İran’da çatışmaların ikinci ayına girilirken savaşın etkisi yalnızca cephe hatlarında değil, hastanelerde ve hasta bedenlerinde de hissediliyor. Özellikle kanser hastaları, hem hastalıklarıyla hem de sağlık sistemindeki aksaklıklarla mücadele etmek zorunda kalıyor.
Jinha’nın haberine göre Kürt eyaletlerindeki bir hastanenin kanser servisinde aynı odada kalan üç kadının hikâyesi, krizin boyutunu ortaya koyuyor. Sima N., Khatun B. ve Shlir Y., farklı geçmişlerden gelseler de aynı noktada, kesintiye uğrayan tedaviler ve ilaç eksikliğiyle karşı karşıya kaldı.
Rahim kanseri nedeniyle uzun süre tedavi gören Sima N.’de hastalık yeniden ortaya çıktı. Bu kez bağırsaklara yayılan kanser, zamanında müdahale edilmediğinde daha geniş metastaz riskini barındırıyor. Ancak savaş koşulları nedeniyle kemoterapi süreçlerinde gecikmeler yaşanıyor.
Aynı odada kalan Khatun B. ise bağırsak kanseriyle mücadele ederken bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle enfeksiyonlara açık hale geldi. Uzmanlara göre bu durumda düzenli tedavi ve destekleyici ilaçlar hayati önem taşıyor. Ancak mevcut koşullarda bu destek zinciri büyük ölçüde kopmuş durumda.
Tedaviye erişemediği için hayatını kaybetti
Üçüncü hasta Shlir Y. ise artık hayatta değil. Uzak bir köyden hastaneye ulaşmaya çalışan Shlir’in tedavi süreci, savaş nedeniyle aksadı. İlaçlara erişim sağlanamadı, kemoterapi süreçleri kesintiye uğradı. Shlir’in ölümü, doğrudan bir saldırıdan değil, sağlık hizmetlerine erişimin kesilmesinden kaynaklandı.
Bu örnekler, savaşın yalnızca askeri değil aynı zamanda “biyomedikal” bir kriz yarattığını gösteriyor. Uzmanlara göre kanser tedavisinde süreklilik esastır ve belirli aralıklarla uygulanması gereken kemoterapi kürlerindeki gecikmeler, hastalığın hızla ilerlemesine yol açabiliyor.
İlaç yokluğu ve karaborsa
Savaş koşulları, ilaç tedarik zincirini de ciddi şekilde etkiledi. Hastalar ve yakınları, hayati öneme sahip ilaçlara ulaşabilmek için karaborsaya yönelmek zorunda kalıyor. Bu durum, tedaviyi bir “ekonomik erişim” meselesine dönüştürüyor.
Bazı hastalar için ana tedavi ilaçları bulunsa bile, bulantı önleyici ilaçlar, antibiyotikler ve bağışıklık destekleyici tedaviler gibi tamamlayıcı unsurların eksikliği, tedaviyi fiilen imkânsız hale getiriyor. Sağlık çalışanları ise sınırlı kaynaklar nedeniyle hangi hastaya öncelik verileceğine karar vermek zorunda kalıyor.
Artan maliyetler ve çöken sistem
Artan maliyetler, krizi daha da derinleştiriyor. Aileler, tedavi masrafları ile temel geçim ihtiyaçları arasında seçim yapmak zorunda kalıyor. Uzmanlar, bu durumu “ölüm ekonomisi” olarak tanımlıyor; ekonomik imkânlar doğrudan hayatta kalma olasılığını belirliyor.
Öte yandan Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar ve yaptırımlar, ilaç tedarik süreçlerini daha da zorlaştırıyor. Özellikle biyolojik ve hassas taşınması gereken ilaçlar, gecikmeler nedeniyle hastalara ulaşamıyor.
Uzmanlara göre bu durum, coğrafya ve jeopolitiğin doğrudan sağlık sonuçlarını belirlediği bir tabloyu ortaya koyuyor. Kişinin nerede yaşadığı, tedaviye erişimini ve yaşam şansını doğrudan etkiliyor.
Görünmeyen kriz: Psikolojik yıkım
Savaş yalnızca fiziksel değil, psikolojik bir yıkım da yaratıyor. Sürekli stres, hastaların bağışıklık sistemini zayıflatıyor ve tedavi süreçlerini olumsuz etkiliyor. Hastalar, hem hastalıkla hem de savaşın yarattığı belirsizlikle mücadele ediyor.
Resmi açıklamalarda sağlık hizmetlerinin sürdüğü belirtilse de sahadaki deneyimler farklı bir tabloya işaret ediyor. Bu durum, hastaları gayri resmi yollarla ilaç aramaya yönlendirirken, sağlık sistemine duyulan güveni de zedeliyor.
“Sıradaki kim?” sorusu
Sima ve Khatun, aynı odada birlikte kaldıkları Shlir’in ölümüne tanıklık etti. Bu deneyim, savaşın hastalar üzerindeki etkisini daha da görünür kılıyor. Artık bekledikleri yalnızca bir ilaç değil; aynı kaderden kaçınma umudu.
Kanser hastaları, bir yandan bedenlerindeki hastalıkla, diğer yandan ise tedaviye erişimi sağlayamayan sistemle mücadele ediyor. Her gecikme, her eksik ilaç, ölüm riskini biraz daha yaklaştırıyor.
Bölgedeki tablo, savaşın yalnızca cephelerde değil, hastane odalarında da sürdüğünü ortaya koyuyor. Uzmanlara göre bu kriz, doğrudan kayıpların ötesinde, daha derin ve görünmeyen bir yıkım yaratıyor.



