• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Halep’e yönelik saldırılar | Gelecek Partili Torun: Savunma Bakanlığı’nın açıklaması ateşe benzin dökmektir

Halep’e yönelik saldırılar | Gelecek Partili Torun: Savunma Bakanlığı’nın açıklaması ateşe benzin dökmektir

Gelecek Partisi Milletvekilli Kani Torun, “Millî Savunma Bakanlığımızın bugün ve öncesinde yaptığı açıklamalar açıkçası ateşe benzin dökmektir” dedi.

Halep’e yönelik saldırılar | Gelecek Partili Torun: Savunma Bakanlığı’nın açıklaması ateşe benzin dökmektir
Halep’e yönelik saldırılar | Gelecek Partili Torun: Savunma Bakanlığı’nın açıklaması ateşe benzin dökmektir
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 8 Ocak 2026 22:02

DEM Parti, CHP ve Gelecek Partisi milletvekilleri, Şam geçici yönetimi bünyesinde yer alan silahlı grupların Halep’te bulunan ve Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı mahallelere yönelik başlatılan saldırılara Meclis Genel Kurulu’nda tepki gösterdi.

Oturumda söz alan Gelecek Partisi Bursa Milletvekili Kani Torun, saldırıları endişe ile takip ettiğini söyledi.

Ankara’nın SDG’yi İsrail ile ilişki içinde göstermeye çalışmasına dikkat çeken Torun, bunun en kolay yol olduğunu söyledi.

Torun, “SDG’yi İsrail’in maşası ilan edip sonrasında yapılan tüm saldırılara bir meşruiyet kazandırmaktır. Ancak daha dün Şam yönetimi ile İsrail arasında yapılan anlaşmayı görmezden gelip sadece SDG’yi suçlamak yanlıştır. İsrail katil bir devlettir. İsrail bu bölgede Türklerin de Kürtlerin de Arapların da dostu değildir. İsrail’in yaptığı her açıklama tansiyonu yükseltmek ve toplumları provoke etmek içindir. İsrail ‘Tavşan kaç, tazı tut’ politikası uyguluyor, provokasyona gelmemeliyiz” dedi.

10 Mart Mutabakatına da dikkat çeken Torun, “İki tarafın imza altına aldığı bir anlaşmayı tek tarafın yükümlülüğü gibi göstermek yanlışına düşmemeliyiz. Şam hükûmetinin yükümlülüklerini yerine getirdiğini, bir seçim takvimi, bir anayasa taslağı veya bir yönetim modeli sunduğunu göreniniz, duyanınız var mı? Daha önce de söyledim ve söylemeye devam edeceğim; on üç yıllık iç savaştan çıkan bir toplumun kesimlerine tekçi bir yapı önermek, koşulsuz silah bırakmayı teklif etmek ve baskıyla, silahla netice almayı beklemek yanlıştır” diye konuştu.

Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini ancak adem-i merkeziyetçi bir yapının da korunması gerektiğini belirten Torun, “Son olarak Türkiye’nin konumuna ve meseleye yaklaşımına değineceğim: Millî Savunma Bakanlığımızın bugün ve öncesinde yaptığı açıklamalar açıkçası ateşe benzin dökmektir. Arkadaşlar, bizler bu savaşın tarafı değiliz ve sınır komşularımızın, vatandaşlarımızın akrabalarının yaşadığı çatışmaya taraf olarak dâhil olamayız. Türkiye’nin yapması gereken, tehdit dilinden vazgeçip tarafları müzakereye davet etmektir. Orta Doğu’da sorunların parmak sallayarak çözülemeyeceği gerçeğiyle artık yüzleşmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Torun, “Suriye’de yaşanan krizi başladığı yerde, yine bu topraklarda çözmek zorundayız; on binlerce kilometre ötede, bu topraklara yabancı başkentlerde değil, barış masasını Ankara’da kurmalıyız. Tüm tarafları burada buluşturarak tüm kimliklerin, inançların tanındığı, korunduğu ve özgür olduğu bir Suriye yönetiminde uzlaştırmalıyız. On üç yıl savaşmış bir topluma savaştan başka bir şeyler söylemeliyiz, aynı yöntemlerle farklı sonuçlara varamayız. Eğer Suriye’ye bir destek vermek istiyorsak bu, tüm tarafların üzerinde mutabık kalacağı barışçı bir Suriye kurmaktır. Suriye’deki barış bizim içeride yürüttüğümüz süreci de olumlu etkileyecektir. Bu topraklar yeterince kana doydu, kategorik düşmanlıkların ne dün faydası oldu ne de bugün olur; zaman barışı ve umudu yeşertme zamanıdır.” diye konuştu.

Söz alan CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise şöyle konuştu: “Adalet ve Kalkınma Partisinin müdahil olduğu bir savaştan bahsediyoruz. Yüz binlerce insan yaşamını yitirdi, milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldı ve sonuçta şimdi yeni bir yapı var Suriye’de ve bu yapının ortaya çıkardığı sorunlar var. Türkiye’ye düşen görev, esas itibarıyla, Suriye’de bütün kimliklerin, bütün halkların ve bütün inançların yani Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin, bütün inançların, Hristiyanların, Alevilerin iradesine uygun demokratik bir Suriye’nin inşasıdır, bunun için tutum almasıdır, gerçekten demokratik bir anayasanın yapılması konusunda zorlayıcı olmasıdır. Diplomasiyi zorlamasıdır, müzakereyi zorlamasıdır, diyaloğu zorlamasıdır ama bugün Adalet ve Kalkınma Partisinin geldiği çizgi, sonuçta, Suriye’de Fırat’ın batısındaki Kürtlere etnik temizliğe yol açabilecek bir siyasete izin vermek ve göz kırpmak olmuştur. Bakın, bu kabul edilemez.

Halep bütün kimliklerin ve inançların yüzyıllardır birlikte yaşadığı önemli bir kenttir aynı zamanda. Kürtler, Türkmenler, Araplar, Hristiyanlar, Dürziler, Süryaniler, Yezidiler, birçok halk orada barış içinde yaşamışlardır. Bu imkânı orada zorlamak varken 200 binden fazla Kürt’ü, Süryani’yi, Dürzi’yi ve Yezidi’yi oradan sürecek, başka yerlere taşıyacak bir politikanın aracı Türkiye olmamalıdır, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı olmamalıdır. Etnik temizliğe yol açabilecek herhangi bir politikaya izin vermemelisiniz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak uyarıyoruz: Hükûmetin yapması gereken diyalogdur, diplomasidir ve tarafları bir masa etrafında buluşturmaktır. Bunu zorlarsak ancak Suriye’de kalıcı bir barışı ve Suriye’deki halkların iradesine uygun bir anayasal düzeni inşa edebiliriz.”

DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki ise şunları belirtti: “2014’te ‘Rojava düştü, düşecek.’ dediniz, düşmedi, aradan kaç yıl geçti, siz Kürt halkının özgürlük mücadelesinin liderinin kapısına gittiniz, zorunlu kaldınız buna. Aynı şey şimdi cereyan edecek çünkü ezilen halklar birbirine bakıyor. Zannetmeyin ki Latin Amerika’daki ezilen halklar Rojava’yı takip etmiyor, zannetmeyin ki bu topraklarda… Şimdi Halep’te tanklarla kuşatma altına alınmış mahalle için, mahalledeki halklar için, Kürtler için her bir eşitlik, özgürlük isteyenler için bu topraklarda aynen o ‘Kobani düştü, düşecek.’ dediğiniz süreçte nasıl bir isyan dalgası ortaya çıktıysa yine çıkacak.

Sakın ola ki bunu unutmayın. Ayrıca şu çok açık: Emperyalist kapitalist sistemin geldiği bu noktada artık gerçekten Rosa Luxemburg’un ‘Ya sosyalizm ya barbarlık.’ dediği bir dönem var. Bu barbarlık dönemi onun döneminden çok daha vahşi biçimde şimdi karşımızda duruyor. Siz IŞİD amblemleriyle Halep’te soykırım yapılırken o tecavüzcülere tekrar destek çıkıyorsunuz, aynen 2014’te olduğu gibi ama hiç unutmayın, bunu herkes görüyor. Sakın ola ki ‘Orada biz HTŞ’ye destek çıkmıyoruz.’ demeyin. Orada tankların üzerinde kimlerin amblemleri olduğu bugün basına yansıdı. Dolayısıyla dürüst olun, deyin ki: ‘Biz bu büyük kapışma içinde kendimize kırıntı istiyoruz. O yüzden bizim için hiçbir değerin önemi yok. Biz IŞİD’le birlikte aynı politikayı hayata geçireceğiz.’ Bunu zaten grup toplantılarınızda itiraf ettiniz. Grup toplantılarınızda sürekli HTŞ’nin yanında olduğunuzu söyleyerek bunu ifade ettiniz. Gözlerinizi kapatıyorsunuz ama göreceksiniz ki nasıl Kobani düşmediyse Halep’te o mahalleler düşmeyecek ve eşitlik, özgürlük isteyen Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya tüm halklar özgürleşecek.”