Milli Savunma Bakanlığı, NATO karargahlarına ilişkin tartışmada eksik bilgiler üzerinden değerlendirmeler yapıldığını bildirdi.
Milli Savunma Bakanlığı’nda bugün haftalık basın bilgilendirme toplantısı yapıldı. Toplantıda, Ortadoğu’da devam eden savaşa ve gündemdeki diğer gelişmelere ilişkin yeni açıklamalar yapıldı.
O konulardan biri gündemdeki yerini koruyan NATO karargahları tartışması. Bakanlık, söz konusu tartışmanın eksik bilgiler üzerinden değerlendirmeler yapılarak sürdürüldüğünü bildirdi.
Basın bilgilendirme toplantısında, “Montrö’den taviz söz konusu değil.” değerlendirmesi yapıldı, Türkiye’nin Karadeniz’deki güvenlik anlayışının da buna dayandığı belirtildi. Açıklamada şu değerlendirmelere yer verildi:
“- Türkiye’nin Karadeniz’e yönelik güvenlik anlayışı; Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin sağladığı denge ve istikrarın korunmasına, bölgesel sahiplik ilkesi doğrultusunda Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin öncelikli rol üstlenmesine dayanmaktadır. Bu yaklaşım sayesinde Karadeniz, geçmişte olduğu gibi günümüzde de geniş çaplı bir çatışma alanına dönüşmemiştir.
– Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde Montrö hükümlerini kararlılıkla uygulayarak çatışmanın deniz boyutuna yayılmasını önlemiştir. Karadeniz’de artan jeopolitik rekabet ve güvenlik risklerine rağmen ülkemiz, bölgedeki istikrarın korunması, gerilimin tırmandırılmaması ve güvenliğin öncelikle kıyıdaş ülkeler tarafından sağlanması yönündeki tutumunu sürdürmektedir.
– Bu doğrultuda Türkiye, Karadeniz’in bir rekabet alanına dönüşmesini engellemeye yönelik inisiyatif almaya devam etmekte ve bölgesel güvenlik mimarisinin korunmasında aktif rol üstlenmektedir”
Bakanlık, “Üç adet deniz ve bir adet kara karargahı ülkemizin güvenlik ihtiyacı ve Karadeniz’e yönelik politik duruşumuzla uyumlu olarak teşkil edilmektedir.” bilgisini verdi.
Bir İngiliz ve bir Fransız komutanın bu karargahta görevlendirildiğine ilişkin haberleri anımsatan bakanlık, bu isimlerin Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu Deniz Unsurları Komutanlığı üyeleri olduğuna dikkat çekti. Açıklamada bu unsurun NATO ile ilişkili olmadığı ifade edildi.
Bu girişim kapsamında oluşturulan birimin Paris’te operatif bir karargah üzerinden yönetilmesinin planlandığını belirten bakanlık, çok uluslu kolordu karargahı için ise şu değerlendirmeyi yaptı:
“NATO planlarında bölgesel bir Türk Kolordu Karargahı tarafından ülkemizin savunmasının NATO kuvvetleri ile koordinesi gerektiğinde görevlendirilecek olan kuvvetlerin emir ve komutasının yürütülmesi planlanmıştır.
Bahse konu karargahın çok uluslu yapıya dönüştürülmesi milli makamlar tarafından 2024 yılında NATO makamlarına bildirilmiştir. Karargah kurulum faaliyetlerine devam edilmekte olup sadece çekirdek personel atamaları yapılmıştır. Çok uluslu karargah statüsü henüz onaylanmamıştır.”
Deniz Unsur Komutanlığı Karargahı’nda görev yapan personelin tamamının Türkiyeli olduğu da belirtildi, “Deniz Unsur Komutanlığına 14 ülke katkı beyanında bulunmuştur ancak deniz platformlarına yönelik katkılar sadece kıyıdaş ülkeler olan Türkiye, Romanya ve Bulgaristan tarafından sağlanacaktır. denildi.
İran Savaşı
Toplantıda Ortadoğu’da devam eden savaşa da değinildi. Bakanlık, savaşın bölgeye yayılma tehlikesinin devam ettiğine dikkat çekti.
Basın bilgilendirme toplantısında, “Bölgemizin huzur ve istikrarına zarar veren çatışmaların en kısa zamanda sonlandırılması temennimizdir.” değerlendirilmesi yapıldı.
Montrö Sözleşmesi nedir, Türkiye’ye hangi hak ve yetkileri sağlıyor?
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye’nin yaptığı yoğun diplomatik temasların ardından 1936 yılının yaz aylarında haftalarca süren görüşmelerin ardından 20 Temmuz’da imzalandı.
Türkiye, 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’nın parçalarından biri olan Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesi gerektiğini savunuyor ve bunun için de çalışmalar yürütüyordu.
1923 tarihli Boğazlar Sözleşmesi ile İstanbul ve Çanakkale boğazları ile ilgili geçici düzenlemeler getirmişti.
Buna göre, askeri olmayan gemi ve uçakların barış zamanı boğazlardan geçmesi, her iki yakasının da askeri güçten arındırılması ve Türk askerinin girişinin yasaklanması öngörülüyordu. Bunun için de başkanı Türk olan bir uluslararası kurul oluşturulmuştu.
Türkiye ise Lozan Antlaşması’yla getirilen bu geçici düzenlemenin değiştirilmesi ve kalıcı, yeni bir düzenleme yapılmasını istiyordu.
Türkiye’nin çabaları 1930’ların ortasında karşılık buldu.
Başta İngiltere olmak üzere, Balkan ülkeleri yeni bir düzenleme yapılması için İsviçre’nin Montrö kentinde bir konferans düzenlenmesini kabul etti.
O dönem, Anadolu Ajansı’nda yayımlanan bir haberde konferansın “Boğazların tahkimi meselesini tetkik ve intaç edeceği (sonuçlandıracağı)” belirtildi. Aynı haberde konferanstaki tartışmaların zeminini de hükümetin hazırladığı projenin oluşturacağı vurgulandı.
Konferans Haziran ayında toplandı ve haftalar süren görüşmelerin ardından 20 Temmuz 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.
Sözleşmeye Türkiye’nin yanı sıra Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya imza attı.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye tarafından çok önemli bir uluslararası anlaşma olarak kabul ediliyor.
Montrö Sözleşmesi’nin Türkiye açısından en büyük kazanımları arasında 1923 tarihli Boğazlar Sözleşmesi’nin getirdiği kısıtlamaların kaldırılması gösteriliyor.
Montrö ile birlikte her iki Boğaz ve boğazların giriş noktalarını da kapsayan bölgede Türkiye’nin egemenlik hakları tesis edildi.
Montrö’nün Türkiye’ye kazandırdığı üç temel hak sıralanıyor:
Boğazlar bölgesi askerileştirildi. Böylece Türkiye, Boğazlar bölgesine yeniden asker konuşlandırma hakkı elde etti.
1923’te kurulan Boğazlar Komisyonu’nun yetkileri Türkiye’ye devredildi. Bu da egemenliğin kurulmasını sağladı.
Savaş ve yakın savaş halinde Türkiye’ye yabancı savaş gemilerinin geçişine kısıtlama koyma yetkisi tanındı. Ayrıca bir seferde geçebilecek savaş gemisi, tipine, sayısına ve ağırlığına sınırlama getirildi ve önceden haber verme şartı konuldu.
Sözleşmenin 19’uncu maddesi savaş zamanında gemilerin geçişini düzenliyor, 20’nci madde savaş gemilerinin geçişiyle ilgili Türkiye’nin “dilediği gibi davranabileceğini” belirtiyor ve 21’inci maddede de yakın savaş tehlikesi olması halinde de Türkiye’ye benzer şekilde davranma yetkisi tanıyor.
Montrö Sözleşmesi konusu, Kanal İstanbul ile ilgili tartışmalarda da zaman zaman gündeme gelmişti.




