Demet, babasının öldüğü yaşta…
Teman’ın paramparça şarkısı gibi bir hafta geçti hayatımdan, hayatımızdan…
Demet, çocukluk arkadaşım ve meslektaşımdı. Bende oğlunun kirvesiyim. Kapımı ve kadrimi, kıymetimi bilirdi. Kahir ekseriyetle o tertemiz yüreğiyle hep yanımda oldu. Her yerde de dermiş: “Ero kardaşıma her hafta uğramasam bir parça eksilirim…”
Mesleğe ilk başladığım yıllarda Diyarbakır’da Lise Caddesi ve muhitinde her avukat birbirini tanır, birbirinin bürosunu da bilirdi. Çoğu avukat, sabah birbirini görse ya selam verir ya da kolundan tutar ya sokaktaki ciğerciye ya da karşısındaki kahvaltıcıya götürürdü. Sonra da karşılıklı girdikleri duruşmada birbirinin davasının reddini talep ederdi. Öyle bir samimiyet, öyle bir profesyonellik vardı.
Biz de arkadaş grubu olarak işimizi gücümüzü bazen bitirir, bazen de yarıda bırakır, muhakkak birbirimizi görürdük. Gördüğümüz vakit dilekçeleri paylaşır, dosyalarda paslaşır, birbirimize takılırdık. Demet bizden biraz kıdemli olduğu için mahalleyi bize o tanıtmıştı. Mesleki açıdan ahlakı bozuk birkaç avukat vardı; onlardan uzak durmamızı tembihlerdi. Demet’in ilk oğlundan sonra dünyaya gelen ‘özel gereksinimli’ çocuğu hakkında, meslek etiğinden nasibini almadığı gibi insanlıktan nasibini almamış bazı avukatların sarf ettiği gayriahlaki ifadelerin farkında olduğumu burada bir kez daha hatırlatmak isterim.” Maalesef o sözler onu çok yaralamıştı…
Her insan kendine ait bir dünya yaratır; Demet de kendine ait bir dünya yarattı ve bizimle yaşadı. İyi ki bizde onun dünyasında olduk. Ne kimseyi incitti ne de kimseden incindi. Sadece kiviyi sevmezdi; ismini duyunca bile fena olurdu.
Şimdi ise artan avukat ve büro sayısı, mahalleye sığmayan adliye ile beraber; eski tanıdıklar ile yeni avukatlar birbirini tanımaz hale geldi. Sayı artınca mesleki etik de -bize göre aynı kalsa da- yeniler için aynı değil. Yenilerin bir kısmı için söyleyeyim: Selam vermeyi bırakın; dosyanı elinden almaya çalışan mı dersin, birbirinin ayağını kaydıran mı, reklam yasağını hiçe sayan mı? Ne ararsan var maalesef. Artan sayıyla beraber ne mahalle kaldı ne de meslekte tat tuz… Siyasi gerekçelere çok girmeyeceğim; çünkü dostum, kardaşım Demet böyle isterdi.
Küçük bir anımızı da anlatıp bitireyim: Kardaşım Demet evlenecekti. “Ero,” dedi, “düğünde benim yanımda sen duracaksın.” Bizde adettendir; kardaşa bir bilezik hediye edilir. Şaşırdım ama hoşuma da gitti, bana bir bilezik alınmış. Sonra biraz huylandım, sordurdum; tabii ki imitasyon! “Ulen Demet, yaptın yapacağını,” dedim ama sesimi çıkarmadım. Yedim bu şakasını… Düğün akşamı takı töreninde, herkesin önünde hem gerçek bir altın hem de onun bana hediye ettiği o bileziği ona taktım. Bir kahkaha attı, “Dur karışmasın, onu kurdeleye bağlayayım,” dedi.
Düğün bitti, binanın önüne gittik. Kapıcı asansörün kapısını tutmuş para bekliyor. Dedim: “Bacım, hele o bileziği ver.” Aldım, kapıcıya verdim. Kapıcı havalara uçtu. Ertesi öğlen Demet aradı, gülüyor: “Ero,” dedi, “kapıcı kapıyı çaldı; ‘Abla eşim demiş ki o bileziği geri ver’ diyor…” Yıllarca çok güldük buna. Çok şaka yapardık birbirimize, arkadaşlarımıza. Neşe kaynağımızdı…
Demet, her cuma kapımı çalmayı ihmal etmezdi. Halimi hatırımı sormadan, kahveyi birlikte içmeden, bazen bir cigara üflemeden haftayı bitirmezdik…
Bu yazıyı yazmak perşembe gecesine nasip oldu. Taziyemiz dün bitti; benim yasım ne zaman biter, bilmiyorum. Kardaşım bize çok güzel dostluklar bıraktı. Dört gün yoğun bakım kapısında, üç gün de taziyede daha da kenetlendik. Velhasılkelam Demet; cuma günü kapımı kim çalarsa çalsın, kimse senin gibi çalmayacak.
İnandığınız hangi inanç varsa, bacım Demet’e bir selam göndermeniz makbuldür.
Biz razıydık, Allah da ondan razı olsun…
“Bekler bazı şeyler,
Hiç gelmez bazı şeyler.
Bir sızıdır kalır,
İçimizde hep o yer.
Bir gün kapın çalınmaz,
Bir gün sesin duyulmaz;
Meğer ne çok severmişiz,
Gidince anlarız.”
Erhan Ürküt/ Demet’in kardaşı…




