Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, güncel gelişmelere ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi.
Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yıl dönümünde gönderdiği mesaja ve ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırıları değerlendirerek, Abdullah Öcalan’ın çağrısının tüm Ortadoğu’yu kapsadığını ifade etti.
Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yıldönümünde Sayın Öcalan tarafından paylaşılan mesaj, Türkiye’nin demokratik geleceği açısından aslında son derce önemliydi. En önemlisi de demokratik bir çerçeve sunmasıydı. Bu mesaj; silahın değil; siyasetin, inkarın değil; demokratik uzlaşı ve müzakerenin, çatışmanın değil; birlikte yaşamanın esas alınması gerektiğini bir kez daha açık ve net bir şekilde ortaya koymuş oldu” dedi.
Dünya ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin bu çağrının önemini ortaya çıkardığını ifade eden Gülistan Kılıç Koçyiğit şunları söyledi:
“Özellikle bölgesel krizler, bu çağrının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Sayın Öcalan mesajında, çağrısını sadece Türkiye’ye değil, aslında bütün bir Ortadoğu’da yaşanan sorunlara çözüm perspektifi içerdiğini ve bütün bölgenin barışını ve demokrasisini hedeflediğini de açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor. Yanı başımızda kendisini demokrasiye kapatmış İran’da neler olduğunu açık ve net görüyoruz. İran’a yönelik müdahalenin daha da büyümesi ve bölgesel çatışmanın daha da derinleşmesi ve yayılması riski ortadayken bir kez daha dönüp Sayın Öcalan’ın çağrısına kulak kabarması gerektiğinin de altını çiziyoruz.
‘Ortadoğu’ya demokratik bir model önerdi’
Sorunların savaş ve çatışma yerine diyalogla, demokratik müzakere ile çözülmesi konusunda Sayın Öcalan’ın yaptığı çağrı aslında bütün Ortadoğu’ya demokratik bir model önermesidir. Sadece bu modeli ortaya koymamış, bu modelin yaşam bulması için de gerekenleri, devlete, siyasete, Meclise, topluma düşen sorumluluğunda altını çizmiştir. O anlamıyla bu çağrının siyasal, hukuksal ve toplumsal bir sorumlulukla ele alınması gerektiğinin altını çizmek gerekiyor.
Bu sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için sözü eyleme geçirme vakti gelmiştir. Somut ve bağlayıcı yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi için bir dakika bile kaybedilmemesi gerekmektedir. Meseleyi güvenlikçi bir dil ve anlayış yerine siyasetin ve hukukun çözüm dili ile sürece hukuksal açıdan yaklaşmak gerekmektedir.
‘Siyasi partiler daha fazla sorumluluk almalı’
Demokratik entegrasyon; Meclis’in devreye girmesini, siyasi partilerin daha fazla sorumluluk almasını ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir hukuk mimarisinin kurulmasını zorunlu kılmaktadır. Barış yasaları, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması ve güvence altına alınması bu sürecin temel ayaklarını oluşturmaktadır. Bugün yaşadığımız pek çok sorunun kaynağında demokratik hukukun yokluğu yer almaktadır. Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin temel sorunları güvenlikçi politikalar ile değil; demokratik siyaset ve hukuk temelinde çözülebilir. 27 Şubat Çağrısı tam da buna işaret etmektedir.
‘Sorumluluk Meclis’e ve siyaset kurumlarına düşüyor’
Kadın özgürlüğünü merkezine almayan, kadının sözünün ve eyleminin içinde yer almadığı bir sürecin başarı şansı da demokratik bir süreci ilerletmesi de mümkün olamaz o nedenle demokratik entegrasyon aynı zamanda özgürlükçü, eşitlikçi ve kadın özgürlüğünü esas alan bir anlayışla yürütülmelidir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ikinci yılında bu tarihi fırsat iyi değerlendirilmeli, doğru ele alınmalıdır. Sorumluluk başta çatısı altında bulunduğumuz Meclis’e ve tüm siyaset kurumlarına düşmektedir.
‘Yasal adımlar atılmalı’
Sayın Öcalan’ın Kürt meselesini çatışma zemininden siyaset zeminine çeken 27 Şubat Çağrısı’nın birinci yıl dönümünden sonra şimdi de ikinci 27 Şubat çağrısı gelmiştir. İkinci 27 Şubat’ı demokratik yasal adımların ve hukukun 27 Şubat’ı yapmak gerekmektedir. Meseleyi demokrasi ve siyaset yolunda tutmanın yolu, çözüm adımlarını hukuksal çerçeveye ve güvenceye oturtmaktan geçiyor. İktidar elini çabuk tutmalıdır. Bölgesel gelişmelerin, savaş riskinin bütün Ortadoğu’yu kasıp kavurma riski karşısında Türkiye’nin gerçek anlamda iç barışını sağlaması için demokratik ve yasal adımları hızla atması gerekiyor.
Meclis Komisyonu raporunda da olduğu gibi süreç yasalarının hızlı bir şekilde Meclis’e getirilmesi ve yasalaşması gerekiyor. Silah bırakanlarının siyasal ve sosyal hayata katılımını sağlayacak yasayı yapmadan bu sürecin ilerlemesinin koşullarını sağlamaları mümkün olmadığını da ifade etmemiz gerekiyor. Bir kez daha çağrıda yer alan ‘Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk olmaz ‘ belirleniminin de gereğini de eşitlik temelinde bir hukukla taçlanması gerektiğini de ifade etmek istiyoruz. Bu çağrı bütün Türkiye halklarınadır.”
‘Bir günde 6 kadın katledilirken siz ne yaptınız?’
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne sayılı günler kala eylem ve etkinlikler ile kadınların bulunduğu her alanda içinde bulunduğu koşulları tartışmaya devam ettiklerini kaydeden Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Aile Bakanlığı’na sormak istiyoruz, bir günde 6 kadın katledilirken siz ne yaptınız? Ne yaptıklarını bilmiyoruz ama ne yapmadıklarını çok iyi biliyoruz: Önlem almıyorlar, kadınları korumuyorlar ve savunmasız bıraktıkları kadınlar erkekler tarafından katlediliyor” dedi.
8 Mart’a giderken DEM Parti’den açıklama:
Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit: “Yaşamın her yerinde var olmak; haklarımızı korumak, savunmak ve geliştirmek için yan yana durmaya, örgütlenmeye çalışıyoruz” pic.twitter.com/8Hv8wpFJlR
— İlke TV (@ilketvcomtr) March 2, 2026
Gülistan Kılıç Koçyiğit, cezaevlerinde bulunan kadınların yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, “Bu meselelerin siyasi tutsaklar açısından daha da katmerli yaşandığını söyleyelim. Aslında insanlık suçu işleniyor ama buna herkes gözünü kulağını kapatmış durumda” ifadelerini kullandı.
‘Jîna Emînî’ye yapılanlar hala hafızalarımızda’
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında 150’den fazla çocuğun katledildiğini ifade eden Gülistan Kılıç Koçyiğit, “ABD ve İsrail’in amacı İran’ı özgürleştirmek değil bölgeyi kendileri için dikensiz gül bahçesi haline getirmektir. İran Molla rejiminin; İran idam rejimi olduğunu, muhaliflere, Kürtlere, Belluclara, özgürlük için sokağa çıkan birçok kesimi idam sehpalarında sallandırdıklarını çok iyi biliyoruz. Jîna Emînî’ye yapılanlar halâ hafızalarımızda. Sokağa çıkan binlerce insanın nasıl katledildiğini de biliyoruz. Temel ilkemiz dünya üzerinde hiçbir devleti özgürleştiren dışsal müdahaleler değildir. Bir devleti özgürleştiren kendi halklarının yürüttüğü eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesidir” diye konuştu.




