Savaşın en ağır bedelini ödeyen kesimlerin başında gelen kadınlar için kriz dönemlerinde sağlık hizmetlerine erişimin kesilmesi, doğrudan hayati bir tehdide dönüşüyor.
Nujinha’dan Sayeh Mohebbi’nin aktardığına göre 8 Mart 2025’te savaşın ilk adımlarının atılmasıyla birlikte, İran’daki kadınların bedenleri bu durumun sessiz tanıkları oldu; hamile kadınlardan kronik hastalığı olanlara, aylık dönem takibi ve rutin muayenelere kadar birçok hizmet aksadı.
Savaşın ilk haftası, özellikle hamile kadınlar için en zor dönemlerden biri oldu.
İlk patlamaların ardından bazı şehirlerde sağlık merkezleri, jinekologlar ve ebeler hizmet veremez hale geldi, resmi tatil nedeniyle Newroz’un ilk haftasına kadar çoğu sağlık hizmeti kısıtlı kaldı.
‘Düşük ihtimaline rağmen, doktordan sadece telefondan tavsiye alabildim’
Hastanelerde, özellikle saldırıların yoğun olduğu şehirlerde, tüm bölümlerde yalnızca acil vakalar kabul edilirken, aktif olmasına rağmen doğum servisleri de bu durumdan muaf değildi. Urmiye’de yaşayan ve hamileliğinin sekizinci ayında olan Razia K., “Savaş başladıktan sonra mahalledeki sağlık merkezini aradım ve soru-cevap şeklinde muayene edildim. İlk saldırılardan sonra karnımdaki bebeğin hareketlerini hissetmiyordum ve doktorum muayenehanede değildi. Fetüsün tekrar hareket ettiğini hissettiğim ana kadar yalnızca telefonda kendisinden tavsiye alabildim” sözleriyle yaşadığı zorluklara dikkat çekiyor.
‘Erken doğum yaptım’
Sana’a’dan Shiva H., savaş koşulları nedeniyle erken doğum yapmak zorunda kalan bir başka kadın.
Shiva H., “Şehirdeki saldırılar yoğunlaştı ve evimiz kışlanın hemen yanında olduğu için çok endişelendim. Bu yüzden Urmiye’ye geldik ve bir akrabamızın evinde kaldık. Ancak burada da saldırılar yoğunlaşınca midem ağrımaya başladı. Hastanede bir hafta boyunca doğumu önlemek için ilaç kullandılar, fakat sonunda üç hafta erken doğum yaptım” diyor.
Hamilelik ve doğum sonrası dönem, kadın sağlığı uzmanları için ciddi bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Savaş koşullarının yol açtığı kaygı, erken doğum ve düşük risklerinin yanı sıra fetüs ve annenin sağlığı üzerinde de olumsuz etkiler yaratıyor. Bebeğin sağlığı ve güvenliği, doğum kaygısı ve doğum sonrası depresyon, bu dönemde kadınların en sık karşılaştığı sorunlar arasında yer alıyor. Savaş, birçok kadının temel testler ve tıbbi bakıma erişimini engelliyor. Özellikle kırsal kesimde yaşayan kadınlar, yolların bozukluğu ve şehirlerdeki güvensiz koşullar nedeniyle doktor ziyaretlerini ve gebelik ultrasonu gibi gerekli muayenelerini ertelemek zorunda kalıyor. Bu durum, hem annenin hem de bebeğin sağlığını doğrudan tehdit ediyor.
‘Savaş ortamının, doğum sonrası kadın sağlığı üzerindeki ciddi riskleri var’
Savaştan iki gün önce sezaryenle doğum yapan Mahabad’daki 22 yaşındaki Delnia K., doğum sonrası enfeksiyon belirtileri göstermesine rağmen, olumsuz koşullar nedeniyle durumu gizlemeyi tercih etti. Ancak iki gün sonra yüksek ateş ve enfeksiyon belirtileriyle hastaneye kaldırıldı. Bu olay, savaş ortamının, doğum sonrası kadın sağlığı üzerindeki ciddi risklerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Sağlık hizmetlerine erişimdeki güçlükler, hem annenin hem de yeni doğan bebeğin hayatını tehdit ediyor.
Mevcut belirsiz savaş koşullarında, kadınlar birçok tıbbi test ve muayeneyi ertelemek zorunda kalıyor. Bu durum, özellikle enfeksiyon belirtilerini kendi başına bastırmaya çalışan kadınlar için ciddi riskler yaratıyor. Mahabad’da yaşayan Kaziveh K., evde denediği yöntemlerin yetersiz kalması üzerine bir arkadaşının reçetesini kullanmak zorunda kaldığını anlatarak, “Kaygı vücudum üzerinde çok yıkıcı etkiler yaratıyor. Enfeksiyon kaptığımda ve evde uygulanan yöntemler işe yaramadığında, iyileşmek için bir arkadaşımdan antibiyotik reçetesi almak zorunda kaldım” ifadelerinde bulunuyor.
Savaşın yarattığı aşırı stres ve güvensizlik
Savaşın yarattığı aşırı stres ve sürekli güvensizlik, kadınların doğal döngülerini etkiliyor. Anne sütünün azalması, regl döngülerinin durması veya erken başlaması, kadınların savaş sırasında yaşadığı değişiklikler arasında yer alıyor. Ancak regl görmek hala toplumda tabu kabul edildiği için kadınlar, acil durumlar için hijyenik ped stoklamaktan çekiniyor. Özellikle yoksul bölgelerde yeterli eğitim olmaması, kadınların hijyen ihtiyaçlarını planlamasını zorlaştırıyor. Bu durum, savaşın başlangıcından bu yana kadın hijyen ürünlerinin fiyatlarında önemli artış yaşanan bir ortamda daha da ciddi bir sorun haline geliyor.
İlaç kıtlığı yaşanıyor
İlaç kıtlığı, İran’da özellikle kadınlar için uzun süredir ciddi bir sorun. Meme kanseri gibi bazı hastalıklar için gerekli ilaçlar uzun zamandır karaborsada ve hatta komşu ülkelerde bile bulunabiliyor. Ancak savaş koşulları bu sorunu daha da derinleştirdi. Dolar kurundaki belirsizlik, ilaçların yüksek maliyeti, yerli üretimdeki kalite sorunları ve savaşın ilk günlerinde uluslararası seyahat kısıtlamaları, kadınların sağlık durumunu ciddi şekilde etkiliyor ve endişelerini artırıyor. Meme kanseri hastası Shaida, “Kuzey Kürdistan’da bir doktorun bakımındayım ve her ay oraya gidiyorum. Ama bu savaş koşullarında doktorumu değiştirmeli miyim, yoksa değiştirmemeli miyim bilmiyorum. Hiçbir şey net değil” diyerek yaşadığı belirsizliği dile getiriyor.
Savaş, kadın sağlığını hem doğrudan hem de dolaylı yollarla tehdit ediyor. İran-İsrail-ABD çatışmasının başlamasıyla birlikte İran’daki kadınlar büyük endişe yaşamaya başladı. Kadınlar, pelvik enfeksiyonların artması, güvenli olmayan doğumlar, yüksek riskli gebelikler, doğum sonrası depresyon ve yetersiz sağlık hizmeti gibi ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğini belirtiyor.



