2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü kapsamında yazılı bir açıklama yayımlayan İklim Adaleti Koalisyonu, sulak alanların yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda kültürel ve toplumsal bir dolaşım sistemi olduğuna vurgu yaptı. Açıklamada, gezegende yaklaşık 5 milyar yıldır var olan suyun, insanlık tarihi ve kültür dahil tüm yaşamın kaynağı olduğu hatırlatıldı.
Koalisyon, binlerce yıldır uygarlıkların suya dayalı kurulduğunu, Anadolu’nun tüm kültürlerinde suyun kutsal kabul edildiğini ve yaşamın su kenarlarında şekillendiğini belirtti. Sulak alanların yalnızca biyolojik çeşitliliği değil, nesiller boyunca aktarılan bilgi ve toplumsal hayatı da birbirine bağladığı ifade edildi.
Ancak açıklamada, “beraber yaşamaktan çıkıp sahiplik hezeyanıyla” sulak alanlara tahakküm kurulduğu ve bunun sadece su varlıklarını değil, kültürel ve toplumsal bağları da yok olma noktasına getirdiği vurgulandı. Sulak alanların iklim krizi karşısında en kırılgan ekosistemler arasında yer aldığı, buna rağmen karbon yutak alanları olmaları nedeniyle hayati öneme sahip oldukları hatırlatıldı.
Türkiye genelinde sayıları 900’e yaklaşan yerüstü barajları, planlanan 246 yeraltı barajı ve yaklaşık 800 HES’in coğrafyayı “kangren olmaya doğru” sürüklediği belirtilen açıklamada, havza bütünlüğünün yok sayılmasının bölgesel ve sınır aşan susuzluklara da yol açtığı ifade edildi. Barajların ekolojik, toplumsal, kültürel ve ekonomik yıkım yarattığı, ayrıca mikroklima etkileriyle iklim krizini derinleştirdiği kaydedildi.
Yanlış tarım politikalarına da dikkat çekilen açıklamada, endüstriyel, monokültürel ve vahşi sulamaya dayalı tarımın hem ekosistemleri tahrip ettiği hem de ekonomik olarak sürdürülemez hale geldiği belirtildi. Temiz gıdaya erişimin giderek zorlaştığı, çiftçilerin ve toplumun bu politikalar nedeniyle mağdur edildiği ifade edildi.
Koalisyon, su varlıklarının sanayi ve madencilik faaliyetlerine tahsis edilmesinin, havzaların susuzlaşmasına ve ekokırım boyutunda kirliliğe yol açtığını vurguladı. Yeraltı ve yerüstü tatlı su kaynaklarını tüketen politikaların, şimdi de denizlere ve desalinasyon projelerine yöneldiği, gri su kullanımı ve yağmur suyu hasadı gibi yöntemlerin ise yeterince gündeme alınmadığı kaydedildi.
Açıklamada, temiz ve sağlıklı suya erişimin giderek sınıfsal bir mesele haline geldiği ve bunun ciddi bir halk sağlığı sorununa dönüşme riski taşıdığı uyarısı yapıldı. Kaçak su kullanımlarıyla birlikte kuraklık ve su krizinin artık “yakın geleceğin değil, bugünün sorunu” olduğu ifade edildi.
İklim Adaleti Koalisyonu, bugüne gelinmesinde yalnızca belirli siyasi aktörlerin değil, sistemi sürdüren tüm aktörlerin sorumluluğu bulunduğunu vurguladı. Gündemdeki Su Kanunu’na ilişkin kaygıların dile getirildiği açıklamada, suyun ve tüm canlıların hakkını gözeten yeni bir yaklaşımın acil ihtiyaç olduğu belirtildi.
Açıklama, “Su yoksa yaşam da yok” vurgusuyla sona erdi.



