Masada barış manşette savaş
Hicri İzgören 1 Şubat 2026

Masada barış manşette savaş

Suriye’de Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında sağlanan ve kademeli entegrasyon ile ateşkes maddelerini içeren mutabakat, bölgedeki dengeleri kökten değiştirebilecek olumlu bir gelişme. Ancak bu kadar kritik bir eşikte dahi Türkiye’deki medyanın bir kısmının hala çatışmacı dili koruması, gazetecilik etiği ve bölgesel barış vizyonu açısından ciddi bir paradoks oluşturuyor.

Barış masadayken manşetlerde savaş çığırtkanlığı yapılıyor.Suriye sahasında çatışmanın susması,tarafların bir anlaşmaya varması ve bir çözüm üzerinde uzlaşması, on yılı aşkın süredir devam eden yıkımın ardından barış adına gelen en somut umut ışığıdır. Türkiye’de İktidar ve muhalefetin de bu anlaşmayı olumlamasına rağmen bazı medya organlarının bu gelişmeyi bir çözüm değil, bir tehdit gibi sunmaya devam etmesi düşündürücüdür.

Medyanın bu kesimi, yıllardır inşa ettiği değişmez düşman algısı eşliğinde mutlak savaş anlatısından kopamıyor. Sahadaki gerçeklik değişse de, atılan başlıklar eskinin terminolojisiyle sınırlı kalıyor. Barış görüşmelerini tuzak, entegrasyon çabalarını ise oyun olarak nitelemek, sadece bilgi kirliliği yaratmakla kalmıyor kullandığı dille toplumu zehirlemeye çalışıyor.

İktidar kaynaklarının dahi Suriye hükümeti ile koordineli faaliyetlerin sürdüğü yönündeki açıklamaları, devletin resmi politikasında bir esneme ve rasyonaliteye dönüş sinyali verirken, medyanın hala operasyon havasını pompalaması bir tür yayıncılık anakronizmidir. Siyasetin dilinin yumuşadığı yerde medyanın dilinin sertleşmesi, kamuoyunu doğru bilgilendirme görevinden saptığını gösterir.

Maalesef savaş ve çatışma odaklı yayınlar, barışın getirdiği durağan süreçten daha fazla izlenme veya etkileşim alıyor.Mesela sınıra askeri sevkiyat başlıklı bir haber,diyelim ki entegrasyonun teknik detayları haberinden daha çok okunuyor.Ancak gazetecilik, toplumun heyecanını körüklemek değil, değişen dünyayı en çıplak ve objektif haliyle sunmaktır.

Suriye’de atılan imzalar, bölgenin makus talihini yenme girişimidir. Medyanın bu süreçteki sorumluluğu, eski düşmanlıkları kaşımak değil; kurulan bu hassas dengenin nasıl korunabileceğini tartışmaktır. Barış, en az savaş kadar cesaret ister, ancak bu cesaretin önce manşetlerde ve televizyon ekranlarında görülmesi gerekir.

Gazetecinin temel sorumluluklarından biri de toplumsal barışa zarar vermemektir. Diplomatik kanalların açıldığı, devletler ve taraflar arası görüşmelerin başladığı hassas dönemlerde böyle bir durum, sadece etik bir sorun değil, aynı zamanda gazetecinin kamu yararı ilkesini kişisel veya kurumsal ajandalar uğruna feda etmesidir.

***

Bu noktaya durduk yerde gelinmedi elbet.İktidarlar her dönem kendi borozanlığını yapacak yapılar oluşturdu bu alanda.

Gazetecilik, bir toplumun vicdanı ve sağduyusudur.Taraflar masaya otururken, medyanın hala siperde beklemesi mesleki bir ayıp olarak tarihe not düşülmektedir. Gerçek bir gazeteci, manşetini mermiden değil, çözümün getirdiği istikrardan yana kurmalıdır.

Gerçeği çarpıtarak ve çarpıtılanı gerçekmiş gibi sunarak algıyı kendi çıkarlarınca yönetmek kimden gelirse gelsin gerçeğin öğrenilmesine engel lanet bir yöntemdir. Gerçeği ortaya çıkaracak özgür düşünebilmeye engel olan bu yöntem her türlü imkanını devreye sokar.Özellikle televizyon bu alanda son derece etkili bir silahtır.

***

Bildik medya; kimi etnik yapılara,azınlık ve muhalliflere karşı hep bir hamaset ve nefret söylemi kullanageldi. Yıllarca paranoyalarla, önyargılarla beslendi bu halk. Herkesin ona düşman olduğu, onu yok etmeye çalıştığı ezberletildi. Bölücüler, hainler,teröristler vb.. söz ve deyimler kullanmadan siyasi bir argüman oluşturmak ya da bir haber yapmak bu ülkede neredeyse mümkün olmadı… Dürüst ve vicdanlı bir dil kullanmak yerine çıkarcı ve saldırgan bir dille konuşmak daha kolay geldi onlara.

Medyanın söyledikleri ya da yazdıkları kadar ifade etmedikleri ve yazmadıkları da önemlidir.Barış medyası yalanı açığa çıkaran,şiddete odaklanmayan,farklı fikir ve yaklaşımlara imkan sağlayan ve bunu görünür kılan bir yaklaşım içindedir.Oysa savaş medyası şiddete odaklı tarafgir ve kızıştırıcı bir tutum takınır.Manşetlerdeki bu çatışmacı iştah, toplumun barışı hayal etme yeteneğini köreltir.Kelimeler artık hakikati taşımaz;hakikatin üzerini örten birer moloz yığınına dönüşür..

Türlü algı operasyonlarıyla bize sunulanları irdelemeden, sorgulamadan gerçeği kavrayamayız.Böyle bir ortamda sağlıklı düşünebilmenin yolu eleştirel düşünmekle mümkündür.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.