Derin Sırlar: Holokost geni
Hüseyin Bul 20 Şubat 2026

Derin Sırlar: Holokost geni

Katliamlar, sürgünler, göçertmeler ve soykırımlardan güzel polisiyeler çıkar mı, çıkar. Tarihsel gerçekleri arka fona koyarsın karakterler gerçek olmak zorunda değil; zalimlikleri, sevecenlikleri ve şefkatli halleriyle sahici olacak şekilde kurguya dahil edersin. Bir yerde katliam, soykırım, zorunlu göç, zulüm eden zalimler varsa herkes bilir ki diğer tarafında da mutlaka ezilene, hor görülene, göçertilen ve kıyımdan geçirileceklere de imkanları dahilinde kol kanat geren birileri mutlaka olacaktır. Bunlarla ilgili sinema ve edebiyat alanında çokça örnek olduğunu biliyoruz. Bunun en popüler örneğini Thomas Keneally’in romanından Steven Spielberg tarafından sinemaya uyarlanan Schindler’in Listesi filmini gösterebiliriz. Neden bu film derseniz hem edebiyattan uyarlama olduğu için hem de Derin Sırlar romanının arka fonuna yerleştirilen Yahudi soykırımıyla ortak temayı işlediği için. Elbette savaşlarda, kıyımlarda zulmün ve baskının olduğu dönemlerde taraf değiştirerek ‘kendini sağlama almak’ isteyenler olacaktır. Kendi sınıfına, halkına veya kendi dini tebaasına ihanet etmeyi tercih ederek saf değiştirenlerin hikâyelerine de şahit oluyoruz. Bu tiplerin her dilde farklı isimleri olmasına karşın ortak duygu ihanet olduğu üzerinde birleşilir. Türkçede buna hain denilirken Kürtçedeki karşılığı cahştır. Savaş ve kargaşa sonrası zengin olanların izi sürüldüğünde altında bu türden hikâyelerin yaşandığını görüyoruz.

Uğursuz dokuz kollu şamdan

Bu uzun girizgâhın sebebi Bahar Akman’ın Maceraperest Yayınlarından çıkan Derin Sırlar adlı polisiye romanı. Roman 1900’lü yılların başından günümüze anılarla, mektuplarla git gel yaparak ilerliyor. Zenginlikleri dillere destan Yahudi Camondo ailesinden Brudo’lara devir edilerek günümüze kadar gelen İstanbul’daki mal mülklerinin torunlarının torunlarını nasıl hayattan koparttığını işliyor. Bu sülalenin son varislerinden iş bilmez, savurgan ve dikiş tutmayan Simone’u adeta bir kara bela, bir günah gibi takip eden ve daha öncesinden de birçok kişinin başını yiyen uğursuz dokuz kollu şamdanın içine saklanan sır. Şamdana sahip olmak, elinde tutmak için kim hayatını ortaya koyuyorsa bir şekilde ölüyor. En son Simone da ölünce Komiser Tunç ve yardımcısı Kerbala bu cinayeti soruşturmak için görevlendirilirler. Soruşturdukça bir arpa boyu yol alamazlar. Simone cinayetini çözemezken Simone’nın en yakın arkadaşı da öldürülür; cesetler birken iki olur.

Bir sürgünün, kıyımın, katliamın sancısını yıllara yayılan bir süreklikle anlatmayı seçen yazar her çağın gerektirdiklerini ve gerçeklerini göz önünde bulundurarak mekân seçmeyi ve yaratmayı başarılı bir şekilde kotarmış. Olayların cereyan ettiği yılları karakterlerin kostümlerini eğreti durmayacak biçimde betimlemiş. Toplumsal arka planı da iyi analiz eden yazarın tarih okumaları mağdurun yanında olacak şekilde biçimlenmiş.

Osmanlı’da ilk banka

Romanın tarihsel arka planında borç batağındaki Osmanlı İmparatorluğu’nun mali darboğazdan çıkmak için nasıl çırpındığını, kapital kokusu/kaynağı bulduğunda nasıl hemen üzerine atladığını ama bunu da doğru dürüst yönetemeyerek adeta patinaj yaptığını görüyoruz. Bu mantaliteyle Fransız ve İngiliz sermayesiyle kurulan ilk banka Osmanlı Bankasının nasıl kurulduğunun arka planını ibretle okuyoruz. Parayı verenin dümeni de tuttuğunu satır arasında fark ederiz.

Romanda savaşın insan karakteri üzerindeki etkisine, kendine yabancılaşmasına şahit olurken Hitler ve ekibinin sistematik bir şekilde acımasızca ve kural tanımadan nasıl canavarlaştığını, hesap soracak bir kurum veya gücün olmayacağı bilinciyle istediği gibi at oynattıklarını, ganimetlere konduklarını, rüşvet aldıklarını, insanlıktan çıktıklarını askeri karakterlerle gösteriyor yazar. 

Naif, kibar ve kırılgan karakterler

Diğer karakterlere gelirsek, kibar, nezaketinden taviz vermeyen, karşısındakine soru sorarken, sorgularken bile ‘başlayalım mı, hazır mısınız’ diyecek kadar beyefendidir Komiser Tunç. Yakışıklıdır ve neredeyse bütün polisiyelerde olan bir kolaycılıkla bütün kadınlar kendisine hayrandır. ( bu benim romanlarımda da var; bunun üzerine düşünmek gerek. ) Diğer yandan naif ve kırılgan, içinde bitiremediği bir gönül yarasıyla dolaşan, aşkına karşılık bulamayınca da hayata küsen Komiser Tunç’un en büyük yardımcı Kerbela var. Sonradan oyuna dahil olan İlayda, biraz daha azimli, meraklı ve yaşına uyan bir heyecan ve enerjiye sahip. Romandaki bütün kadın karakterlerse çapkın, işveli ve cilveli; işlerini görmek için arzularını, ihtiraslarını serbest bırakan tipler.

Romanın en beğendiğim tarafı yazar karakterleri yaratırken sınıf ayrımının altını her seferinde çizmesi ve bu konudaki netliği; alt sınıfların beslenmelerinden çalışma şartlarına sevgiyle empati kurmuş. Doğru okuyucunun sınıf kinini provoke ettiğini söyleyebiliriz.

Romanda gözüme çarpan ama akışı yavaşlatmayan birkaç küçük çapağı da belirtmemin sakıncası olmaz. En başta metindeki/diyaloglardaki küfürleri çıkardığımızda romanda bir eksilme olmadığını görürüz. Polisiye romanlarda küfürlerin olması kadar doğal bir şey yoktur. Fakat küfürlerin yeri ve zamanlaması cümleden/replikten ayrı duruyor. Karaktere yapışmıyor maalesef. Diğer yandan Kerbela’nın kendini cezalandırmasıyla romana dâhil olan İlayda ( çömez ) soruşturmanın akışı içinde 1800’lü yıllardaki resim akımı hakkındaki bunca bilgiyi nereden biliyor, o döneme ait resim bilgileri illa verilecekse başka biri ya da uzmanından öğrenmemiz daha sahici olurdu. Zira çömez İlayda’nın öncesinde ( eğitimi/merakı/hobisi) ve sonrasında böyle bir karakter olduğunu görmeyiz.

Meyhaneye oturmak için ‘gerçek İstanbullular’ günler öncesinden rezervasyon yaptırır. ( sf: 184 ) gibi bir şeyler söyler anlatıcı. Bu ifadede bir dışlayıcılık var kanaatimce. Romandaki diğer bir nazar boncuğuna gelirsek, ‘vay be, asalet böyle bir şey demek’ ( sf: 188 ) diyen Komiser Tunç karakteri, Osmanlıca bilen biri için neden asil olduğunu düşünür ki. Tunç’un daha önceden Osmanlı’ya hayran hiçbir tavrını meylini görmedik oysa.

Bahar Akman’ın Derin Sırlar’ı bence eli ayağı düzgün, üzerinde iyi düşünülmüş, etraflıca tarih ve iktisat okumaları yapılan, ikinci yarısından sonra temposunun arttığı iyi bir polisiye roman.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.