İlke TV’de Ahmet Ayva’nın sunduğu Öne Çıkanlar programına katılan Ortadoğu Uzmanı Arif Keskin, İran-ABD gerilimine dair dikkat çeken analizlerde bulundu. Keskin, çatışmanın günümüzde Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı eksenine sıkıştığını, İran’ın bu bölgedeki hakimiyetini savaş öncesi dönemden farklı ve kendi lehine olan yeni bir hukuksal çerçeveye oturtmaya çalıştığını belirtti.
Hürmüz Boğazı stratejik bir kart olarak kullanılıyor
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kendi kara suları olarak tanımlayarak geçiş izni ve yetkisini elinde tutmak istediğini ifade eden Keskin, rejimin bu bölgeyi stratejik bir koz olarak kullandığını dile getirdi. ABD’nin enerji fiyatlarını yükseltme baskısı altındaki İran’ın, körfez ülkelerini de dahil ederek savaşı bölgeselleştirdiğini ve geçişleri sınırlayarak dünya piyasalarını etkilemeye çalıştığını aktaran Keskin, Tahran yönetiminin bu “kartı” kullanarak diplomatik kazanımlar elde etmeyi hedeflediğini söyledi.
Ekonomik yıkım ve toplumsal maliyet
ABD’nin rejim değişikliği hedefine ulaşamadığını kabul eden Keskin, buna karşın İran’ın ağır bir ekonomik fatura ile karşı karşıya olduğunu belirtti. Resmi rakamlara göre doğrudan savaş hasarının 270 milyar doları bulduğunu, gayri resmi verilerde ise bu rakamın 1 trilyon dolara kadar çıktığını ifade eden uzman, internet kesintileri ve ambargoların ülkeyi “Venezuelalaştırma” riskine ittiğini vurguladı. Keskin, işsizlik rakamlarının 4 milyonu aştığına dikkat çekerek, bu ekonomik darboğazın yönetim ile toplum arasındaki uçurumu derinleştirdiğini kaydetti.
“Ne savaş ne barış” süreci İran’ı yoruyor
İran’ın içinde bulunduğu durumu “ne savaş ne barış” olarak niteleyen Keskin, bu belirsizliğin ülkenin entelektüel ve ekonomik enerjisini kalkınmadan uzaklaştırıp sadece hayatta kalmaya odakladığını belirtti. Ülkenin yatırım alamadığını, sermayenin kaçtığını ve devlet mekanizmalarının normal işleyişini yitirdiğini ifade eden Keskin, “İran şu an bir savaş psikolojisi içinde rehin alınmış durumda” değerlendirmesinde bulundu.
Döngü kırılmazsa zafer geçici kalır
Tahran yönetiminin “saldırı-ateşkes-saldırı” döngüsünü kırmaya çalıştığını ancak içerideki radikal ve pragmatik gruplar arasındaki ihtilafların bu süreci zorlaştırdığını söyleyen Arif Keskin, sözlerini şöyle tamamladı: “İran rejimi askeri müdahale ile yıkılmayarak direnişini kanıtladı ve bir zafer ruh hali geliştirdi. Ancak bu zaferin kalıcı olabilmesi, Hürmüz kartını diplomasi masasında hukuksal bir zemine oturtmalarına bağlı. Eğer ekonomik yıkım ve kuşatma derinleşmeye devam ederse, kazanılan bu askeri ve stratejik mevzilerin uzun vadede anlamını yitirme riski bulunuyor.”




