İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyelerinin, “örgüt propagandası yapmak” ve “yanıltıcı bilgi yayma” iddiasıyla yargılandığı davanın karar duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 26’ncı Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri’deki Marmara Cezaevi yerleşkesinde 2’nci gününde kurulan duruşma salonunda görüldü. Duruşma salonunda İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ile baro yöneticileri hazır bulundu.
Duruşmayı ulusal ve uluslararası çok sayıda hukukçu izledi.
Duruşmada mütalaaya karşı savunmalar devam etti.
Söz alan İstanbul Barosu Yöneticisi Ahmet Ergin, “Bundan yaklaşık 30 yıl önce Metin Göktepe İstanbul’un göbeğinde polislerce darp edilerek katledilmişti. Yine o dönem devlet yetkilileri cinayetin üzerini örtmeye çalıştılar. O dönem baro yönetimi ise cinayetin aydınlatılması için mücadele ettiler. O dönemin bugünden bir farkı vardı; 30 yıl önce bu sizin işiniz değil denilmedi. İstanbul Barosu yargılanmadı. O dönemki baro yönetimi de etkili bir soruşturma istemişti. Biz de bugün Suriye’de öldürülen iki Türkiyeli gazeteci için etkin soruşturma istedik. Bu bizim görevimizdi. Biz sadece yaşam hakkı değil, çalışma hakkı, ifade özgürlüğü, toplantı gösteri yürüyüşleri hakları ihlal edildiğinde de açıklamalar yaptık. Şimdiki dönemle o dönem arasında ne fark var? Bunu hukuki zeminde açıklayamayacağım. O dönem ifade özgürlüğü alanı daha geniş değildi, o dönem TMK daha katı ve sert biçimdeydi, yasada düzenlenen yerler oldu. Hukuki nedenlerle açıklayamayacaksak, politik nedenlerle açıklayacağız o zaman” diyerek, Adalet Bakanlığının gecikmeli soruşturma izni bu davanın siyasi olduğunun göstergelerinden biri olduğunu söyledi.
İstanbul Barosu Yöneticisi Ezgi Şahin Yalvarıcı ise “Ceza yargılaması susturma aracı olarak kullanılamaz. Bu açıklamada hedef alınan kelimeler değildir. Hedef alınan avukatların yaşam hakkını savunmak üzere geliştirdiği sorumluluk bilincidir. Biz bu sorumluluğu yaşamını hak mücadelesine adamış Tahir Elçi’den öğrendik. Bizler onlardan aldığımız geleneği sürdürmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Ardından beyanda bulunan Rukiye Leyla Süren de “Bize ‘Siz karışmayın, siz susun’ demek için bu süreç başlatıldı. Mütalaaya bakıyorum, bir paragraf ve hukuki bir şey yok. Bu hukuk bilmezlikten değil, kendinde böyle mütalaa sunma gücünü bulmasından kaynaklı. Ben ülkenin içinde bulunduğu durumdan kendimi sorumlu hissediyorum. Heyetiniz de sorumlu hissediyorsa vereceği kararla bu patikaya taş koymamalıdır” diye konuştu.
Duruşmada söz alan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ise “Savunma yapmayacağım. Birkaç cümle açıklama yapacağım” dedi.
Kaboğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Dün bizim tüm amacımız hukuku etkin kılmak demiştim. Bugün burada 14 aydır uygulanan iki yasal düzenlemenin hukuk sistemimizden ayıklanmasını talep etmiştik. Bu yasalar kapsamında yüzlerce insan fikir suçlusu olarak sanık sandalyesine oturtuldu ancak ‘terör’ sorunu böyle çözülemedi. Biz davayı uzatmakla itham edilerek taleplerimiz reddedildi. İki kez duruşmaların Çağlayan’da yapılmasını talep ettik ancak bu da kabul edilmedi. Duruşmanın buraya taşınması hem bütçe hem zaman açısından kayıptı; adil yargılanma hakkının da ihlali oldu. Burada biz baro olarak üzerimize düşenleri yaptık. Bizim açıklamamızda ırkçılık vesaire yoktur. Tamamen ifade özgürlüğü kapsamındadır. Bu hukuk başlangıcı derslerinde okutulur. Bu nedenle savcının da görev kapsamı dışındadır. Biz haklıyız. Bu dava tarihsel bir değer taşıyor, savunma hakkı bakımından. Biz görevimizi haysiyetimizle yaptık ve öyle yapmaya devam edeceğiz.”
Duruşma savunmaların tamamlanması için yarın devam edilecek.




