Karaelmasın altında 263 can: Kozlu’dan Soma’ya değişmeyen gerçek

3 Mart 1992’de Zonguldak Kozlu’da 263 madenci grizu patlamasında yaşamını yitirdi. Resmî kayıtlara “kaza” olarak geçen katliamın ardından 3 Mart, “İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü” ilan edildi. Ancak Kozlu’dan Soma’ya uzanan çizgide değişmeyen soru hâlâ aynı: “Ölmek kader mi?”

Karaelmasın altında 263 can: Kozlu’dan Soma’ya değişmeyen gerçek
  • Yayınlanma: 3 Mart 2026 14:20

Zonguldak… Karaelmas diyarı.

Orhan Veli Kanık’ın dizeleri bu kentin kaderini anlatır:

“Siyah akar Zonguldak’ın deresi…

Yüz karası değil, kömür karası…

Böyle kazanılır ekmek parası…”

Burası emeğin başkentidir. Ve o emek, yerin yüzlerce metre altında üretilir.

3 Mart 1992: Kozlu’da zamanın durduğu gün

3 Mart 1992’de, Türkiye Taşkömürü Kurumu’na bağlı Kozlu İncirharmanı Ocağı’nda bir grizu patlaması yaşandı. Patlamayla birlikte maden ocağında zaman durdu.

Yerin yüzlerce metre altında 263 madenci karanlıkta kaldı. Resmi kayıtlara olay “kaza” olarak geçti. Ancak işçi sendikalarına göre bu bir kaza değildi. Bu; uyarıların dikkate alınmadığı, teknik eksiklerin giderilmediği, üretim baskısının güvenliğin önüne geçtiği bir iş cinayetiydi.

Bu nedenle 3 Mart, Türkiye’de “İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü” olarak ilan edildi. Ancak bu ilan, iş cinayetlerini durdurmaya yetmedi.

Kozlu’daki 263 madencinin ölümü, Türkiye madencilik tarihinin en büyük faciasıydı… Ta ki Soma’da 301 madencinin yaşamını yitirdiği 2014 yılına kadar.

Kozlu bir ilk değildi

Zonguldak havzasında ölümler yeni değildi.

7 Mart 1983’te Armutçuk Kömür İşletmesi’nde meydana gelen grizu patlamasında 103 madenci hayatını kaybetti.

10 Nisan 1983’te 10 madenci, 31 Ocak 1987’de göçükte 8 madenci, 17 Mayıs 2010’da 30 madenci,

8 Ocak 2013’te yine Kozlu’da 8 madenci yaşamını yitirdi.

Aynı şehir, aynı maden, aynı son.

12 Eylül darbesiyle çalışma yaşamında dönüşüm

12 Eylül askeri darbesi sonrasında grevler yasaklandı, sendikalar kapatıldı. Binlerce emekçi gözaltına alındı, işkenceden geçirildi. Darbe gerçekleştiğinde yaklaşık 54 bin işçi 178 işyerinde grevdeydi. Bir gecede hepsi yasaklandı.

Darbe, 24 Ocak kararlarıyla şekillenen neoliberal politikaların önünü açtı. Sosyal devlet geriletildi, kamusal birikim özelleştirmelerle sermayeye devredildi.

Dönemin Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Halit Narin’in 22 Şubat 1983’te söylediği sözler bu dönemi özetliyordu: “20 yıldır biz ağladık, onlar güldü.”

Armutçuk Katliamı yaşandığında Türkiye hâlâ sıkıyönetim altındaydı. Uzman raporları “önlenebilir bir ölüm” diyordu. Ancak sonuç değişmedi.

Büyük yürüyüşten büyük acıya

1990’a gelindiğinde Zonguldak’ta TTK’de yaklaşık 50 bin madenci çalışıyordu. 1991’de madenciler aileleriyle birlikte Ankara’ya doğru büyük yürüyüş başlattı. Bir kent; işçisiyle, kadınıyla, çocuğuyla ayağa kalktı.

Takvimler 3 Mart 1992’yi gösterdiğinde ise Kozlu’da grizu patlaması yaşandı. Yüzlerce madenci yerin altında kaldı. 263’ü bir daha çıkamadı.

O dönemde DYP–SHP koalisyon hükümeti görevdeydi. Başbakan Süleyman Demirel ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü Zonguldak’a geldi, açıklamalar yaptı. Müfettiş raporları ise teknik ihmallere işaret ediyordu. Uyarılar vardı; ancak üretimin aksamaması için görmezden gelindiği belirtiliyordu.

Kömür karasına bulanmış tabutlar

Cenazeler, Türkiye emek tarihinin en kitlesel ve en öfkeli uğurlamalarından birine dönüştü. Bazı cenazelere günlerce ulaşılamadı. Her çıkarılan tabut, maden önünde bekleyen aileler için yeni bir yıkım oldu.

Tabutlar kömür karasına bulanmıştı. Bazıları parçalanmıştı. Madenciler arkadaşlarını baretleriyle omuzladı. Bu bilinçli bir tercihti. Mesaj açıktı: “Bu kader değil, bu bir iş cinayeti.”

Yargı süreçleri ve cezasızlık

Armutçuk’ta da Kozlu’da da yargı süreçleri başlatıldı. Ancak sorumlular ceza almadı. Soruşturmalar tazminatlarla kapandı. Devlet eliyle işletilen madenlerde dahi hesap sorulmadı.

Yıllar geçti, ancak çizgi değişmedi. Armutçuk’tan Kozlu’ya, Kozlu’dan Soma’ya uzanan bir çizgi bu.

Ve madenciler hâlâ aynı soruyu soruyor: “Ölmek kader mi?”

Hatırlamak yetmiyor

Her katliamın ardından aynı cümle kuruluyor: “Unutmadık.”

Ancak hatırlamak yetmiyor.

3 Mart yalnızca bir anma günü değil; iş cinayetlerine karşı bir mücadele çağrısı.

Çünkü karaelmasın altında kalan hayatlar unutuldukça, yenileri ekleniyor.