İran, ABD ve İsrail’in saldırıları ve bir savaş ile gündemimize yeniden girmeden önce, sokaklardaki “Jin Jiyan Azadî” protestolarını takip ediyorduk.
Bir kez daha genç kadınlar başörtülerini yakıyor, saçlarını kesiyor, meydanlarda özgürlük için haykırıyordu.
Neden bir kez daha dediğimi tarihselligi içinde anlatmaya çalışacağım.
İranlı kadınların bu isyanının ve mücadele geleneğinin kökleri var. “Jin Jiyan Azadî” protestolarında gördüğümüz direngenlik, en az yüz yılı aşkın bir direnişin, kuşaklar boyu birikmiş mücadelenin bugüne taşınan haliydi.
İran’da kadınlar, hangi rejim gelirse gelsin, her zaman kamusal alanın, siyasetin ve tarih sahnesinin merkezinde oldu.
‘Meşrutiyet Devrimi’nde erkek kılığına girip milis birliklerine katılan kadınlardan, 1936’da peçe yasağına karşı direnenlere; 1979’da sokakları dolduran yüz binlerce kadın ve bugün “Jin, Jiyan, Azadî” diye haykıran gençlere kadar bu tarih kadınların cesaretini anlatıyor.
İran’da kadın mücadelesi sadece özgürlük için değil, aynı zamanda toplumsal adalet, eşitlik ve ulusal kimliğini savunmak için de verilen bir direniş oldu.
Tarih her defasında aynı mesajı veriyor. İlk haykıranlar hep kadınlar oluyor.
‘Meşrutiyet Devrimi’ ile kadınlar tarihe girdi
19.yüzyılın sonlarında İran toplumunda ekonomik krizler, dış müdahaleler ve mutlak monarşi toplumsal hoşnutsuzluğu büyütüyordu.

Bu ortamda ‘İran Anayasa Devrimi’ (Meşrutiyet Devrimi) yalnızca monarşiyi sınırlamakla kalmadı. Kadınların toplumsal ve siyasal özne olarak sahneye çıktığı ilk dönem oldu.
Kadınlar gizli toplantılarda örgütlendi, devrimci gruplara mali ve lojistik destek sağladı, fikirlerini paylaşmak için ilk kadın dergilerini yayımladı.

Örneğin Danesh, Shokufeh ve Zaban‑e Zanan. Bu yayınlar eğitim, sağlık, siyasal farkındalık ve örgütlenme gibi konuları gündeme taşıdı.
Erkek kıyafetleriyle devrimci milislere katılan kadınlar
O dönemin en çarpıcı olaylarından biri, kadınların erkek kılığına girerek devrimci milis birliklerine katılmasıydı.
Erkek kıyafetleri giymek o dönem baskıdan kaçmak için stratejik bir araçtı.
Kadınlar, erkek giysileriyle meclis ve hükümet binalarının önüne gidiyor, devrim yanlısı temsilcilere destek sağlıyor, monarşi yanlısı güçleri gözlemliyordu.
Şehir içinde propaganda ve bildiri dağıtımını üstleniyordu. Bazı kadınlar silahlı çatışmalarda ve devrimci devriye görevlerinde aktif rol aldı.
Tarihçiler bu eylemlerin sadece savaş alanında değil, kamusal görünürlük ve politik kimlik inşası açısından da kritik olduğunu vurgular.
Bu dönemin öncü isimleri arasinda Bibi Khanoom Astarabadi, Sediqeh Dowlatabadi sayılabilir.
Bibi Khanoom Astarabadi, İran’ın ilk feminist yazarlarından biri.
1895’te yazdığı “Ma’ayeb al-Rejal” (Erkeklerin Kusurları) kitabı İran’daki ilk feminist metinlerden biri kabul edilir.
Kadın eğitimi için mücadele etti ve Tahran’da kız okulu kurdu.
Sediqeh Dowlatabadi ise İran’ın ilk feminist gazetecilerinden biri.
Zaban-e Zanan (Kadınların Sesi) dergisini çıkardı ve kadınların eğitimi ile siyasal hakları için mücadele etti.
Kadınlar gizli toplantılarda örgütlendi, devrimci gruplara destek sağladı ve Bibi Khanoom Astarabadi gibi feminist öncüler, fikirlerini yazarak milyonlara ulaştırdı.
Şah Dönemi modernleşmesi ve zorunlu açılma
Şah Rıza’nın modernleşme politikası kadınların görünürlüğünü devlet eliyle gündeme getirdi.
1936’da Kashf‑e Hijab ile peçe ve çarşaf yasaklandı; devlet kadınları kamusal alanda peçesiz hale getirmeye çalıştı. Bu reform toplumda ciddi gerilim yarattı.
Kadınlar evlerine çekildi, bazıları Goharshad Camii Ayaklanması gibi olaylarda zorla modernleşmeye karşı direnmeye çalıştı.
Bu dönem Mohteram Askandari,
Patriotic Women’s League adlı kadın örgütünün kurucularındandır.
Kadınların kamusal alanda görünürlüğünü savundu.
Bu dönemin öncü isimleri diyince akla ilk gelenler biri de Füruğ Ferruhzad.
İran modern şiirinin en önemli isimlerinden biri Füruğ Ferruhzad’i burada anmadan olmaz.
Şiirleri kadın cinselliği, özgürlük ve toplumsal baskı üzerineydi. İran’da kadın özgürlüğünün edebiyattaki simgelerinden biri haline geldi.
‘Beyaz Devrim’ ve sınırlı haklar
Şah Muhammed Rıza döneminde kadınlar mücadeleyle bazı haklar kazandı. 1963’te oy hakkı elde ettiler, kadınlar parlamentoya girdi ve aile hukuku reformları yapıldı.
1970’lerdeki kadın mücadelesindeki hukuk reformlarından söz ederken Shirin Ebadi ve Mehrangiz Manouchehrian’ı da hatirlamak iyi olur.

İran’da kadın haklarının hukuk alanındaki öncülerinden biri olan Mehrangiz Manouchehrian, yalnızca bir hukukçu değil, aynı zamanda kadınların siyasal temsili için mücadele eden bir kadındı. İran’da kadınların medeni hakları üzerine çalışan ilk avukatlardan biri oldu. 1963’te Şah’ın “Beyaz Devrim” reformlarının ardından kadınlara oy hakkı verilmesiyle birlikte siyasete daha güçlü biçimde katıldı ve İran Senatosu’na seçilen ilk kadınlardan biri oldu.

Manouchehrian’ın en önemli mücadelesi aile hukuku alanındaydı. İran’daki boşanma, velayet ve evlilik yasalarının kadınlar açısından eşitsiz olduğunu açık biçimde eleştirdi. Bu konudaki en önemli çalışması olan “Critique of the Iranian Constitution and Family Laws” adlı kitabında, İran hukuk sisteminin kadınları ikinci sınıf yurttaş konumuna ittiğini savundu. Onun çalışmaları 1967’de çıkarılan ve kadınların boşanma ve velayet haklarını kısmen genişleten Aile Koruma Yasası reformlarına entelektüel zemin hazırladı.
İran’da kadın hakları ve insan hakları mücadelesinin uluslararası alanda en çok tanınan isimlerinden bir diğeri de Şirin Ebadi’dir. Ebadi, Tahran Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra İran yargı sisteminde hızla yükseldi ve 1970’lerin başında ülkenin ilk kadın hakiminden biri oldu. Hatta bir süre Tahran’da bir mahkemenin başkanlığını yürüterek İran’da kadınların devlet kurumlarında üst düzey görevler alabileceğinin sembol isimlerinden biri haline geldi.
1979 devriminden sonra görevinden alındı ama insan hakları mücadelesini sürdürdü ve 2003’te Nobel Barış Ödülü aldı.
‘Beyaz Devrim’ diye anılan reformlar kadınların eğitim, çalışma ve siyasal hayatta görünürlüğünü artırdı.
Yine de bu kazanımlar genellikle devlet merkezli modernleşmenin ürünüydü. Sahada örgütlenmiş güçlü bir feminist hareketten doğmadı. Üniversitelerde ve sendikalarda kadınlar devrimci örgütlenmeye katıldı ama alan hala sınırlıydı.
1979’da ilk büyük kadın ayaklanması
Humeyni, devlet bakanlıklarında kadınların örtünmesi gerektiğini ilan etti. Bu dayatma karşısında kadınlar sessiz kalmadı. 8 Mart 1979’da yüz binlerce kadın sokakları doldurdu ve bu protestolar İran’da yeni rejime karşı ilk büyük kitlesel kadın direnişi olarak tarihe geçti.
O gün sokaklarda fotoğrafçı Hengameh Golestan’ın objektifine yansıyan yüz binlerce kadın, tesettür dayatmasına karşı şöyle haykırıyordu:
“Devrimi geriye gitmek için yapmadık.”
“Özgürlük ne Doğulu ne Batılıdır, evrenseldir.”

Bu protestoların birçok fotoğrafı, dönemin belgesel fotoğrafçılarından Hengameh Golestan tarafından çekildi. O gün Tahran’da 100 binden fazla kadının bir araya geldiği bu anlar, bugün kadın mücadelesinin görsel tarihinin en önemli kayıtları arasında yer alıyor.

Direnişin öncüleri Kürt kadınları
İran’daki kadın mücadelesinin en güçlü ve görünür aktörlerinden biri Kürt kadınlarıdır. Kürt bölgelerinde kadınların siyasete ve toplumsal yaşama katılımı, ulusal haklar ve demokratik taleplerle iç içe geçti.
Kürt kadınları yıllardır hem ulusal hem de kadın özgürlüğü temelli hakları için sahada mücadele ediyor.
Mahsa Jina Amini’nin ölümüyle bu mücadele, tüm İran’a yayıldı ve yeni nesil için ilham kaynağı oldu.
İran’da kadınlar en az bir yüzyıldır farklı rejimlerle, ideolojilerle ve baskı biçimleriyle mücadele ediyor.
Erkek devletin kadın bedeni üzerindeki iktidarını kırmak için.
Bugün sokaklarda yankılanan özgürlük sesleri, yüz yıllık direnişin devamıdır ve hiçbir rejim, hiçbir baskı bu tarihi hafızayı yok edemiyor.




