• Ana Sayfa
  • Gündem
  • Kaboğlu: Tayfun Kahraman’ın cezaevinde tutulması açık bir anayasa ihlalidir

Kaboğlu: Tayfun Kahraman’ın cezaevinde tutulması açık bir anayasa ihlalidir

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve önceki dönem baro başkanları, hasta tutukluların durumunu görüşmek üzere bir araya geldi; toplantıda tutuklama ve infaz süreçlerinde kişi özgürlüğü, sağlık hakkı ve insan onurunun sistematik biçimde ihlal edildiği vurgulandı.

Kaboğlu: Tayfun Kahraman’ın cezaevinde tutulması açık bir anayasa ihlalidir
Kaboğlu: Tayfun Kahraman’ın cezaevinde tutulması açık bir anayasa ihlalidir
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 26 Ocak 2026 16:05
  • Güncellenme: 26 Ocak 2026 16:12

İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve önceki dönem başkanları, önceki dönem başkanlarından Av. Turgut Kazan’ın davetiyle bir araya geldi. Haklarında verilen cezalar kesinleşmemiş olmasına ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen adli kontrol hükümleri uygulanmayan, sağlık sorunları bulunan tutuklular gündemiyle yapılan toplantıda özellikle Mehmet Murat Çalık ve Tayfun Kahraman başta olmak üzere, hasta tutukluların maruz kaldığı hukuka aykırı uygulamalar; kişi özgürlüğü, adil yargılanma hakkı ve insan onuruna saygı ilkeleri açısından oluşan ‘ciddi ihlal alanı’ ele alındı.

Gezi protestoları hükümlüsü MS hastası Tayfun Kahraman’ın eşi Meriç Demir Kahraman ile İstanbul Tabip Odası Başkanı Osman Küçükosmanoğlu’nun da katıldığı toplantı açılışında konuşan Kaboğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Gerek anayasamız, gerek İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, Avrupa Mahkemesi kararları, Anayasa Mahkemesi kararları ve ilgili mevzuat kişilerin nasıl yakalanacağı, tutuklanacağı, hangi ortam ve koşullarda yaptırıma tabi tutulacağı ve ne zaman serbest bırakılacağına dair açık kurallar öngörmüş bulunuyor. Bu açıdan anayasanın özellikle on dokuzuncu maddesi kişi güvenliği ve özgürlüğü maddesi dokuz fıkradan oluşuyor ve devletin varlık nedeniyle örtüşen bir hükümdür bu. On dokuzuncu madde hem yakalamayı hem tutuklanmayı hem de serbest bırakılmayı düzenleyen somut, ayrıntılı bir maddedir. Bununla birlikte bu madde tutuklama öncesi, tutuklama esnası ve tutuklama sonrası en çok ihlal edilen bir maddedir.” 

‘Tutuklama bir özgürlük sınırlaması değil, özgürlükten alıkoymadır’

Tutuklamanın istisnai bir tedbir olduğunu vurgulayan Kaboğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Anayasa madde 13’ün öngördüğü ölçülük ilkesi tutuklamayı son derece istisnai bir yaptırıma dönüştürmektedir. Zira tutuklama bir özgürlük sınırlaması değil anayasanın da ifadesiyle özgürlükten alıkoymadır. Bir kişiyi özgürlükten yoksun kılmaktır. Bu nedenle aynı madde yedinci fıkrada ve sekizinci fıkrasında hem makul sürede yargılanmayı hem de ivedi bir biçimde serbest bırakılmayı gerekli kılan koşulları ortaya koymaktadır. Bu açıdan tutuklamaya itiraz ise tutuklama koşullarının var olup olmadığının teyit edilmesi. Bunun avukat nezdinde ve duruşmalı olarak yapılması, bireysel olarak yapılması ve aynı zamanda gerekçeli bir biçimde karar verilmesi anayasanın açık hükümlerinin bir gereğidir. Bu hükümlere karşı görüyoruz ki anayasa madde 19 uygulanmadan önce anayasa madde 20, 21, 22 ihlal edilerek, yani kişilerin özel yaşamı, konum dokunulmazlığı, haberleşme özgürlüğü ihlal edilerek çoğu zaman tutuklama işlemi gerçekleştirilmekte ve sıkça 19. maddenin koşulları bulunmadığı halde kişiler tutuklanmakta ve yedinci ve sekizinci fıkraların açık hükümlerine karşın serbest bırakılmamakta tutuklu işlemi yaptırımı devam edilmektedir.

Kaboğlu, mahpusların infaz sürecinde de sistematik hak ihlallerine maruz kaldığını dile getirerek, “Mahpus özgürlüğünden alıkonulmuştur ama haklarından yoksun bırakılmamıştır. Sağlık hakkı ve ayrımcılık yasağı, mahpusların haysiyetine dayanan temel haklardır” dedi.

‘İhlaller artık münferit değil, sistematik’

Mahpusların sağlık hizmetlerine erişiminin engellenmesinin Anayasa’nın 17. maddesinin ihlali anlamına geldiğini söyleyen Kaboğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz. Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz. Türkiye savaş halinde dahi olsa bu yasak geçerlidir.”

İhlallerin artık münferit değil, sistematik bir nitelik kazandığını vurgulayan Kaboğlu, “Bu sıradan bir anayasa ihlali değil; ciddi, kitlesel ve süreklilik arz eden bir ihlal haline dönüşmüştür” dedi.

Hasta tutukluların durumuna özellikle dikkat çeken Kaboğlu, Mehmet Murat Çalık ve Tayfun Kahraman örnekleri üzerinden, mahkeme kararlarına uyulmamasının hukuk devletiyle bağdaşmadığını ifade etti. Tayfun Kahraman hakkında Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararı bulunmasına rağmen cezaevinde tutulmasının açık anayasa ihlali olduğunu söyleyen Kaboğlu, “Anayasa’nın 153. maddesi emredicidir. Mahkeme kararlarına uymamak, egemenlik hakkının gaspıdır” dedi.

Bu durumda Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun göreve çağrılması gerektiğini belirten Kaboğlu, “Bir mahkeme kararının uygulanmaması ve yaşamı tehlike altında olan bir mahpus karşısında devletin seyirci kalması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Toplantının sonunda konuşan Kaboğlu, tüm baro başkanlarının hukuk ortak paydasında buluştuğunu belirterek şunları söyledi:

“Siyasal farklılıklar, hukukun katliamına ve hukuk yoluyla insan yaşamının sonlandırılmasına yol açmamalı. Bu bir tutukluluk değil, bir tutsaklıktır.”

Kaboğlu, hukuksuzluğa karşı ortak bir çağrı yaptıklarını vurgulayarak, yasama, yürütme ve yargı organlarını Anayasa’ya ve yargı kararlarına uymaya davet ettiklerini söyledi.