• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Mühdan Sağlam: Hürmüz’deki kriz ekmekten elektriğe kadar her alana zam olarak dönecek

Mühdan Sağlam: Hürmüz’deki kriz ekmekten elektriğe kadar her alana zam olarak dönecek

Güncel Yorum programında ABD-İsrail-İran savaşını değerlendiren Mühdan Sağlam, Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanmanın yalnızca petrolü değil, gübre, doğal gaz, tarım, deniz taşımacılığı ve sanayi üretimini de vurduğunu söyledi. Sağlam, savaşın uzaması halinde küresel ölçekte enflasyon, daralma ve tedarik krizlerinin derinleşeceğini belirtti.

Mühdan Sağlam: Hürmüz’deki kriz ekmekten elektriğe kadar her alana zam olarak dönecek
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 6 Mart 2026 14:04
  • Güncellenme: 6 Mart 2026 14:46

İlke TV’de yayımlanan Güncel Yorum programına katılan Mühdan Sağlam, ABD-İsrail-İran savaşının bölgesel sınırları aşan sonuçlar doğurduğunu belirterek, komşu ülkelerde patlayan her bombanın Türkiye dahil geniş bir coğrafyada ekonomik ve toplumsal etkiler yaratacağını söyledi.

Sağlam, Hürmüz Boğazı’nın kapalı olmasının küresel enerji ve ticaret zincirleri açısından kritik sonuçlar ürettiğini vurguladı. Hürmüz’den küresel petrol akışının yaklaşık yüzde 20’sinin, tankerlerle taşınan petrolün ise yaklaşık üçte birinin geçtiğini belirten Sağlam, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi aktörlerin de Asya pazarına bu hat üzerinden ulaştığını söyledi.

Hürmüz yalnızca petrol hattı değil

Sağlam, Hürmüz’den yalnızca petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşınmadığını, aynı zamanda gübre, metanol ve farklı sanayi ürünlerinin de bu güzergâhtan sevk edildiğini ifade etti. Körfez ülkelerinin özellikle doğal gazdan azotlu gübre ve metanol üretiminde önemli paya sahip olduğunu söyleyen Sağlam, bu nedenle Hürmüz’deki tıkanmanın tarım ve petrokimya alanlarını da doğrudan etkilediğini kaydetti.

Hindistan örneğini veren Sağlam, bu ülkeye giden azotlu gübrenin yaklaşık yüzde 30’unun yine Körfez ve Hürmüz hattı üzerinden ulaştığını anlattı. Sağlam’a göre bu durum, enerji krizinin gıda krizine de dönüşme ihtimalini büyütüyor.

‘Bu, çoklu bir emtia krizine evriliyor’

Krizin etkilerinin yalnızca enerji fiyatlarıyla sınırlı olmadığını söyleyen Sağlam, deniz taşımacılığı maliyetlerindeki sert artışa dikkat çekti. Daha önce günlük 40 bin dolar düzeyinde olan LNG taşımacılığı navlun ücretlerinin 300 bin dolara kadar çıktığını belirten Sağlam, gemilerin Ümit Burnu’nu dolaşmak zorunda kalması nedeniyle seyir sürelerinin de 12 ila 20 gün uzadığını söyledi.

Bu tabloyu “çoklu bir emtia krizi” olarak tanımlayan Sağlam, enerjiden gübreye, tarımdan sağlığa, petro-kimyadan ulaştırmaya kadar çok sayıda alanda maliyet baskısının büyüdüğünü ifade etti. Sağlam, “Ulaştırma demek, aldığınız domatesin bir yerden başka bir yere gelirkenki ücretinin artması demek” diyerek savaşın gündelik hayata yansımasına dikkat çekti.

20 gün eşiği uyarısı

Sağlam, tedarik zincirlerinde 20 günün kritik bir eşik olduğunu belirterek, bu sürenin aşılması halinde bazı ürünlerin piyasada zor bulunur hale gelebileceğini söyledi. Doğal gazdaki sıkışmanın elektrik üretimini de etkileyeceğini vurgulayan Sağlam, elektriğin yalnızca hanehalkı için değil sanayi üretimi açısından da temel bir unsur olduğunu hatırlattı.

Türkiye açısından da sanayinin doğal gaz kullanımına dikkat çeken Sağlam, çatışmalar dursa bile Hürmüz’ün kapalı kalmasının krizi derinleştireceğini belirtti. Sağlam’a göre piyasalar bugün için tam bir kıtlığı değil, belirsizlik ve panik halini fiyatlıyor. Krizin ne kadar süreceğine dair net bir öngörü bulunmadığını belirten Sağlam, ABD kaynaklı bazı değerlendirmelerde sürecin Eylül ayına kadar uzayabileceğinin konuşulduğunu aktardı.

‘Kriz bitse de sistemin toparlanması aylar, hatta yıllar sürebilir’

Sağlam, taraflar hemen anlaşsa ve Hürmüz yeniden açılsa bile piyasanın kısa sürede eski dengesine dönemeyeceğini söyledi. Kızıldeniz’de 2024 yılında Husilerin saldırıları sonrası yaşanan tıkanmayı hatırlatan Sağlam, güvenlik sorunları kısmen giderilse de uluslararası gemicilik şirketlerinin önemli bölümünün hâlâ bu rotaya dönmediğini ifade etti. Bu nedenle krizin bitmesiyle sistemin normalleşmesinin aynı şey olmadığını vurguladı.

Sigorta ve tanker riski büyüyor

Taşınan yüklerin son derece yanıcı ve tehlikeli maddeler olduğuna dikkat çeken Sağlam, petrol ve LNG tankerlerinin güvenli biçimde varış noktasına ulaşmasının hayati önem taşıdığını söyledi. Bu tür tankerlerin üretiminin maliyetli olduğunu, kalifiye personel yetiştirmenin yıllar aldığını vurgulayan Sağlam, sigorta mekanizmasının bu nedenle kritik hale geldiğini anlattı.

Sigorta şirketlerinin yüksek riskli bölgelerde yeni sözleşmelere girmekte isteksiz davrandığını belirten Sağlam, bugün kriz sona erse bile hiçbir şirketin hemen geri dönmeyeceğini söyledi. Sağlam, Katar’daki LNG üretim tesislerine yönelik drone saldırısının, dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz üreticilerinden birinde üretimin askıya alınmasına yol açtığını ve bunun piyasa açısından büyük bir uyarı niteliği taşıdığını ifade etti.

Rusya ve ABD boşluğu dolduruyor

Sağlam, Körfez hattındaki daralma sürerken Rusya ve ABD’nin bundan ekonomik kazanç elde ettiğini söyledi. Trump’ın Hindistan’a Rus petrolü alımı konusunda 30 günlük muafiyet tanıdığını hatırlatan Sağlam, Körfez ülkelerinin çekildiği pazarlarda Rusya’nın özellikle Çin ve Hindistan’daki payını artırdığını belirtti.

Geçen haftalarda 45 dolar seviyelerinde seyreden Ural petrolünün 70 dolara çıktığını söyleyen Sağlam, Rusya’nın her varilde yaklaşık 30 dolar ek gelir elde etmeye başladığını ifade etti. Bu durumun Rusya’nın ekonomik ve siyasi elini güçlendirdiğini belirten Sağlam, Avrupa Birliği’nin Rusya’ya karşı tonunda da görece bir yavaşlama görüldüğünü söyledi.

Sağlam’a göre Rusya, İran üzerinden Körfez-ABD ilişkilerindeki yıpranmayı izlerken, kendisi doğrudan sahaya inmeden hem gelirlerini artırıyor hem de Ukrayna savaşı sonrasındaki baskıyı kısmen hafifletiyor. Nükleer enerji tartışmalarının yeniden öne çıkması halinde Rosatom gibi şirketlerin de daha güçlü biçimde devreye girebileceğini söyledi.

‘İran, Venezuela değil’

Sağlam, ABD ve İsrail’in İran’a ilişkin hedeflerinin de tam olarak aynı olmadığını belirtti. İran’ın Venezuela gibi kolayca dış müdahaleyle şekillendirilebilecek bir ülke olmadığını söyleyen Sağlam, ülkede kurumsal bir sistem bulunduğunu, yalnızca bir kişinin tasfiyesiyle rejimin çökmeyeceğini vurguladı.

İran’ın Saddam dönemi Irak’ı ya da Esad dönemi Suriye ile birebir kıyaslanamayacağını belirten Sağlam, ülkede örgütlü yapıların, güçlü bir diasporanın, farklı muhalif çevrelerin ve eğitimli bir nüfusun bulunduğunu söyledi. Ayrıca İran’ın hâlâ tam olarak bilinmeyen füze kapasitesine ve asimetrik savaş araçlarına sahip olduğuna dikkat çekti.

Rejim değişikliği istikrar anlamına gelmeyebilir

Sağlam, İran’da olası bir rejim değişikliğinin istikrarı otomatik olarak getirmeyeceğini ifade etti. Böyle bir senaryoda merkezi yapının çözülmesiyle çok başlı ve denetimi zor bir tablo ortaya çıkabileceğini söyleyen Sağlam, Suriye örneğinin bu bakımdan önemli bir uyarı sunduğunu kaydetti.

ABD’nin istediği çizgide bir İran yönetiminin inşa edilmesinin yıllar alacağını vurgulayan Sağlam, yaptırımlar kaldırılsa bile şirketlerin kısa sürede ülkeye akın etmeyeceğini belirtti. İran’ın önemli enerji rezervlerine sahip olmasına rağmen teknolojik eksikleri nedeniyle üretim kapasitesinin sınırlı olduğunu hatırlattı.

Çin için öncelik rejim değil petrol akışı

Sağlam, Çin’in İran’a yaklaşımında temel önceliğin rejimin karakterinden çok petrol akışının sürmesi olduğunu söyledi. İran’ın, Suudi Arabistan’dan sonra Çin’in en büyük tedarikçilerinden biri olduğunu belirten Sağlam, Çin’in yaklaşık yüzde 20’lik bir payla İran petrolüne bağımlı olduğunu kaydetti.

Bu nedenle Çin’in, kendi çıkarları korunabildiği sürece İran’daki rejim değişikliğine ilkesel bir itiraz geliştirmeyebileceğini söyleyen Sağlam, Pekin’in daha çok enerji tedarikinin devamlılığına odaklandığını ifade etti.

Kafkasya ve Trans-Hazar hattı daha fazla öne çıkabilir

Sağlam, savaşın uzamasıyla birlikte Kafkasya üzerinden planlanan alternatif enerji ve ulaştırma koridorlarının daha fazla önem kazanabileceğini belirtti. Özellikle Türkmenistan enerji kaynaklarının Azerbaycan üzerinden Türkiye ve Avrupa’ya taşınmasını öngören Trans-Hazar hattının daha fazla gündeme gelebileceğini söyledi.

Bu süreçte Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki açılım başlıklarının da yeni bir bağlama oturabileceğini ifade eden Sağlam, ABD’nin Rusya’yı dengelemek için Kafkasya seçeneğine daha fazla ağırlık verebileceğini kaydetti. Gürcistan’ın görece geri planda bırakılıp Ermenistan’ın öne çıkarılmasının da olası senaryolar arasında olduğunu dile getirdi.

Azerbaycan ve Türkiye temkinli davranıyor

Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı ve bölgesel enerji güzergâhlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Sağlam, bu hatların teorik olarak hedef alınabileceğini ancak bunun Türkiye’ye de doğrudan zarar vereceğini söyledi. Türkiye’nin bu petrolün nereye gideceğine tek başına karar veren bir aktör olmadığını, transit ülke konumunda bulunduğunu vurguladı.

İran’ın Nahçıvan hattı üzerinden Azerbaycan’a verdiği mesajların dikkat çekici olduğunu belirten Sağlam, buna rağmen hem Türkiye’nin hem Azerbaycan’ın sürece mümkün olduğunca temkinli yaklaştığını söyledi. İran’ın sivilleri değil daha çok üretim tesislerini ve stratejik noktaları hedef alarak ilerlediğini, bu nedenle toplumsal tepkinin diğer örneklere göre farklı biçimde geliştiğini ifade etti.

Sağlam, Azerbaycan’ın bir yandan alternatif enerji güzergâhı olarak öne çıkmak istediğini, diğer yandan İran’la komşuluk ilişkileri nedeniyle doğrudan çatışmaya sürüklenmekten kaçınacağını belirtti. Ona göre bölgede tüm aktörler, sert açıklamalar yapsalar da fiili tırmanmadan uzak durmaya çalışıyor.