İran’da muhalif seslerin susturulmasının simgelerinden biri haline gelen Evin Cezaevi, özellikle kadınların hedef alındığı bir baskı merkezi olarak öne çıkıyor. Dini inancı, mesleği, siyasi kimliği ya da en temel protesto hakkını kullandığı için gözaltına alınan kadınlar, bu cezaevinde ağır ihlallerle karşı karşıya kalıyor.
Evin Cezaevi’nde yaşananları “Abbasi lalesinin altında: Evin zindanları” adlı kitabında anlatan Nasrin Parvaz, sekiz yıl süren tutukluluğu boyunca hem kendi deneyimlerini hem de birlikte kaldığı kadınların hikayelerini kayıt altına aldı. Parvaz’ın anlatımı, yalnızca bir hatırat değil, aynı zamanda sistematik şiddetin ve direnişin belgesi niteliğinde.
İşkence, idam ve sistematik baskı
Kitapta Evin’in yanı sıra Kızılhisar, Kabristan ve Gevherdeşt cezaevlerinde yaşananlar da aktarılıyor. İşkence, cinsel şiddet, idamlar ve toplu mezarlar, İran’daki cezaevi sisteminin karanlık yüzünü gözler önüne seriyor. Parvaz’ın tanıklığı, bu süreçte kadınların nasıl direnç geliştirdiğini ve dayanışma kurduğunu da ortaya koyuyor.
Sara’nın hikayesi: Genç yaşta cezaevi
Bugün İran’da benzer baskılar sürerken, bu deneyimleri yaşayan kadınlardan biri de Sara. İran’ın Mazenderan eyaletinin merkezi olan Sari kentinden olan 35 yaşındaki Sara, güvenlik gerekçesiyle soyadını kullanmıyor.
Bahaî inancına mensup olduğu için baskıya maruz kaldığını anlatan Sara, 19 yaşında ilk kez tutuklandığını söyledi. “Bahaîlerin üniversite okuma hakkını savunduğum için tutuklandım. İran’da sadece Bahaîler değil, farklı düşünen herkes hedef alınıyor” dedi.
Sara, 19 ve 20’li yaşlarında iki kez gözaltına alındığını, toplam 45 gün hücrede tutulduğunu ve daha sonra hapis cezası aldığını belirtti. İkinci dosyasının ise “sisteme karşı propaganda” suçlamasıyla açıldığını ifade etti.
Türkiye’ye uzanan göç hikayesi
Hakkındaki davanın sonuçlanacağını öngören Sara, 2016 yılında Türkiye’ye geldiğini söyledi. “Mahkemeden bir gün önce Türkiye’ye geldim. Sonrasında ceza onandı. Cezaevine girmemek için ülkemden ayrılmak zorunda kaldım” dedi.
Yaklaşık 5-6 yıldır Manisa’da yaşayan Sara, çalışma izni olmadığı için bir restoranda çalıştığını belirtti. Bu süreçte yaşadıklarını “Hayatımın 10 yılını kaybettim diyebilirim” sözleriyle anlattı.
‘Kendimi saklamaya alışmışım’
Türkiye’de kadın olmanın bazı açılardan daha az tehdit içerdiğini söyleyen Sara, İran’daki deneyimlerinin etkisinin sürdüğünü ifade etti. “Kendimi o kadar korumaya alışmışım ki rahat olmak nedir bilmiyorum. En çok Müslüman olmadığım için kendimi ifade etmekten çekiniyorum” dedi.
‘Korkuyoruz ama umutluyuz’
İran’daki mevcut duruma da değinen Sara, halkın hem büyük bir baskı hem de umutsuzluk içinde olduğunu söyledi. “İran rejimi altında yaşamak ciğerinin yüzde 5’iyle nefes almak gibi. Yorucu… Ama yine de umutluyuz” ifadelerini kullandı.
Ailesiyle iletişim kurmakta zorlandığını belirten Sara, internet kesintileri nedeniyle haber alamadıklarını söyledi. Cezaevlerindeki tutukluların durumuna dikkat çeken Sara, “En savunmasız insanlar onlar” dedi.
‘Kadınlar bu rejimin korkusu’
İran’daki kadın direnişine dikkat çeken Sara, “Bu rejimin korktuğu kadınların kendisi değil, kadınca düşünmektir. Güzellik, şefkat ve zeka… Kadınların görünür olması istenmiyor” diye konuştu.
Sara, siyah ve görünmez olmanın dayatıldığını belirterek, “Kendi renklerinle var olmaya çalışırsan seni silmeye çalışırlar” dedi.
‘Özgür bir İran hayali’
Sara, son olarak “özgür, eşit ve barışık bir İran” hayalini dile getirdi. “Kimseye zarar vermeden yaşamak istiyoruz. Güçlenip başkalarına da destek olabilelim. Mücadelemiz devam edecek” dedi.




