• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Halkların özgürlük mücadelesinde kadın diplomatlar: Leylalar, İlhamlar…
Halkların özgürlük mücadelesinde kadın diplomatlar: Leylalar, İlhamlar…
Sevda Çetinkaya 23 Şubat 2026

Halkların özgürlük mücadelesinde kadın diplomatlar: Leylalar, İlhamlar…

Filistin Kurtuluş Örgütü’nün ilk kadın diplomatı Leyla Şahid hayatını kaybetti bir kaç gün önce.

Bazen tarih, büyük savaşların ya da imzalanan anlaşmaların değil, o savaşların ve anlaşmaların hem ruhunu hem kelamını değiştirenlerin izinden okunur.

Filistin davasını dünya sahnesinde anlatan Leyla Şahid ile Suriye Kürtlerinin uluslararası alandaki en önemli temsilcilerinden İlham Ahmed’i anlatacağım size biraz.

Devletsiz bırakılmış, inkar edilmiş ya da siyasal varlığı tartışmalı hale getirilmiş halkların sesini uluslararası siyasetin kapalı salonlarına, koridorlarına taşıyan iki kadın.

Onların hikayesi tanınmamış olanın temsil mücadelesidir.

Sürgünün hafızasından doğan bir diplomat: Leyla Şahid

Leyla Şahid’in hayatı, daha doğduğu anda sürgünle mühürlendi. Filistinli bir ailenin çocuğu olarak 1949’da Beyrut’ta dünyaya geldi. Çocukluğu ve gençliği, kaybedilmiş bir ülkenin hafızasıyla geçti.

Sosyal bilimler eğitimi aldı, akademik çalışmalar yaptı, ancak yaşadığı çağ onu akademide kalmaya değil, Filistin halkının uluslararası alandaki anlatıcısı olmaya çağırdı.

1980’lerden itibaren Filistin’i temsil etmeye başladı ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün yurtdışına atadığı ilk kadın diplomat olarak tarihe geçti.

Avrupa’da yıllar boyunca yürüttüğü temaslar sayesinde Filistin meselesinin yalnızca Ortadoğu’ya ait bir kriz değil, evrensel bir adalet ve tanınma sorunu olarak görülmesinde etkili oldu.

Onun yaptığı diplomasi, devletler arası ilişkiler değil bir halkın varlığını kabul ettirme çabasıydı.

18 Şubat 2026’da yaşamını yitirdiğinde ardında yarım yüzyılı aşan bir tanıklık bıraktı. Ölümü, yalnızca bir diplomatın değil, sürgün kuşağının dünyaya seslenen en güçlü anlatıcılarından birinin kaybıydı.

Savaşın içinden çıkan bir temsil biçimi: İlham Ahmed

İlham Ahmed’in hikayesi ise başka bir tarihsel kırılma dönemine denk geldi.

1960’lı yıllarda Suriye’nin kuzeyindeki Kürt topraklarında doğdu. Kimliği resmi olarak tanınmayan, dili ve kültürü kamusal alanda yasaklanan bir coğrafyada büyüdü.

Bu kuşağın birçok üyesi gibi o da siyasal bilincini akademik kurumlarda değil, toplumsal örgütlenmeler içinde geliştirdi.

Gençlik yıllarından itibaren özellikle kadınların siyasal hayata katılımı, yerel toplumsal örgütlenme çalışmaları içinde yer aldı.

Onun siyaset anlayışı yukarıdan kurulan yapılardan değil, aşağıdan örgütlenen toplum fikrinden beslendi.

2011’de başlayan Suriye iç savaşı, Ahmed’in rolünü belirginleştiren tarihsel eşik oldu.

Devlet otoritesinin yıkıldığı kuzeydeki Kürt bölgelerinde ortaya çıkan yeni yönetim arayışlarının kuruluş süreçlerinde aktif yer aldı.

Yerel meclisler, eş başkanlık sistemi, kadınların yönetime doğrudan katılımı ve farklı halkların birlikte temsil edildiği idari modelin şekillenmesinde öncü isimlerden biri oldu.

Daha sonra eş başkanlığını yürüttüğü Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi adına uluslararası temaslarda bulunmaya başladı.

Ancak onun yaptığı diplomasi, klasik anlamda bir devletin dış temsilciliği değildi.

Tanınmış bir egemenlik adına konuşmuyordu. Henüz adı konmamış bir siyasal deneyimi anlatıyordu.

Görüştüğü muhataplarına bir devletin sınırlarını değil, bir toplumsal modeli savunuyordu.

Erkeklerin kurduğu masaya kadınların kurucu müdahalesi

Leyla Şahid de İlham Ahmed de diplomasiyi toplum deneyimi üzerinden kurdu.

Şahid, Filistin’i anlatırken askeri terminolojiyi geri çekip insan hikayelerini öne çıkardı.

Ahmed ise çatışma merkezli söylemin yerine yerel demokrasi, kadın özgürlüğü ve birlikte yaşam fikrini yerleştirdi.

İkisi de diplomasiyi bir pazarlık alanı olmaktan çıkarıp bir anlatı mücadelesine dönüştürdü.

Kadın olmanın sembolik değil kurucu rolü

Bu iki isim, yalnızca erkeklerin yürüttüğü bir alana katılmış kadınlar değildi.
Onlar, o alanın doğasını değiştirdi.
Diplomasiyi erkek ve hiyerarşik dilden kurtarma mücadelesi verdiler.

Toplumsal deneyimi siyasal temsilin merkezine koydular.

Kadınların yalnızca mücadeleye katılan değil, mücadeleyi kuran özne olabileceğini gösterdiler.

Bu nedenle onların varlığı sembolik değil, tarihsel olarak kurucudur.

Tanınmamış olanın diplomasisi

Klasik diplomasi tanınmış devletler arasında yürür.

Şahid ve Ahmed ise tanınma mücadelesi veren halkların diplomatlarıydı.

Önce konuşmaya hak kazanmak,
sonra anlattıkları halkın varlığını kabul ettirmek zorundaydılar.

Bu, resmi bir büyükelçilik görevinden çok başkadır.

Aynı yürüyüşün farklı durakları

Leyla Şahid 20. yüzyılın sürgün kuşağının sesiydi.

İlham Ahmed 21. yüzyılın ulus devletlerinin çözülme çağında ortaya çıkan yeni siyasal arayışların sesidir.

Biri kaybedilmiş bir ülkenin hafızasını taşıdı.

Diğeri henüz tamamlanmamış bir siyasal ve toplumsal geleceği anlatıyor.

Ama ikisi de aynı soruya cevap aradı, arıyor:

Bir halkın adı haritalarda yoksa, kendini dünyaya nasıl anlatır?

Bugün Filistin’den Kuzey Suriye’ye baktığımızda, birbirinden kopuk hikayeler değil, kadınların ortak tarihsel mücadelesinin devamını görüyoruz.

Leylalar vardı.
Şimdi İlhamlar var.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.