İran-ABD müzakereleri yarın Umman’da

Washington, müzakerelerin İran’ın balistik füze programını ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği de kapsaması gerektiğini vurgularken; Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalması konusunda ısrar ediyor. Taraflar, 2025 yılı boyunca Umman arabuluculuğunda nükleer konuda çok sayıda görüşme yapmıştı.

İran-ABD müzakereleri yarın Umman’da
İran-ABD müzakereleri yarın Umman’da
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 5 Şubat 2026 21:29

İran ile ABD, Tahran’ın nükleer programına ilişkin son tur görüşmeler kapsamında 6 Şubat Cuma günü Umman’da bir araya gelmeye hazırlanıyor. Görüşmeler, haziran ayında İsrail ile yaşanan ve 12 gün süren savaşın ardından, İran’ın ülke genelinde patlak veren protestoları bastırmaya yönelik geniş çaplı güvenlik operasyonlarının gölgesinde gerçekleşecek.

Washington, müzakerelerin İran’ın balistik füze programını ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği de kapsaması gerektiğini vurgularken; Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalması konusunda ısrar ediyor. Taraflar, 2025 yılı boyunca Umman arabuluculuğunda nükleer konuda çok sayıda görüşme yapmıştı.

Görüşmeler 12 Gün Savaşı sonrası tıkanmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, İran üzerindeki baskıyı sürdürerek, barışçıl göstericilerin öldürülmesine ya da protestolarla bağlantılı toplu idamların gerçekleştirilmesine karşılık askeri bir saldırı ihtimaline işaret etti.

Aynı zamanda Trump, haziran savaşının Roma ve Maskat’ta geçen yıl yapılan beş müzakere turunu sekteye uğratmasının ardından İran nükleer dosyasını yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı.

Trump, diplomatik süreci Mart 2025’te İran’ın dini lideri Ali Hamaney’e bir mektup yazarak başlatmıştı. 86 yaşındaki Hamaney ise, İran’a yönelik herhangi bir saldırıya benzer şekilde karşılık verileceği uyarısında bulunmuş, son protesto dalgasının ardından iktidar yapısının sarsıldığı bir dönemde bu mesajı vermişti. Trump ise askeri seçeneği yeniden gündeme getirmesine rağmen, Tahran’ın bir anlaşmaya açık olduğuna inandığını da dile getirdi.

Taraflar arasında yeniden başlaması beklenen müzakere sürecinde masada önemli dosyalar olacak.

Uranyum zenginleştirme

Uranyum zenginleştirme, İran-ABD anlaşmazlığının merkezinde yer alıyor. İran, nükleer programının barışçıl olduğunu savunurken, uranyumu yüzde 60 oranında zenginleştiriyor. Bu seviye, askeri kullanım eşiğine yakın kabul ediliyor ve Batı’da ciddi endişe yaratıyor.

2015 anlaşması uyarınca İran’ın zenginleştirme oranı yüzde 3,67 ile sınırlandırılmış, stok miktarı ise 300 kilogramla kısıtlanmıştı. Ancak Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) son raporuna göre İran’ın uranyum stoku yaklaşık 9 bin 870 kilograma ulaştı ve bunun bir bölümü yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş durumda.

ABD istihbarat kurumları, İran’ın henüz fiili bir nükleer silah programı başlatmadığını, ancak siyasi karar alınması halinde bunu mümkün kılacak faaliyetlerde bulunduğunu değerlendiriyor. Son yıllarda bazı İranlı yetkililer, nükleer silah elde etme ihtimaline açık kapı bırakan açıklamalar yaptı.

Batılı ülkeler ve Ortadoğu’da nükleer silaha sahip tek ülke olarak kabul edilen İsrail, İran’ı nükleer silah peşinde olmakla suçluyor. Tahran ise bu iddiaları reddediyor. Haziran ayındaki İran-İsrail savaşı sırasında ABD, Fordo, Natanz ve İsfahan’daki nükleer tesisleri vurdu. Trump daha sonra saldırıların nükleer programı “ortadan kaldırdığını” savunsa da, hasarın boyutu hâlâ netlik kazanmış değil.

Uzmanlara göre yüzde 20’nin üzerindeki zenginleştirme askeri amaçlı kullanıma açık olsa da, nükleer bomba üretimi için yüzde 90 seviyesine ulaşılması gerekiyor. ABD, 2018’de 2015 anlaşmasından çekilmiş, bunun ardından İran da anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini askıya almıştı. Trump, defalarca zenginleştirmenin tamamen sona erdirilmesini talep etti. Tahran ise bu talebi “kırmızı çizgi” olarak nitelendiriyor ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na aykırı buluyor.

Nükleer stoklar

ABD’nin geçen yıl düzenlediği saldırıların ardından, İran’ın 400 kilogramdan fazla yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbeti belirsizliğini koruyor. UAEA müfettişleri bu materyalleri son olarak 10 Haziran’da görmüştü.

İran dini liderinin danışmanı Ali Şemhani, söz konusu materyallerin bombalanan tesislerde enkaz altında bulunduğunu ve tehlike nedeniyle henüz çıkarılmadığını söyledi. Şemhani, konunun güvenli bir çözüm için UAEA ile görüşüldüğünü belirtti. İran, eylül ayı sonunda, BM yaptırımlarının yeniden devreye sokulmasına tepki olarak UAEA ile tüm iş birliğini askıya aldı.

Rusya’nın da aralarında bulunduğu bazı ülkeler, önlem olarak İran uranyumunun kendi topraklarında muhafaza edilmesini teklif etti, ancak Tahran bu önerileri reddetti. Şemhani, materyallerin yurt dışına taşınmasını gerektiren bir durum olmadığını belirterek, yaptırımların kaldırılması karşılığında zenginleştirme seviyesinin yüzde 60’tan yüzde 20’ye düşürülebileceğini söyledi.

Nükleer pazarlığı

Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı olmasını istiyor ve bu tutumunu müzakereye kapalı bir şart olarak görüyor. Washington ve müttefiki İsrail ise balistik füze programı ve İran’ın bölgedeki silahlı gruplara desteği başta olmak üzere diğer dosyaların da masaya yatırılmasını talep ediyor.

ABD’nin 2015 anlaşmasından çekilmesinin nedenlerinden biri, anlaşmanın füze programına sınırlama getirmemiş olmasıydı. İsrail basınına yansıyan haberlere göre Tel Aviv, bu dosyanın yanı sıra İran’ın Lübnan’da Hizbullah’a, Gazze’de Hamas’a ve Yemen’de Husilere verdiği desteğin de gündeme gelmesini istiyor.

Umman arabuluculuğu

Umman Sultanlığı, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff arasında arabuluculuk yaptı. Görüşmeler, dolaylı temasların ardından nadir de olsa doğrudan buluşmalara sahne oldu. Ancak Washington’un İran’da her türlü zenginleştirmeye karşı çıkan daha sert tutumu nedeniyle süreç tıkandı. Witkoff, bir televizyon röportajında yüzde 3,67 oranında zenginleştirmenin müzakere edilebilir olabileceğini ima etmişti.

12 günlük savaş

İsrail, haziran ayında İran’a karşı 12 gün süren bir savaş başlattı ve İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı. Tahran, saldırıların tüm zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu kabul etti; ancak UAEA müfettişleri vurulan tesisleri ziyaret edemedi.

Savaşın ardından, aralık ayı sonlarında riyalin sert değer kaybı nedeniyle başlayan protestolar ülke geneline yayıldı. Güvenlik güçlerinin sert müdahalesi sonucu binlerce kişi hayatını kaybetti, on binlerce kişi gözaltına alındı.

Görüşmeler neden Türkiye’den Umman’a kaydı?

Görüşmelerin Türkiye yerine Umman’da gerçekleşmesi beklenirken, görüşme yerinin İstanbul’dan Maskat’a kaymasında müzakerelerin formatından Türkiye-İran ilişkilerine kadar pek çok neden etkili oldu.

İran’da geçen yılın son ayında çıkan protestoların şiddetlenmesi ve çok sayıda İranlı’nın hayatını kaybetmesinin ardından ABD ve İsrail’den İran’a yönelik askeri bir müdahaleye ilişkin açıklamalar gelmişti. Türkiye dahil olmak üzere pek çok bölge ülkesi askeri bir müdahaleye karşı olduğunu açıklayarak diplomasiye şans verilmesini telkin etmişti.

Son günlerde uluslararası basında İran-ABD müzakerelerinin İstanbul’da yapılacağı yönünde yabancı diplomatlara dayandırılan haberler dikkat çekerken, Ankara’da resmi kaynaklar böyle bir görüşmeye ev sahipliği yapmaktan memnun olunacağı işaretleri göndermiş ancak İstanbul seçeneğini resmen ne doğrulamış ne de yalanlamıştı.

İstanbul neden olmadı?

Peki görüşmelerin ev sahibi neden Türkiye değil de Umman oldu?

Uluslararası basının ABD’li ve İranlı yetkililerden edindiği bilgiye göre İstanbul’u istemeyen İran tarafı oldu.

Ortadoğu ve İran uzmanı Arif Keskin’e göre bunun müzakerelerin formatından, Umman’ın konumuna ve Türkiye ile İran arasındaki tarihi rekabete kadar pek çok nedeni bulunuyor.

DW Türkçeye konuşan Keskin, öncelikle müzakerenin kapsamına dikkat çekiyor ve İstanbul’da planlanan görüşmelerin yalnızca nükleer dosyayla sınırlı kalmayacağını, İran’ın ise bu çerçeveyi baştan kabul etmediğini söylüyor. Keskin’e göre Tahran, “müzakerelerin sadece nükleerle sınırlı kalmasını istiyor, İstanbul’da sunulan çerçeve ise buna uymuyor.”

İran’daki Tasnim Haber Ajansı “İran ve ABD arasındaki dolaylı müzakereler Cuma günü Umman’ın başkenti Muskat’ta yapılacak” derken “görüşmelerin nükleer sorun ve İran’a yönelik ambargoların kaldırılmasıyla kısıtlı olacağına” dikkat çekmişti.

İran’ın yarı resmi ISNA haber ajansı da görüşmenin formatının öncekilerle aynı olacağını yazmıştı.

Bir diğer kritik unsur ise müzakerelerin doğrudan mı yoksa dolaylı mı yürütüleceği. Keskin, İran’ın ABD ile yüz yüze müzakereye halen mesafeli olduğunu söyleyerek, Maskat modelinde tarafların aynı otelde ancak farklı odalarda bulunduğunu, Umman’ın iki heyet arasında mesaj taşıdığını hatırlatıyor. Buna karşılık İstanbul’da ise doğrudan temas ihtimalinin çok daha güçlü olacağına işaret ediliyor.

Türkiye’de iktidara yakın bazı gazetelerde müzakerelerin başında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “bir konuşma yapacağı, toplantıya başkanlık edeceği” gibi haberler yayımlanmıştı.

Maskat tercihi, Umman’ın uzun süredir üstlendiği arabuluculuk rolüyle de bağlantılı. Keskin, Umman’ın İran ile Batı arasında daha önce de birçok krizde devreye girdiğini hatırlatarak, “Orada yıllardır işleyen, denenmiş bir mekanizma var” değerlendirmesi yapıyor. Umman’ın mezhepsel kamplaşmaların dışında kalması ve İran’a karşı geçmişte düşmanca bir pozisyon almamış olması da Tahran açısından güven artırıcı unsurlar olarak görülüyor.

Türkiye-İran rekabeti de rol oynadı mı?

Öte yandan görüşmelerin İstanbul’dan alınmasında en büyük etkenlerden biri de İran ile Türkiye arasında tarihten gelen ve günümüzde de farklı bölgelerde hissedilen rekabet.

Keskin, İstanbul’da yapılacak ve olumlu sonuçlanabilecek bir görüşmenin Türkiye’ye ciddi bir diplomatik prestij kazandırabileceğini vurgulayarak, İran’ın bunu istemeyeceğini söylüyor ve “İran kendini ölüm döşeğinde hissederken bile Türkiye’ye yarar sağlayacak bir tabloya izin vermek istemiyor” yorumu yapıyor.

Kafkasya’dan Suriye’ye kadar uzanan bölgesel rekabete işaret eden Keskin’e göre İran, Türkiye’nin arabulucu ve sorun çözücü bir merkez olarak öne çıkmasının, uzun vadede kendi aleyhine işleyeceğini düşünüyor. Öte yandan Umman’ın böyle bir rolle öne çıkması İran’ı rahatsız edici boyutta değil.

Tahran uranyumu Rusya’ya mı vermek istiyor?

Görüşmelerin yeri ile ilgili hassasiyet İran’ın elindeki uranyum stokları başlığında da kendini gösteriyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) verilerine göre, İran’ın yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş uranyum stoku yaklaşık 400-440 kilogram civarında.

Keskin, ABD’nin bu uranyumun ülke dışına çıkarılmasını istediğini hatırlatarak, İran’ın bu uranyumun teslimi için Türkiye yerine Rusya’yı öne çıkardığını belirtiyor. Keskin’e göre, “Görüşmeler eğer İstanbul’da olsaydı, İran uranyumu Türkiye’ye vermek konusunda baskı hissedebilirdi.”

Görüşmelerdeki bir başka önemli etken ise medya ve görünürlük meselesi. İstanbul’un küresel basının odağına dönüşmesinin İran açısından riskler barındırdığına dikkat çeken Keskin, “Basının bu kadar yoğun ilgisi sürece zarar verebilir” diyor. Maskat’ın ise daha kapalı, teknik ve kamuoyunun radarından uzak bir ortam sunduğu belirtiliyor.

Keskin’e göre Maskat kararının bir diğer boyutu ise İran’ın psikolojik ve diplomatik üstünlük kurma çabası. Keskin, İran’ın müzakerenin yerini değiştirmesini bir inisiyatif gösterisi olarak okuyor ve “Neyin konuşulacağını, nerede konuşulacağını, kimlerin masada olacağını biz belirledik demek istiyorlar” diyor. Keskin, Tahran’ın bu hamleyle pasif değil, süreci yöneten taraf olduğu mesajını vermeye çalıştığını ifade ediyor.

Umman’da hangi görüşmeler olmuştu?

İran ile ABD arasında 2024 ve 2025 yıllarında yine Maskat’ta dolaylı görüşmeler yapılmıştı.

Görüşmelerin ana gündemini İran’ın nükleer programı, zenginleştirilmiş uranyum stokları ve yaptırımlar oluştururken, söz konusu görüşme turları, taraflarca “yapıcı” ve “olumlu atmosferde” şeklinde tanımlansa da kapsamlı bir anlaşmayla sonuçlanmamıştı.

Umman, İran ile Batı arasında yıllardır arabuluculuk rolü üstleniyor ve iki taraf arasında doğrudan temas için güvenilir bir nötr zemin olarak görülüyor. 2013–2015 döneminde yapılan nükleer müzakerelerin ilk temasları da Umman’da başlamıştı.

On yıllara yayılan gerilim

İran, Şah Muhammed Rıza Pehlevi döneminde Ortadoğu’daki en önemli ABD müttefiklerinden biriydi. Ancak 1979’daki İslam Devrimi monarşiyi devirdi ve Humeyni liderliğinde İslam Cumhuriyeti kuruldu. ABD Büyükelçiliği’nin basılması ve diplomatların rehin alınmasının ardından iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler kesildi.

1980’lerdeki İran-Irak Savaşı sırasında Washington, Saddam Hüseyin yönetimini destekledi; bu dönemde deniz çatışmaları yaşandı ve bir İran yolcu uçağı düşürüldü. O tarihten bu yana ilişkiler düşmanlık ile temkinli diplomasi arasında gidip geldi. 2015 nükleer anlaşmasıyla zirveye çıkan diplomatik süreç, Trump’ın 2018’de anlaşmadan çekilmesiyle yeniden gerilime sahne oldu ve bu gerilim bugün de bölgesel tabloya damgasını vurmayı sürdürüyor.