değildir, üstelik yaptıklarının hukuki bir sorgulaması yapılmadan, konuştuklarını dinlemek bile abestir…
Türkiye’de kimi çevrelerce ayakta alkışlanan kararnamede Kürtlerin varlığını tanımayı taahhüt ediyor; Kürtçeyi, dil olarak- ulusal dil olarak tanıyor, Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde Kürtçenin ulusal dil olacağını söylüyor- pişkince söylüyor, çünkü buralarda bile Kürtçenin resmi olmadığını söylüyor, kültürel eğitimin bir parçası, yani Kürtçe buna göre onun uygun gördüğü, ona göre dizayn edilmiş kamu ve özel alanlarda kullanılacaktır… Bu bir kopya çekmedir; Türkiye’de tartışılan kimi şeyleri Colani kendine mal ediyor… Bunun en saf okunuşu şudur: Kürtçe, seçmeli ders olacaktır… Yani HTŞ marşları Kürtçeye çevrilecek ve Colani kültürü, Colani’nin uygun gördüğü müfredat bir başka dilde da tanınacaktır, çok sinsi bir söylemdir. Kürtlerin tarihi ve kültürü ve özerk yapının kazanımları da bu arada yok olup gidecektir.
Colani, vatandaşlıktan çıkartılan ve mektumlara da vatandaşlık verecek! Newroz’u da resmi tatil ilan edecek. Tek şartı var: Kürtler, Kürtlükten uzaklaşsın, Arap halkının, Arap ordusunun (HTŞ) saflarına katılsın…
Colani bir yanda Halep’te etnik bir temizlik yapıyor, diğer yandan ulusal bütünlükten söz ediyor. Colani’nin söyledikleri anlamsızdır. Nedeni, söyledikleri bağlayıcı değildir, kendisi bile geçici biridir; yasal ağırlığı, partisinin ağırlığı kadardır; Suriye’nin tamamı tarafından bir kabul söz konusu değildir. Suriye’nin bir anayasası yoktur, konuşulan ve şimdi dile getirilen Colani’nin söyledikleridir ki Colani, yanardöner bir adamdır, bir nesnedir, her sahipleri onun ipini çekebilir, odadaki yerini değiştirebilirler, kendisi de canı sıkılınca, bir arkadaşıyla kavga edince bile bu söylediklerinden vazgeçebilir…
Öte yandan Colani’nin söyledikleri Kürtlerin taleplerini karşılamıyor; Esad’ın bile gerisinde bir tavır söz konusudur… Kürtlerin, kendi kazanımları ve geçici de olsa Colani’nin tanıdığını söylediği şeyler bir statü vermiyor, var olan statüyü de düşürme plana içeriyor… Kürtler epey bir zamandır ademi merkeziyeti ve buna bağlı kolektif siyasi hakları savunuyor ama Colani, bunu mahalli bir hale sokuyor; hatta, şahsi bir ulufeye dönüştürüyor. Zaten metnin samimi olmadığı da pratik okunuşlardan hemen belli oluyor; Halep’te yaptıkları dikkatlice izlenince, söylediklerinin dikkat dağıtmaktan öteye geçmediği görülüyor… Hem Newroz’u resmi tatil ilan ediyorsun hem Kürtçeden söz ediyorsun ve aynı günler de Kürtleri katlediyorsun, bu bir çelişki bile değildir, takiye bile hafif kalıyor; basit bir hamle, sıkışmış birinin sıradan ve bir o kadar da samimiyetten yoksun vaatleri. Amacı şu: SGD, silah bıraksın, bana, HTŞ’ye teslim olsun. Colani, nesne itibariyle, Newroz ve Kürtçe diyerek dikkatleri dağıtıyor, pişkince; amacı ne? Amacı, asıldığı odaya şirin görünmek. Odanın sahibi de Kürtleri hafif görüyor, sanıyor; Kürtçe serbest, Newroz’u da kutlayın, bu kadarı yeter…
Colani’nin kararnamesinin eğer iğne ucu kadar bir samimiyeti varsa, kimle, hangi devletle iş yapılıyorsa yapılsın, Kürtlere dönük kıyımlar durdurulmalıdır. Fırat’ın iki yakasında kıyım varsa ne Newroz’un ne Kürtçenin bir anlamı vardır…
Öte yandan Colani sürekli bir şey söylüyor ve bunu kararnamesinde de dile getiriyor; o da şu Suriye Arap Cumhuriyeti! Suriye, en kötü döneminde bile Araplardan mürekkep bir toprak parçası olmadı… Bu dizge Arap Ordusu’yla sürüyor, ırkçılaşıyor, yani Müslüman olmak bile yetmiyor; Arap olacak, ya da Arap Ordusu’nun hizmetkarı olacak, mesela şunu dese, yanlış ama anlaşılabilirdi, İslam… İlla Arap, böylece milliyetçi/ ırkçı bir zırhta dikkat çekiyor; bu şu demek, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler bana dahil oldukları müddetçe devlete dahil olacak; bu bir devlet değil, bir mafya imasıdır…
Nedeni, bunlar adı üstünde geçici olan birinin söyledikleridir; bunlar, doğru ya da yanlışın çok ötesinde, karşı taraflarla müzakere edildikleri ölçüde dikkate alınabilir, bunlar tek başına karar alınacak şeyler değillerdir; çünkü, şimdi, şu an Suriye diye bir devlet bile yoktur, şu an, Suriye Arap Cumhuriyeti ifadesi bile HTŞ’nin bir temennisidir ve Suriye halklarının yüzde sekseni bu örgütü daha sindirebilmiş değildir…
Colani’nin söylediklerinin bir anlamı yoktur; örneğin Afrin’deki işgal bitecek midir? Burada Kürtlerden zorla alınan evler, araziler geri verilecek mi? Hala burada cesetleri gömülememiş yüzlerce Kürt vardır…
Colani’nin söyledikleri ilerde anayasayla güvence altına alınabilecek midir? Normal seçimler olsa Colani, üçüncü parti değildir; kimi ülkelerin askeri katkısıyla, nesne konumu tamamlanmamış birinin söylediklerine kim itibar eder… Bugün Türkiye’nin her dediğini yapan biri vardır; İran, Nisan’a doğru yıkılıp, bölgenin kartları yeniden karılınca Colani’nin hangi evin duvarına gideceğini kestirmek güç değildir…




