MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun 2011’de tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybetmesine yönelik yeniden açılan soruşturma kapsamında eski Albay Hasan Atilla Uğur hakkında gözaltı kararı verildi.
Kıbrıs’tan dönen Uğur, uçağının havalimanına inmesinin ardından pasaport kontrolünde gözaltına alındı. Uğur, Maslak Jandarma Komutanlığı’na götürüldü. Soruşturmayla ilgili işlemlerin devam ettiği belirtildi.
Kızıltepe JİTEM Davası
Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümüyle adı gündeme gelen Hasan Atilla Uğur, esas olarak JİTEM bağlantıları ve Ergenekon davalarıyla uzun süre gündemde kalmıştı. Attila Uğur 1981 yılından itibaren birçok bölgede Jandarma Birlik Komutanlığı görevinde bulundu. Atilla Uğur görev yaptığı yıllarda birçok olayda ismi geçmesine rağmen yargılanmadığı gibi yargılandığı dosyalarda ise zaman aşımı denilerek aklandı. Bu olaylardan en bilinen Atila Uğur’unda aralarında bulunduğu 4’ü asker, 5’i köy korucusu 9 sanığın yargılandığı “Kızıltepe JİTEM Davası”ydı.
Mardin’in Kızıltepe ilçesinde 1992-1996 yılları arasında 22 kişinin hukuk dışı infaz edilmesi ve zorla kaybedilmesi ile ilgili davada iddianamedeki 9 şüphelinin başında yer alan kişi ise Hasan Atilla Uğur idi. Uğur hakkında “silahlı örgüt kurma ve yönetme, kasten öldürme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, işkence” suçlaması yapıldı. Dava süresince toplam 18 duruşma görüldü. Dava zaman aşımına uğrayarak kapatıldı.
Yeni Yaşam’da yer alan habere göre; Atilla Uğur’un görev yaptığı bölgede birkaç yaşanan olayı Hafıza Merkezi tarafından şöyle aktarıldı:
Yıl 1993 Bitlis Mutki’de, Kemal Birlik ile kuzeni Zeki Alabalık gözaltına alınıyorlar. 17 gün işkence görüyorlar, ardından tutuklanıyorlar. Birlik ve Alabalık, mahkûmiyetlerini Kızıltepe Kapalı Cezaevinde geçirdiler ve 1995’te şartlı tahliye olmalarına karar verildi. Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı Atillla Uğur, Birlik hakkında, “Çıkışını bayram günü gibi bekliyorum”, “Seni buradan sağ göndermem” gibi ifadeler kullanıyor. İnfaz kâtibi olarak görev yapan Behçet Kurt’un ifadelerine göre de, Birlik ve Zeki Alabalık, tahliye olmadan iki gün önce de, Jandarma Komutanı Uğur, cezaevini arayarak tahliye tarihleri konusunda bilgi almak istedi. Behçet Kurt da, bilgi verme yetkisi bulunmadığı cevabını verince Uğur, “Gelirsem oraya kulağını çekerim” diye onu azarlar. Tahliye günü, Kemal Birlik’in babası Abdulbaki Birlik ile kardeşi Zübeyir Birlik, Kızıltepe’deki yakınları İsmet İpek ve abisi İbrahim İpek, beraberce cezaevine gittiler. Kızılıtepe Kapalı Cezaevi’nin önünde iki sıra askerler dizili idi. Tahliyeden bir süre sonra Kemal Birlik, Zeki Alabalık, Zübeyir Birlik ve Abdulbaki Birlik, Kızıltepe’de birlikte çarşıda yürürlerken, önleri askerî bir araç tarafından kesildi ve zorla araca bindirilerek götürüldüler. Bir daha da kendilerinden haber alınamadı. Yakınları, başlarına ne geldiği, nerede olabilecekleri ile ilgili hiçbir bilgi edinemedi. Yaklaşık sekiz yıl sonra, 11 Haziran 2013’ye kadar, bu dört kişiye ilişkin resmî hiçbir bilgi kayda geçemedi. Bu tarihte, Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na yakınları tarafından sunulan bir dilekçe ile, Kemal Birlik, Zeki Alabalık, Zübeyir Birlik ve Abdulbaki Birlik’in “Kızıltepe ilçesi Yurtderi köyünde bulunan kilise içindeki kuyuya atıldıklarına dair harici bilgi elde edildiği” yetkililere bildirildi.
1994’te Yusuf Tunç kayboluyor
Yine Kızıltepe ilçesinin Kengerli köyünde yaşayan, Yusuf Tunç’un evinin önünde 9 Şubat 1994 günü sarı ve beyaz renkli iki araç duruyor. Araçtan yüzleri maskeli, ellerinde uzun namlulu silahlar taşıyan kişiler iniyorlar. Yusuf Tunç bağırmaya ve yardım istemeye çalışıyor ve bir an olsun, maskeli kişilerin ellerinden kurtulmayı da başarıyor. Ancak, eve gelen maskeli grup evin dış cephesini tarayarak, Yusuf Tunç’a, “Ya bizimle gelirsin veya evine bomba atıp çocuklarını öldürürüz” diye tehditte bulunuyorlar. Ve Yusuf Tunç’u derdest ederek, araca bindirip oradan uzaklaşıyorlar. O gün itibariyle, Yusuf Tunç kayboluyor.
Yıl 1994: Abdulvah Ateş’in kaybolması
Mardin’in Derik ilçesine bağlı Bozok/Meşkina köyünde yaşayan Abdulvahap Ateş, “korucu” olması yönündeki baskıdan bunalıyor. 1993’te, Kızıltepe’ye bağlı Kırkkuyu/Çelbira köyüne göç ediyor. Ancak, üzerindeki korucu olma baskısı, burada da devam ediyor. 14 Haziran 1994’te, asker ve korucular, Kırkkuyu köyüne baskın düzenliyorlar. Abdulvahap Ateş’in evine giriyor ve kadınları içeri kapatıyorlar. Abdulvahap ve kardeşi Abdurahim Ateş’i ise bahçede, çapa sopalarıyla dövüyorlar. Aldıkları darbeler sonunda yere düşen iki kardeşten Abdurahim’i, yerde bırakıp Abdulvahap Ateş’i beraberlerinde götürüyorlar. Abdulvahap Ateş’ten bir daha haber alınamıyor.
Ateş ailesinin ifadesine göre, üç gün sonra Kızıltepe’de iki PKK üyesinin öldürüldüğü haberleri yayılıyor. Görgü tanıklarının anlattıklarına göre, bahsi geçen öldürülen kişilerin üzerindeki kıyafetler, Abdulvahap Ateş’in götürüldüğü günkü giysileriyle aynıydı.
Yıl 1994; aylardan Aralık
29 Aralık 1994 tarihinde, Madin’in Kızıltepe ilçesine bağlı Bağış mezrasında, Musa Öztürk’ün evine zorla giren silahlı ve yüzleri maskeli dört kişi, “Arama var, kimlikleri çıkartın ve dışarı çıkın” diyerek evdekileri zorla dışarı çıkarttı. Köy meydanında, duvar kenarında yüzleri duvara dönük bir şekilde beklemeleri söylendi. Maskeli kişiler arasında, kendisine “komutan” olarak hitap edilen bir kişi de bulunuyordu. Musa Öztürk’ün evinde bulunan kişiler arasında olan Celal Öztürk’ü “Siz, Irak’tan silah getirip teröristlere veriyorsunuz” diyerek itham ettikten sonra, onu da Celal Öztürk’ü de yanlarına alarak Bekir Öztürk’ün evine de kapıyı kırarak girdiler. Evde bulunan Hıdır Öztürk ve Bekir Öztürk’ü zorla dışarıya çıkarttılar. Celal Öztürk, Bekir Öztürk ve Hıdır Öztürk’ü de duvar kenarına çömelttiler. Hıdır Öztürk’e hitaben ”Sen de silah getiriyorsun” diyen maskeli kişiler daha sonra, Bekir Öztürk ve Hıdır Öztürk’ü yanlarına alarak köyden ayrıldı.
Katarlı köyü istikametine doğru yürüdükleri sırada, bu maskeli kişiler kendi aralarında ”Biz, komutana ne diyeceğiz; bunu niye götürüyoruz, komutan bizden kamyonun şoförünü istedi” diye konuştular. Ve Bekir Öztürk’ü “15 bin Mark getirirsen abini salacağız” diyerek yolda bıraktılar. Ertesi gün Hıdır Öztürk’ün cenazesi, köylüler F.A. ve C.A. tarafından Derik’e bağlı Alibeyköyü yolunda bulundu.
Bıçak Timi’nin ve ürperten icraatları
Hafıza Merkezi’nin Failli Beli İnsan Hakları Davaları İzleme sitesi ise Atiila Uğur kurduğu Bıçak Timine dair şu bilgileri paylaşıyor: “Kızıltepe ve çevresinde faili meçhul cinayetlerle adını duyuran JİTEM’e bağlı ‘Bıçak Timi’ soruşturması tamamlandı. Ergenekon sanığı emekli Albay Hasan Atilla Uğur tarafından kurulduğu ve yönetildiği iddia Bıçak Timi’yle ilgili soruşturma Ergenekon gizli tanığı Aydos’un iddiaları üzerine başlatılmıştı.
Timin lideri Atilla Uğur
Kızıltepe Savcısı Ahmet Aslan hazırladığı fezlekede 12 faili meçhul cinayetin araştırıldığı soruşturmada Hasan Atilla Uğur’un yanı sıra Ahmet B., Ünal A., Abdurrahman K., Ramazan Ç., M. Salih K., M. Emin K., İsmet K. ve 1995 yılında Diyarbakır İl Jandarma Komutanı olduğu iddia edilen Eşref Hatipoğlu şüpheli olarak yer aldı.
Ergenekon soruşturmasının gizli tanığı Aydos’un ifadelerinin başlayan soruşturmada birçok kişinin ifadesi alındı. Bu sayede 2008 yılında kazılan bir kuyudan çıkan kemiklerin Necat ve Nurettin Yalçınkaya’ya ait olduğu belirlendi. Farklı adreslerde kazılar yapan savcılık, Mahmut Abak ile birlikte gözaltına alınan M. Emin Abak’ın cesedine ulaştı. Eşref Hatipoğlu tarafından helikopterden atılarak öldürüldüğü öne sürülen çoban Memduh Demir ve PKK’li Berdan Kaban’ın cesetleri bir mezarda battaniyeye sarılı bulundu.
Ateşli silahlarla öldürüldüler
Soruşturma kapsamında ifadesi alınan Kızıltepe Belediyesinde mezarlık işleriyle görevli olan Hüsamettin K., 1993 yılında nerede ise her gün kimliksiz ceset geldiğini söyledi. Görgü tanığı K. “1993 yılından itibaren hatırladığım kadarıyla yaklaşık 30 kimliksiz cesedin Akdoğan Köyü yolu üzerindeki belediye mezarlığına defninde görev aldım. Bu cesetler bize hastane morgunda genellikle asker bazen de polis tarafından teslim ediliyordu. Çoğunlukla teslim aşamasında bize bir belge verilmiyordu. Teslim edilen cesetlerin tamamı ateşli silahla vurularak ölmüştü ve elbiseleriyle birlikte teslim ediliyordu” dedi.
Önce dini esaslara göreydi!
1993 yılında günde bir iki kez kimliksiz ceset teslimi yapıldığını anlatan Hüsamettin K., “Zaten insanlar öldürülenin kim olduğunu bilseler de cenazelerini sahiplenemiyorlardı. Ben şu an o cesetleri mezarlık içerisinde nereye gömdüğümü bilmiyorum” dedi. Hüsamettin K, savcının gömdüğü kişiler ile ilgili sorduğu soruya “Aradan yaklaşık 20 yıl geçti. Size net bir bilgi veremem. Sadece söyleyebileceğim kimsesizler o mezarlığa iki bölüm halinde gömüldüler. İlk başlarda cesetler kefenlenip İslami usulle gömülüyordu. Sonraları ceset sayısı çoğaldıkça elbiseleriyle gömmeye başladık” cevabı verdi.
Savcı Ahmet Aslan hazırladığı fezlekede JİTEM’in varlığına ve işlediği suçlara değindi. Savcı Aslan, “Soruşturmaya konu olan cinayet, işkence ve hürriyetten yoksun kılma suçlarının JİTEM adlı silahlı örgüt tarafından gerçekleştirildiğine dair kuvvetli şüphe bulunduğu ve sorumlular hakkında kamu davası açılması gerektiğini” belirtti.
Faili meçhul davalar tek tek düşürüldü
Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi, Mardin’in Dargeçit ilçesinde 1995-1996 yılları arasında gözaltında kaybedilen ve öldürülen 8 kişi ile uzman çavuş Bilal Batırır’a ilişkin açılan “Dargeçit JİTEM Davası”nı zamanaşımı gerekçesiyle düşürdü. Davada, aralarında dönemin Mardin Jandarma Komando Tabur Komutanı Hurşit İmren, Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı Mehmet Tire ve Dargeçit Merkez Karakol Komutanı Mahmut Yılmaz’ın da bulunduğu 18 sanık hakkında Adıyaman 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi 2022’de beraat kararı verdi.
Yine Cizre faili meçhul cinayetler davası ya da Temizöz davası olarak bilinen Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz’ün 1990-1996 yılları arasında Cizre’de kaybedilip infaz edilenlerin ailelerinin müdahil olduğu davada Temizöz “adam öldürmeye azmettirmek ve silahlı örgüt üyesi olmak” suçlamalarıyla 25 Mart 2009 günü tutuklandı. 12 Eylül 2014’te tahliye olan ve tutuksuz yargılanan Temizöz Cizre eski Belediye Başkanı Kamil Atağ’ın da bulunduğu 7 sanıkla birlikte 05.11.2015 tarihinde Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesin kararı ile yapılan tüm suçlamalardan ayrı ayrı beraat etti.
Kaşif Kozinoğlu’nun ölümü
Atilla Uğur, Eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun 2011’de Silivri Cezaevi’nde ölümü sırasında aynı koğuşta kalıyordu. Kozinoğlu’nun diğer koğuş arkadaşı emekli Deniz Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım’dı. 2011 yılında MİT Müsteşarı Hakan Fidan iken, İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın görevdeydi. İçişleri Başkanı görevinde ise İdris Naim Şahin vardı. Atilla Uğur Ergenekon davasında daha sonra beraat etti.
Fail meçhul cinayetlerin sorumlusu
Sosyal medya da Atilla Uğur için Mardin’de JİTEM’i kurucu olduğu, korucu ve itirafçılardan “Bıçak Timi” adı altında infaz timi oluşturduğu, Kızıltepe’de 22 sivilin katledilmesinden ve 2 bin faili meçhul cinayetten sorumlu olduğu, gözaltına alınan sivilleri iz bırakmadan ortadan kaldırdığı, katledilen insanların cesetlerini asit kuyularına atarak gizlediği, nezarethanelerde ağır fiziksel ve psikolojik işkence uyguladığı, koruculuğu reddeden Kürt köylerini boşaltıp yaktığı, sivillerin mal varlıklarına zorla el koyduğu gibi bölgede anılan isimlerin başında olduğu iddia ediliyor.
İnsan hakları savunucusu Eren Keskin, de Uğur’un geçmişte işlediği iddia edilen insanlığa karşı suçlar nedeniyle yargılanmadığını belirterek, gözaltının “derin devlet içindeki bir hesaplaşmayla” bağlantılı olduğunu söyledi.
‘İnsanlığa karşı işlediği suçlar nedeniyle sorgulansın’
PİRHA’ya konuşan Keskin 1990’lı yılların insan hakları savunucuları açısından çok zorlu bir dönem olduğunu belirtti. Eren Keskin, Mardin’in de bu ihlallerin yoğunlaştığı bölgelerden biri olduğunu söyledi.
Hasan Atilla Uğur’un Kızıltepe’de çok bilinen bir komutan olduğunu ifade eden Eren Keskin, şöyle konuştu:
“Küçük yaştaki çocuklardan yetişkinlere kadar Hasan Atilla Uğur’la ilgili anlatılan çok fazla olay var. Hasan Atilla Uğur, bizim bildiğimiz ve tanık olduğumuz biçimde ‘Ben Mardin’in Allah’ıyım’ diyerek birçok insanlık suçuna imza atmış bir insan.”
Uğur’un Kızıltepe davasında yargılandığını, Ergenekon davasında ise bir süre tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldığını ve kendisine tazminat ödendiğini hatırlatan Keskin, “Bize göre Hasan Atilla Uğur, o dönemin en derin unsurlarından biridir. Bir özel harpçidir ve Özel Harp adına kendisine verilen görevleri yerine getiren bir insanlık suçlusudur” ifadelerini kullandı.
Uğur’un birçok gözaltında kayıp ve işkence olayında rolü bulunduğunu, hatta karar verici konumda olduğunu sürekli dile getirdiklerini belirten Eren Keskin, “Ancak bugüne kadar hiçbir zaman gerçek anlamda yargılanmadı” dedi.
Uğur’un gözaltına alındığı sırada Kıbrıs’ta bulunmasına da dikkat çeken Eren Keskin, “Kıbrıs, derin politikaların karar merkezlerinden biridir. Neden Kıbrıs’taydı? Bu da bir soru işareti” diye konuştu.
Gözaltı gerekçesinin Kaşif Kozinoğlu’nun öldürülmesiyle ilgili olduğunu belirten Eren Keskin, “Biz şunu isterdik: İnsanlığa karşı işlediği suçlar nedeniyle gerçekten gözaltına alınsın ve sorgulansın. Ancak gözaltına alınma nedeni, bu derin devlet yapısı içinde birbirlerine karşı işledikleri iddia edilen suçlar oldu” dedi.
On beş yıl önceki dosyaların yeniden gündeme gelmesinin yürüttükleri mücadele açısından da anlamlı olduğunu dile getiren Eren Keskin, şunları söyledi:
“Demek ki bu dosyalarda yanlışlıklar var. Bu, bizim de taleplerimizde son derece haklı olduğumuzu gösteriyor. Bizim dosyalarımızda hiçbir zaman ilerleme kaydedilmedi. İşkence, gözaltında kayıp ve köy yakma dosyalarında failler başından itibaren korundu, zamanaşımı kararları verildi.”
Eren Keskin, son olarak “Böyle bir beklentimiz henüz yok ancak umarız Hasan Atilla Uğur, işlediği suçlar nedeniyle sorgulanır” dedi.
(Yeni Yaşam/Pirha)
Kaşif Kozinoğlu soruşturması: Hasan Atilla Uğur dahil 4 kişi adliyeye sevk edildi




