ABD ve İsrail’in hafta sonu İran’a yönelik düzenlediği geniş çaplı hava saldırıları, Tahran yönetiminin en üst düzey ismi Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesiyle sonuçlandı. Washington yönetimi operasyonu “tarihi bir an” olarak tanımlarken, İran’da ve bölgede yeni bir dönemin başlayıp başlamayacağı sorusu gündeme geldi.
Foreign Policy yazarı Matthew Kroenig, kaleme aldığı değerlendirmede, bu müdahalenin yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasi sonuçları olacağını savunuyor. Kroenig’e göre yaklaşık 40 yıldır ABD’ye, bölgeye ve kendi halkına karşı baskıcı bir yönetim sürdüren bir liderin ortadan kaldırılması “tarihi bir eşik” anlamına geliyor. Ancak asıl belirleyici olanın bundan sonra yaşanacaklar olduğunu vurguluyor.
Washington’ın İran yaklaşımı
Kroenig, İran’ı uzun süredir “küresel güvenliğe yönelik en büyük tehditlerden biri” olarak tanımlayan ABD dış politika çizgisini hatırlatıyor. İran’ın bölgedeki balistik füze kapasitesi, nükleer programı ve Çin, Rusya, Kuzey Kore ile geliştirdiği askeri iş birlikleri bu çerçevede öne çıkarılıyor. Özellikle Rusya’ya sağlanan insansız hava araçları, Ukrayna savaşındaki rolü nedeniyle Washington’da dikkatle izleniyor.
Trump yönetiminin, geçen yaz düzenlenen ve İran’ın nükleer altyapısını ciddi biçimde zayıflattığı belirtilen “Operation Midnight Hammer- Gece Yarısı Çekici Operasyonu” sonrasında Orta Doğu dosyasını büyük ölçüde kapatmaya hazırlandığı ifade ediliyor. Ancak İran’daki iç protestolar ve rejimin sert müdahalesi, süreci farklı bir noktaya taşıdı.
Kroenig’e göre Aralık ayında İran’daki gösterilere yönelik baskılar sonrasında Trump’ın “kırmızı çizgi” ilan etmesi ve Tahran’a açık uyarıda bulunması, askeri müdahalenin zeminini oluşturdu. Ona göre bu açıklamalar fiilen savaş gerekçesi olarak görülebilir.
‘Sınırlı saldırı’ yerine kapsamlı operasyon
Kroenig, başlangıçta İran’ın askeri tesislerine yönelik sınırlı bir operasyon beklediğini, ancak Trump’ın daha geniş kapsamlı bir saldırı tercih ettiğini aktarıyor. Bu tercihin, İran rejiminin kırılganlığına dair değerlendirmelerle bağlantılı olduğunu savunuyor.
Operasyonun risklerine de dikkat çeken Kroenig, İran’ın geçmişte ABD ile doğrudan çatışmadan kaçınmak için sınırlı misillemelerle yetindiğini, ancak bu kez “köşeye sıkışmış” bir Tahran yönetiminin daha sert adımlar atabileceği endişesinin bulunduğunu belirtiyor. Olası senaryolar arasında balistik füze saldırıları, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ya da küresel çapta misilleme eylemleri yer alıyor.
Buna karşın ilk aşamadaki İran karşılığının beklenenden daha sınırlı kaldığını, ABD ve bölgedeki müttefiklerinin çok sayıda füze ve insansız hava aracını etkisiz hale getirdiğini kaydediyor.
Rejim değişikliği tartışması
Trump’ın konuşmasında hem İran’ın nükleer ve füze kapasitesinin ortadan kaldırılmasına hem de “rejim değişikliğine” atıf yapması, operasyonun nihai hedefi konusunda tartışmaları beraberinde getirdi.
Kroenig’e göre İran askeri kapasitesi ciddi biçimde zayıflamış durumda ve rejim “yoğun bakımda”. Ancak askeri saldırılar ile yeni bir siyasi düzen arasında ciddi bir boşluk bulunuyor. İran güvenlik aygıtının iktidarı korumak için şiddete başvurabileceği uyarısında bulunuluyor.
Öte yandan, güvenlik güçlerinin taraf değiştirmesi ya da pasif kalması halinde, tıpkı 2000’deki Sırbistan örneğinde olduğu gibi, halk hareketlerinin iktidarı devralabileceği ihtimali de dile getiriliyor. Trump’ın konuşmasında güvenlik güçlerine “silah bırakmaları halinde dokunulmazlık” vaadi sunması da bu bağlamda değerlendiriliyor.
Irak ya da Afganistan senaryosu mümkün mü?
ABD kamuoyunda operasyonun yeni bir “bataklık savaşa” dönüşebileceği yönündeki kaygılara da değinen Kroenig, Trump’ın uzun süreli askeri angajmanlara mesafeli olduğunu hatırlatıyor. Ona göre Trump’ın “güç yoluyla barış” yaklaşımı kısa, sert ve belirleyici operasyonlara dayanıyor.
Yazıda, eğer süreç uzarsa, Washington’ın “zafer ilan edip çekilme” ya da yeni yönetimle müzakere yoluna gitme seçeneklerini değerlendirebileceği ifade ediliyor.
‘Şimdi sıra İran halkında’
Kroenig yazısını, İran’daki değişimin nihai olarak İran halkının iradesine bağlı olduğu vurgusuyla tamamlıyor. Trump’ın “Kaderinizi ele alma zamanı” sözlerine atıf yapan Kroenig, mevcut koşulların rejim karşıtı hareketler için “tarihi bir fırsat” sunduğunu savunuyor.
Ancak askeri müdahalenin tek başına siyasi dönüşümü garanti etmediği, İran’daki güç dengelerinin ve toplumsal dinamiklerin belirleyici olacağı da yazının alt metninde yer alıyor.
Kroenig’e göre Ortadoğu’da yeni bir dönemin başlayıp başlamayacağı sorusu ise yanıtını sahadaki gelişmelerle bulacak.




