İran’a saldırı ve Kürtlerin gerçek sınavı
Yüksel Genç 4 Mart 2026

İran’a saldırı ve Kürtlerin gerçek sınavı

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı Ortadoğu’da yirmi yıldır adım adım ilerleyen güç paylaşım sürecinin yeni bir evresidir. Bölge, yalnızca sınırların değil; rejimlerin, ittifakların ve siyasal dengelerin yeniden tanımlandığı uzun bir türbülans döneminden geçmektedir.

2003 Irak işgaliyle başlayan, “Arap Baharı” ile devam eden, rejimlerin sarsıldığı ama demokrasilerin güçlenmediği bir dönemden geçtik. Irak, Libya, Mısır, Suriye… Sokaklar değişim istedi; ortaya çıkan boşlukları ise çoğu yerde yeni otoriteler doldurdu.

Bu nedenle İran’a dönük her “demokrasi” söylemi ihtiyatla karşılanmalıdır. Son yirmi yıl şunu öğretti: Jeopolitik müdahaleler demokratik rejim üretmiyor. Güç dengelerini yeniden kuruyor.

Türkiye’ye sıçrar mı?

İran’a saldırıların ardından Türkiye’de en çok sorulan soru şu: “Bu dalga bize gelir mi?”

Oysa sorulması gereken asıl soru başka: Türkiye demokratik olarak ne kadar dayanıklı?

Çünkü bir ülkenin en güçlü savunma hattı askeri kapasitesi değil, demokratik meşruiyetidir. Güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü, toplumsal rıza… Bunlar zayıfladığında sistem dış basınca daha açık hale gelir.

Türkiye son yirmi yılda ciddi bir rejim dönüşümü yaşadı. Vesayet gerilerken başka tür bir merkezileşme güç kazandı. Toplumsal kutuplaşma arttı, siyasal alan daraldı.

Bölgesel türbülans sürerken iç demokratik zemin güçlenmediği sürece hiçbir ülke “tamamlanmış istikrar” iddiasında bulunamaz.

İsterse on defa rejim değiştirsin, fark etmez! Demokrasi yoksa risk her zaman vardır

Türkiye’nin gerçek güvenlik meselesi budur.

İran rejimi ve Kürt hafızası

İran İslam Cumhuriyeti Kürtler açısından ağır bir baskı tarihine sahip. İdamlar, siyasal suikastlar, kültürel yasaklar hafızada derin izler bıraktı.

Ancak mesele sadece bugünkü rejim değil. Şah döneminde de Kürtler benzer baskılar yaşadı. Mahabad deneyiminin trajik sonu, idamlar, tasfiyeler… Bu tarihsel süreklilik önemli bir gerçeği gösteriyor:

Sorun yalnızca rejim biçimi değil; hakların kurumsal güvenceye kavuşmaması.

Tehlikeli bir yanılsama

Bugün bazı Kürt çevrelerinde şu beklenti var: Bölgesel güç savaşları yeni bir tarihsel fırsat yaratabilir.

Doğrudur. Devletlerin zayıfladığı dönemler yeni alanlar açabilir. Ancak kritik soru şudur:

Bu fırsat büyük güçlerden birinin yanında konumlanarak mı değerlendirilir, yoksa kendi siyasal bütünlüğünü güçlendirerek mi?

Yakın tarih şunu gösterdi: Büyük güçler için taktik olan, Kürtler için varoluşsaldır. Çıkar dengesi değiştiğinde verilen destek de değişir. Bu asimetrik ilişki kalıcı güvence üretmez.

Fırsat ile eklemlenme aynı şey değildir.

Kürtler açısından gerçek fırsat; parçalı yapıyı azaltmak, ortak siyasal aklı güçlendirmek ve yaşanılan ülkelerde demokratik ittifak zeminlerini genişletmektir. Kurumsal kapasite artmadan, ortak diplomatik dil oluşmadan elde edilecek hiçbir kazanım kalıcı olmayacaktır.

Asıl güç nerede?

Kürtlerin dört parçada karşı karşıya olduğu temel risk araçsallaştırılmaktır. Buna karşı en güçlü sigorta iç birliktir.

Kalıcı çözüm, bir hegemonun yerine başka bir hegemon koymak değildir. Kalıcı çözüm; demokratik, çoğulcu ve hukuk temelli siyasal zeminlerdir.

Nihayetinde İki hegemonun çatışmasından özgürlük çıkmaz. Güç savaşlarından mazlumun payına demokrasi düşmez. Halkların kaderi çoğu zaman masada pazarlık konusudur.

Bu gerçek hasebiyle özgürlük, dış hesapların değil, örgütlü toplumsal iradenin ürünüdür.

Bugünün sert jeopolitiğinde belki en zor ama en gerçekçi yol budur: Ne teokratik baskıya teslim olmak ne de küresel hesapların piyonu haline gelmek.

Gerçek fırsat, başkalarının stratejisinde yer almak değil; kendi stratejisini kurabilmektir

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.