İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, başkent Tahran’da haftalık basın toplantısı düzenledi.
Bekayi, ABD’nin daha önce 15 maddelik bir teklif ilettiğini ancak bu teklifin aşırı talepler içerdiğini ve mantıksız bulunduğunu karşı tarafa ilettiklerini belirtti. “Kendi çıkarlarımız doğrultusunda taleplerimizi belirledik. Arabuluculara yanıtımızı hazırladık, gerekli görüldüğünde bilgilendirme yapılacaktır” dedi.
İran’ın meşru taleplerini dile getirmekten çekinmediğini söyleyen Bekayi, sahada askeri mücadele sürerken diplomasinin de görevini yerine getirdiğini ifade etti. Geçmiş müzakere tecrübelerinden ders alarak ülkenin savunmasına odaklandıklarını, müzakerelerin tehdit veya ültimatomla bağdaşmadığını dile getirdi; ateşkesin askeri toparlanma anlamına geldiğini, bu nedenle ateşkes değil saldırıların tekrarlanmayacağı kalıcı bir anlaşma istediklerini vurguladı.
ABD’nin kurtardığını öne sürdüğü ikinci pilotun İsfahan’daki konumuna ilişkin paylaşımlarla ilgili soruya Bekayi, “Bu konuyu silahlı kuvvetlere sormamız gerekiyor ancak yapılan operasyon ABD için bir faciaydı” yanıtını verdi. Bekayi, “İsfahan’daki pilot kurtarma operasyonunun zenginleştirilmiş uranyum çalmak için bir aldatma operasyonu olma olasılığı bulunmaktadır” ifadesini kullandı.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi’nin İran’ın silah düzeyindeki uranyum stoklarına ilişkin açıklamalarına ilişkin Bekayi, “Bu tür sözler, aşırı yorum yapmanın hafıza kaybına yol açtığını gösteriyor. Zira bizzat Ajans’ın kendi raporlarında bile, İran’ın barışçıl nükleer programının rayından çıktığına dair en ufak bir tartışma dahi hiçbir zaman yer almamıştır. Görevi, Ajans tüzüğüne göre sorumluluklarını yerine getirmek olan birinin sürekli savaş ateşini körüklemesi, böylesine önemli bir kurumu yönetme liyakatinin gerçekten yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyor” dedi. Daha önce de belirttiği gibi, “Uluslararası toplum, bir UAEA üyesi ülkeye karşı yürütülen saldırgan bir savaşın ortasında, fiilen saldırıları meşrulaştıracak şekilde tavır alan bir kişinin daha önemli sorumluluklar üstlenmeye layık olup olmadığına karar vermelidir” ifadelerini kullandı.
Umman ile Hürmüz Boğazı görüşmesi
Bekayi, İran ve Umman arasında Hürmüz Boğazı konusunda dün yapılan toplantıya ilişkin soruya, görüşmenin iki ülkenin dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde gerçekleştiğini söyledi. Her iki ülkenin de Hürmüz Boğazı’na kıyısı bulunduğunu ve bölge güvenliğiyle doğrudan bağlantılı olduklarını belirtti. Son 30 küsur gündür, ABD ve “Siyonist rejimin” İran’a dayattığı savaş nedeniyle, uluslararası hukuk çerçevesinde bu su yolunun güvenliğini korumak ve saldırgan eylemlere alet edilmesini önlemek adına, “saldırgan taraflara ait veya onlarla bağlantılı gemilerin geçişine izin vermeyeceğimizi belirttik” dedi. Aynı zamanda hasım olmayan ülkelere ait gemilerin güvenli geçişini sağlamak için gerekli tedbirlerin düşünüldüğünü ve düzenlendiğini aktardı. “Bu su yolunun güvenliğini kendi ulusal güvenliğimizin bir parçası olarak tanımlayan bir ülke olarak; savaş koşullarında olmamıza ve önceliğimizin vatan savunması olmasına rağmen, oldukça sorumlu bir kararla Hürmüz Boğazı’na kıyısı olan diğer ülke Umman ile görüşmelere başlama kararı aldık. Görüşmelerin amacı, gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişine yönelik bir protokol ve uygulama yönergesi üzerinde çalışmaktır. Toplantı dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılmıştır ve görüşmelerin bir sonuç alınana kadar devam edeceğini düşünüyoruz” dedi.
‘İran’a verilen destek, bu yoldaki haklılığımızın göstergesidir’
Bekayi, ulusal ve uluslararası toplumun İran’a desteği ve eski Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in önerisi dahil sunulan ateşkes önerileri dikkate alındığında diplomasi kurumunun bu potansiyeli nasıl kullanacağına ilişkin soruya şu yanıtı verdi: “Düşmanı hüsrana uğratmak için tüm kabiliyetlerimizi ve kapasitemizi kullanmalıyız. Vatan savunucuları arasında bir iş bölümü vardır; askeri sistemlerin başında oturanlar kendi görevlerini yapıyorlar, biz diplomasi kurumunda başka bir şekilde görevimizi yapıyoruz ve meydanlarda, sokaklarda olan halk ise her iki tarafın da gerçek arkasındaki güç olarak hareket ediyor. Halkın desteği olmadan ne diplomasi ne de ülkenin sınırlarını savunanlar başarılı olabilir. Çevre ülkelerde şahit olduğumuz duruma gelince; Irak halkına, Türkiye halkına, Pakistan halkına ve bu dayatılan savaşa karşı İran milletini çok anlamlı ve net şekillerde savunan, destekleyen diğer tüm ülkelere gerçekten teşekkür etmek gerekir. Bunlar kesinlikle İran’ın arkasındaki güçtür. Hem bölgede hem de Avrupa ve bizzat ABD’de şahit olduğumuz bu destekler ve savaşa karşı duruş, bizim bu yoldaki haklılığımızı gösterdiği gibi, savaşın yayılmasını önleyici bir caydırıcılık da oluşturabilir.”
Altyapıyı hedef alan saldırılar
Bekayi, İran’ın altyapılarının hedef alınmasına Tahran’ın vereceği yanıta ilişkin soruya, “İtidalli davranmanın esasen hiçbir anlamı yoktur. Dolayısıyla İran İslam Cumhuriyeti’nin ülkesini savunmak için düşmanı pişman etmek adına hem içeride hem de bölge düzeyinde tüm kapasite ve kabiliyetlerini kullanması son derece doğaldır” yanıtını verdi.




